Mektepli Gazete

Onbinlerce öğretmen norm dışına çıkacak

Paylaş
Yazı boyutu
100%

ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNİ BEKLEYEN BÜYÜK TEHLİKE

Türkiye’nin nüfusu azalıyor, eğitim sistemi alarm veriyor…

Türkiye çok ciddi bir demografik dönüşümden geçiyor. Doğan çocuk sayısı her yıl azalıyor. Bu değişim yalnızca nüfus istatistiklerini değil, Türkiye’nin eğitim sistemini, okullarını, öğretmen ihtiyacını ve gelecekteki istihdam politikalarını da doğrudan etkileyecek.

Ancak asıl sorun şu:

Türkiye’de çocuk sayısının azalacağı yıllardır biliniyor olmasına rağmen Milli Eğitim Bakanlığı bu tabloya göre bir öğretmen istihdam ve norm planlaması yapıyor mu?

Bugün atama bekleyen yüz binlerce öğretmen varken, birkaç yıl sonra karşımıza çok daha farklı bir tablo çıkabilir: Öğrenci sayısındaki hızlı düşüş nedeniyle öğretmenlerin önemli bir bölümünün norm kadro fazlası durumuna düşmesi ve yeni öğretmen atamalarının giderek zorlaşması.

Bu artık uzak bir gelecek senaryosu değildir. İlk işaretleri bugün okullarda görülmeye başlamıştır.

Grafik 1. Yıllar Bazında Doğum Oranları

Doğumlar 11 yılda yüzde 35,4 azaldı.

Türkiye’de 2014 yılında 1 milyon 347 bin 517 çocuk doğdu.

2025 yılında ise doğan çocuk sayısı 870 bin 54’e geriledi.

Başka bir ifadeyle yalnızca 11 yılda doğum sayısı 477 bin 463 azaldı.

Azalış oranı ise yüzde 35,4.

Bu rakam yalnızca bir nüfus istatistiği değildir.

Bu çocuklar birkaç yıl sonra okul sıralarını dolduracak öğrencilerdi.

Dolayısıyla bugün doğum oranlarında yaşanan düşüş, yarının öğrenci sayısını; yarının öğrenci sayısı ise öğretmen ihtiyacını belirleyecek.

Demografik değişim, eğitim sisteminin kapısını çalmıyor; çoktan içeri girmiş durumda.

İlkokullarda alarm zili çalıyor.

Bunun en somut göstergelerinden biri ilkokullarda görülüyor.

MEB verilerine göre ilkokullarda bugün 282 bin 357 öğretmen görev yapıyor. 2014 yılında bu sayı 237 bin 760 idi.

2014 yılında doğan çocuk sayısı 1 milyon 347 bin 517 iken, bu yıl okula başlayacak çocuk sayısı yaklaşık 1 milyon 183 bin 202.

Aradaki fark 164 bin 315 çocuk.

Bu, yaklaşık yüzde 12,19’luk bir azalma anlamına geliyor.

Yani eğitim sistemi daha şimdiden öğrenci sayısındaki demografik değişimin etkisini hissetmeye başladı.

Daha önemlisi, bugün doğan çocukların gelecekte hangi yaş grubunda olacağı ve kaç öğretmene ihtiyaç duyulacağı şimdiden öngörülebilir.

Asıl büyük dalga birkaç yıl sonra gelecek

2025 yılında doğan çocuk sayısının 870 bin 54’e kadar gerilemiş olması, eğitim sistemi açısından çok daha büyük bir uyarıdır.

Bu çocuklar 2031 yılında ilkokula başlayacak.

Dolayısıyla önümüzdeki dört yıl içerisinde ilkokullardaki öğrenci sayısında çok daha belirgin bir düşüş yaşanması beklenmektedir.

Dosyada yapılan hesaplamaya göre, 2025 yılında doğan çocukların 2031'de okula başlamasıyla birlikte ilkokullarda öğretmen ihtiyacının yaklaşık yüzde 35 oranında azalması söz konusu olacaktır.

Bu gerçekleştiğinde ortaya çıkabilecek tablo son derece açıktır:

Bugün öğretmen ataması bekleyen gençler, yarın yalnızca atanamama sorunuyla değil, görevdeki öğretmenlerin norm fazlası haline gelmesi sorunuyla da karşı karşıya kalabilir.

Tedbir alınmadığı takdirde her üç öğretmenden birinin norm kadro problemiyle karşılaşabileceği bir tablo ortaya çıkabilir.

Bu nedenle mesele yalnızca “kaç öğretmen atanacak?” sorusu değildir.

Asıl mesele:

Türkiye’nin önümüzdeki 10 yılın öğretmen ihtiyacını nasıl planladığıdır.

Ortaokul ve liseler için de geri sayım başladı

Bugün yaşanan değişimin etkisi yalnızca ilkokullarla sınırlı kalmayacak.

Doğum sayılarındaki düşüşün etkisi önce ilkokullarda, ardından ortaokullarda, daha sonra liselerde hissedilecek.

İlkokullarda başlayan öğrenci kaybı, yıllar içinde eğitim sisteminin diğer kademelerine doğru ilerleyecek.

Bugün birinci sınıfa başlayacak öğrencilerin birkaç yıl sonra ortaokula, daha sonra liseye geçeceği düşünüldüğünde, eğitim sisteminin önünde yıllara yayılan bir demografik dalga olduğu görülüyor.

Dolayısıyla Bakanlığın yalnızca bugünkü öğrenci ve öğretmen sayılarına bakarak planlama yapması yeterli değildir.

2030'u, 2035'i, 2040'ı bugünden görmek zorundadır.

Bir tarafta norm fazlası, diğer tarafta 85 bin ücretli öğretmen!

Türkiye'nin eğitim politikalarındaki en büyük çelişkilerden biri de burada ortaya çıkıyor.

Bir yandan binlerce öğretmen norm kadro fazlası durumuna düşüyor.

Diğer yandan öğretmen açığı 85 bin ücretli öğretmen aracılığıyla kapatılmaya çalışılıyor.

Bu tablo bize şunu gösteriyor:

Sorun yalnızca öğretmen sayısı değil, öğretmenin nasıl ve nerede istihdam edildiğidir.

Norm kadro sistemi ile gerçek öğretmen ihtiyacı arasındaki uyumsuzluk devam ettiği sürece, bir okulda norm fazlası olan öğretmen başka bir okulda öğretmen açığını karşılayamayabilir.

Sonuçta öğretmenler okul okul, ilçe ilçe dolaştırılırken; eğitim sisteminde istikrarlı ve sürdürülebilir bir istihdam modeli oluşturulamaz.

Bakanlık bugünü değil, geleceği planlamak zorunda

Milli Eğitim Bakanlığı'nın önünde artık çok açık bir görev bulunmaktadır:

Türkiye'nin demografik yapısındaki değişimi öğretmen politikalarının merkezine koymak.

Öğretmen norm kadro sistemi yeniden ele alınmalıdır.

Öğretmenlerin üzerindeki ders yükü azaltılmalıdır.

Norm hesaplamaları yalnızca mevcut öğrenci sayılarına göre değil, bölgesel ve kademeler bazında gelecekteki öğrenci projeksiyonları dikkate alınarak yapılmalıdır.

Öğretmenlerin norm fazlası durumuna düşmesini önleyecek uzun vadeli bir istihdam planı hazırlanmalıdır.

Ve en önemlisi, ücretli öğretmenlik kalıcı bir öğretmen istihdam modeline dönüştürülmemelidir.

Çünkü bugün yapılan yanlış planlama, yarın çok daha ağır bir istihdam krizine dönüşebilir.

Gençler öğretmen olmak için yıllarca hazırlanıyor, sistem ise onları bekleyen geleceği planlamıyor.

Bugün üniversitelerde öğretmenlik eğitimi alan yüz binlerce genç var.

KPSS'ye, AGS'ye ve diğer sınavlara hazırlanan; yıllarca emek veren gençler var.

Atama bekleyen öğretmenler var.

Fakat aynı anda Türkiye'nin çocuk nüfusu hızla azalıyor.

Bu durumda Bakanlığın yapması gereken şey, sadece bugünün öğretmen açığını hesaplamak değildir.

Geleceğin öğretmen ihtiyacını bugünden hesaplamaktır.

Aksi halde birkaç yıl sonra Türkiye çok daha büyük bir paradoksla karşı karşıya kalabilir:

Atama bekleyen öğretmen sayısı artarken, öğretmen ihtiyacı azalabilir.

İşte asıl tehlike budur.

Eğitim politikası nüfus politikasından bağımsız düşünülemez

Türkiye'nin nüfus yapısı değişiyor.

2014 yılında 1 milyon 347 bin 517 olan doğum sayısı, 2025 yılında 870 bin 54'e düşmüş durumda. Aynı dönemde yaş gruplarındaki çocuk sayılarında da belirgin azalışlar görülüyor.

Bu nedenle eğitim politikası ile nüfus politikası artık birbirinden ayrı düşünülemez.

Çocuk sayısındaki azalma;

daha az öğrenci,

daha az derslik ihtiyacı,

daha az öğretmen ihtiyacı,

daha fazla norm fazlası öğretmen

ve daha düşük yeni öğretmen istihdamı

sonucunu doğurabilecek bir süreci beraberinde getiriyor.

Bu süreç yönetilmezse bedelini yalnızca öğretmenler değil, eğitim sisteminin tamamı ödeyecektir.

Şimdi tedbir alınmazsa yarın çok geç olabilir

Türkiye'nin önünde iki seçenek bulunmaktadır:

Ya demografik değişimi dikkate alan, öğretmen istihdamını ve norm sistemini yeniden düzenleyen uzun vadeli bir eğitim planlaması yapılacak;

ya da birkaç yıl sonra öğrenci sayısındaki düşüşün sonuçları okullarda çok daha ağır biçimde hissedilecek.

Bugün yapılacak planlama, yarının öğretmen istihdamını belirleyecek.

Bugün alınacak kararlar, binlerce öğretmenin geleceğini etkileyecek.

Bu nedenle: Türkiye'nin çocuk sayısı azalırken öğretmen politikanızı hala eski nüfus projeksiyonlarına göre sürdüremezsiniz.

Öğretmen norm sistemini yeniden düzenleyin.

Uzun vadeli öğretmen istihdam planını açıklayın.

Ücretli öğretmenlik uygulamasının boyutlarını kamuoyuyla paylaşın.

Önümüzdeki 5, 10 ve 15 yılın öğretmen ihtiyacını branş ve eğitim kademesi bazında açıklayın.

Çünkü mesele yalnızca bugün kaç öğretmenin atanacağı değildir.

Mesele, Türkiye'nin gelecekte kaç öğretmene ihtiyaç duyacağını bugünden görüp göremediğidir.

Ve unutulmamalıdır:

Çocukların sayısı azalırken eğitim sisteminin planlaması değişmiyorsa, sorun nüfusun azalması değil; bu değişime hazırlıksız yakalanmaktır.

Türkiye'nin öğretmenlik mesleğini bekleyen büyük tehlike tam da burada başlıyor.

Eğitim Uzmanı Ali Taştan

İlgili Haberler

Mektepli Gazete | Onbinlerce öğretmen norm dışına çıkacak