Beynin Toplumsal Haritası : Eğitim, Eşitsizlik ve Sosyal Adalet

Beynin Toplumsal Haritası : Eğitim, Eşitsizlik ve Sosyal Adalet
1Geçen ay yayımlanan sosyoloji ve tıp alanlarının iç içeliğine de örnek teşkil eden bir çalışmanın sonuçları eğitim dünyasından yaşamın anlamı sorularına kadar birçok farklı alanda çığır açıcı bulgular ortaya koyuyor. Bu çalışma, beyin ağlarının izole biyolojik yapılar olmadığını; çocuğun yaşadığı çevrenin doğrudan bir yansıması olduğunu göstermektedir. Beyinin çocukluk çağı gelişimiyle çevresel faktörler ilişkisinin incelendiği çalışma, çocukların beyin yapısını şekillendiren en güçlü faktörün genetik veya zekâ testleri değil, sosyoekonomik durum olduğunu kanıtlamakta. Araştırmada 9-10 yaş aralığındaki binlerce çocuğun MRI verileriyle 649 farklı davranışsal ve çevresel değişken beyin işlevi ve yapısıyla eşleştirilmiş. Tüm değişkenler içinde en güçlü ve en tekrarlanabilir olanın ve beyin geneli ilişkiyi yaratan tek faktörün sosyoekonomik durum olduğu ortaya çıkmış.
Bu çalışma aynı zamanda uzun yıllardır zeka (IQ) ile beyin yapısı arasında doğrudan ilişkiyi yansıtan beyin görüntüleme çalışmalarının büyük ölçüde bir yanılsama olduğunu göstermekte. Farklı sosyoekonomik kesimler istatistiksel olarak kontrol altında tutularak düzenlenen örneklerde de ortaya çıkan görüntülerde yüksek sosyoekonomik seviye modelinin düşük seviye örneklerine genellenemediği, dolayısıyla asıl belirleyici olanın IQ olmadığı hatta zekanın da belirleyicisinin büyüdüğü çevre olduğu ortaya çıkmaktadır. Sosyoekonomik statünün izi ise beklendiği gibi yüksek düzey bilişsel işlevlerin yürütüldüğü kortekslerde değil; vücutta tüm istemli kas hareketlerini başlatan ve kontrol eden sinir merkezi olan birincil motor kortekslerde ve duyu organlarından gelen uyarıları alıp işleyen anlamlandıran bölge yani duyusal kortekslerde belirginleşiyor.
Sosyoekonomik yapı ile eğitim-öğrenme arasındaki ilişkiyi açıklayan yüzlerce çalışmanın yanısıra sahada deneyimlerimizle verebileceğimiz binlerce örnek mevcut elbette. Ancak bu çalışmayı farklı kılan ve çığır açıcı olabilecek özelliği; beyin ağları arasındaki ilişkiselliği de, yani sosyoekonomik ilişkide elde edilen sonucun beyin ağları arasındaki bağlantısallığı da ispatlayarak, beyin ağları arası ilişkiye içreliğiyle birlikte açığa çıkmış olmasıdır.
Uzun yıllar farklı düşünülmesine rağmen artık biliyoruz ki bütün, parçaların toplamından daha fazlasıdır. Hidrojen ve oksijen doğrudan yan yana gelerek değil; farklı dizilimlerle çok daha farklı özellikleriyle suyu oluşturmuştur. Nöron düşünüp hissedemez ama milyonlarca nöron belirli biçimde bağlandığında bilinç ortaya çıkar. Hücreyi canlı yapan moleküller değil moleküller arası bilgi akışıdır. Gerçeklik, parçaların kendisinden çok ilişkilerin içinde oluşur.
Yine kimya alanında maddelerin özelliklerinin elektronların etkileşimlerinden kaynaklandığını ve farklılıkları bu etkileşimlerin oluşturduğunu değil de maddelerin ait oldukları grupları sebep olarak anlatırız. Vücudun eletrolitik dengesini kazandıran tuzlu su olan serumdaki tuz iyonlarla; iyonik bağla oluştuğu için elektriği iletirken su doğrudan iyonlardan oluşmadığı; kovalent bağlı olduğu için elektriği iletmez. Oysa bağ adıyla kodlanmış bu farklı özellikler,- bağ türü sebep olarak sunulamaz-, atomlar arası çok farklı derecede çekim alanlarıyla belirir ve iki tür denemeyecek kadar çok skala sunar, tıpkı sayı doğrusunun iki ucundaki okun anlamı gibi. İşte bilim ortamı olması gereken okullar da sadece müfredat konularının içeriğiyle değil, sürdürdüğümüz nasıllar ile aslında düşünme ve yorumlama biçimine hizmet etmektedir.
Söz konusu bilimsel çalışmanın öznesi çocukların okullarda, eğitim öğrenme ortamında sosyoekonomik durumların etkisinin yok sayıldığı politikaları işletmekteyiz. Aynı zamanda okul öğretimden önce sosyal alandır, öğrenebilmek güvenli bir ortam, özgür bir zihin ve eğitim ön koşulunu ister. Özellikle içinde bulunduğumuz süreçte ise okulda ve her yerde, bu olması gerekenlerin varmış gibi yapıldığı, biçimsel varmış gibi yapılarak özünü tamamen yok etmeyi amaçlayan politikalarla karşı karşıyayız. Çocuklarının okuyarak bir geleceklerinin olacağına artık inanmayan anne babalar, güven ve aitlik hissetmeyen çocuklar, bunlarla ilgili kaygısı olmayan küçük bir kesim dışındaki ücretiyle emeğiyle çalışan yoksul işçiler tamamen yok sayılmak isteniyor ve bu nedenle temel yaşam şartları için adalet için sokakta olan işçi çocuklarının öğretmenleri dövülebiliyor.
Sistem varlığının toplumda sürdürülür olması için öncelikle toplumsal ilişkiler ağını kırmayı ve o ağın varlığına tehlike olan gücünü kırmayı, yaşamları ve düşünme biçimlerini şekillendirerek, insanlara kendilik hali gibi, kendi tercihleriymiş gibi düşünmelerini sağlayan aparatlar yaratır. Kapitalizm her zaman popüler kültür aracıyla değerlerin özünü değiştirerek toplumu kontrol etmek ister. Kavramları bozguna uğratarak öncelikli ihtiyacı toplumsal gücü etkisiz kılmayı amaçlarken bireyciliğin ortak bir anlayış olmasını ve isyanı engelleyen güç olmasını ister. Toplum mühendisliğinde hegemonya araçlarından biri olarak ‘farkındalık’ bu bağlamıyla üzerinde en çok oynanan kavramlardan biridir.
Gerçek farkındalık hem içsel hem toplumsal bir eylem olmasına rağmen, yaşamın amacının mutluluk olduğu, buna ulaşmak için ise sorunlarla baş etme yolu ve tek çaresinin salt kişisel olduğu yaygın olarak empoze edildi, ediliyor. İç sesi duymakla başlayan farkındalık biz olabildiği ölçüde anlamlı olmaya başlar. Farkındalıkla kurulan ilişkilerde sevgi bir duygu olmaktan çıkar ve bilinçli bir seçim haline gelir. Seçme özgürlüğüne giden önemli bir ilişkiler zeminidir. Aynı zamanda rahatsız edicidir farkındalık ve etik bir sorumluluğa döner. Ekonomik eşitsizliklere, açlıktan ölen, kıyıya vuran çocuklara, yanan ormanların acısına, bir tarafta tüketim çılgınlığı diğer tarafta çöpe giden atık yiyeceklere, bunlara sebep sistemsel ağa karşı sorumlu olmaya döner. Görev edinmenin ötesinde özgürlüğe açılan sorumluluk oluşuyla farkındalık, sistem için rahatsız edicir. Farkındalık insanın evrenle kurduğu bağla muhtevalıdır.
Okul terkleri, kronik devamsızlıklar, çocuk işçiliği, materyal-kaynak kitap edinememe, tıbbi destek alamama, beslenme yetersizliği gibi göstergelerle belirlenen akademik giriş özelliklerinden okuduğunu anlama becerisinin olmamasının istatiksel oranı düşük gelirli ülkelerde yüzde yetmiş olarak saptanmış. Ve artık yoksulluk değil sadece, yoksulluğun sürekliliği hedefleniyor.
Varlık ilişkiler ağı içinde anlam kazanır ve yukarıdaki çalışma o ağın en önemli düğümünün sosyal adalet olduğunu gösteriyor. Toplumsal olarak yaşadığımız geniş kitleli patlamalar ise belki sessiz ama kararlı bir birikimin olduğunu göstermekte. Yok sayılmaya karşı bir güç olarak akmayı beklemek yerine toplumsal patlamaların sönümlenmesine izin vermeyen ağları kurabilmek, belki de düşünülmesi gereken asıl düğüm. ‘’Sonsuza dek yaşayan roma değil evrendeki yeridir insanın’’ Osip Mandelştam
‘’’’’ Science Dergisi 11 Haziran 2026 Scott Maret ve arkadaşları
Arzu Şimşek
İlgili Haberler

Nazilli’de velilerden ikili eğitim tepkisi: “Okulumuzu geri verin, tekli eğitim istiyoruz”

Kahramanmaraş'taki okul saldırısı: Müdür, müdür yardımcısı ve 2 öğretmen hakkında soruşturma izni istendi

MEB’den Okullardaki Personel Sıkıntısına Kalıcı Çözüm mü geliyor?

Sinop’ta köy okulunda birleştirilmiş sınıf tepkisi: Çocuklar akranlarından geri kalıyor

Milli Eğitim Bakanı Tekin: "Kusura bakmasın kimse, ben vesayetin her türlüsüne karşıyım"