Mektepli Gazete

ZOR ZAMANLARDA EBEVEYN VE ÇOCUK OLMAK

Yeni yılla birlikte gündemimize giren COVID-19 enfeksiyonu bireysel ve toplumsal yaşamımızda köklü değişiklikler yaptı ve yapmaya da devam edecek gibi görünüyor.

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Yeni yılla birlikte gündemimize giren COVID-19 enfeksiyonu bireysel ve toplumsal yaşamımızda köklü değişiklikler yaptı ve yapmaya da devam edecek gibi görünüyor. Bu değişikliklerden biriside eğitim sürecinde yaşanmakta. Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemi ilanı ile birlikte dünyada birçok ülkede okullar önce kısa süreli tatil edildi, salgının kısa sürede bitmeyeceği anlaşılınca da çocuklar için yeni bir süreç başlamış oldu. COVID-19 enfeksiyonunun ruh sağlığı üzerine etkisini başka bir yazıda ele aldığımız için bu yazıda üzerinde durulmayacaktır. Bu yazıda kısaca çocukların ve ebeveynlerin yaşadıkları sorunlar üzerinde durulacaktır.

Toplumun en ‘hassas’ ve ‘kırılgan’ gruplarından biri olan çocuklar evlere kapandılar. Koşup, oynayan, anne ve babaların ‘eve almak’ ta zorlandıkları çocuklar, günlerce sürecek ve ne zaman biteceği de belli olmayan ‘ev hapsi’ ne alındılar. Çocuklar içinde bulundukları yaş grubunun özelliklerine göre bu sürece tepki vermektedirler. Somut düşünme eğiliminde olan okul öncesi çocuklar enfeksiyonu anlamakta zorlanırken, daha büyük çocukların önemli bir kısmı ise enfeksiyonu ve sonuçlarını kavrasalar da tedbirleri kavramakta zorlandılar. Anne ve babaları ile sokağa çıkma konusunda gerilim yaşayan çocuklar, 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı ile birlikte evlerinden hiç çıkamaz oldular. Başlangıçta evlerde oyalanabilen çocuklar sürecin uzaması ile birlikte oyalandıkları ev içi aktiviteleri tüketmeye başladılar. Geriye bir tek şey kalıyordu, o da internet.

Çağımız internet çağı olmakla birlikte, internete ‘mesafeli’ duran ve çocuklar için ‘tehlikeli’ olduğunu düşünen, internet bağımlısı olmalarından korkan yığınla ebeveyn bulunmaktadır. Yaşadığımız yıllar internetin yaşamımıza hızla girdiği ‘analog çağ’ ından, ‘dijital çağ’ına geçiş yılları olduğu için, bu hızı algılamakta zorlanan ebeveynlerin çocukları ile de çatışma yıllarıydı. Daha önceleri okula giden çocuklar, en azından vaktinin büyük bölümünü orda geçirdikleri için okul dönüşleri çocukların evlerde internet ile meşguliyetleri görece daha kısaydı ve pek de dikkat çekmeyebiliyordu. Ama şimdilerde ebeveynlerin de evde olması ile birlikte bu meşguliyet gözle görünür olmaya başlıyor ve ebeveynler de kaygılanmaya başlıyorlar.

Eğitimin televizyonlardan ya da internetten verilmeye başlanması, ebeveynlerin bu süreçte başka bir rol üstlenmelerini de beraberinde getirmektedir. Bu yeni görevin tam tanımı da yapılamamaktadır. Ebeveynler eğitim aldıkları süre içerisinde çocukların başında mı duracaklar yoksa onlara aynı zamanda ‘yardımcı öğretmenlik’ de mi yapacaklar? Kendi hallerine bırakılsalar dersleri boşlayacaklar kaygısı ağır basarken, bırakmayıp sürece müdahil olsalar çocukları ile çatışacaklar. Hele çocuğun sınava gireceği bir sene ise bu çatışma daha da artacaktır. Aileleri çocuklarla çatıştıran en önemli etmenlerden biriside çocukların “rakipleri” nin bu süreçte ne yaptığı idi. Ya onlar daha fazla çalışıyor ve çocukları geride kalıyorsa korkusu ebeveynleri huzursuz etmekte ve ne yapacaklarını bilememektedirler.

Bu uzun girizgahtan sonra söylenenleri toparlamaya çalıştığımızda karşımızdaki sorunlar şu şekilde özetlenebilir. Çocuklar hem salgın ile ilgili bilinmezleri ve korkuları ile başetmeye çalışmakta, bu süreci internet ve dijital oyunlarla aşmakta, aileleri ile çeşitli nedenlerle daha sık karşı karşıya gelmektedir. Ebeveynler ise, ilk defa karşılaştıkları böylesi bir sorunda ne yapacaklarını bilememekte ve kendilerince ‘el yordamı’ ile bir çözüm üretmeye çalışmaktadır. Çocuklar ve ebeveynlerin sürece bakışı çoğu zaman örtüşmemekte ve çatışma alanları derinleşmektedir. Süreç biraz daha uzarsa her iki taraf açısından da  ‘kabus’a dönüşecektir.

O halde ne yapmalı?

“Krizler fırsatları da barındırır” söyleminde ifadesini bulan fırsatı ebeveynler yakalamaya çalışmalıdır. Belki de hayatlarında ‘ilk’ defa çocuklarına ‘doğru düzgün’ ebeveynlik yapma fırsatı bulacaklardır. Daha önce çocukları ile bu kadar uzun vakit geçirme fırsatı bulamayan ebeveynler salgınla birlikte bu fırsatı da yakalamış oldular. Psikanalizin kurucusu Freud’a “Çocuklarımıza nasıl bir eğitim verelim, onları geleceğe nasıl hazırlayalım, travmalardan nasıl koruyalım?” diye sorulduğunda “Ne yaparsanız yapın, hiçbir zaman sizin hayalinizdeki gibi olmayacak” yanıtını vermiştir. Ebeveyn çocuğun, çocuk da ebeveynin beklentisini tam olarak karşılayamayacaktır. O halde ebeveynlik açısından yeni bir şeyler denemenin zamanı tam da bu günlerdir. Her çocuk biricik ve özeldir. Her çocuğun tarzı birbirinden farklıdır. Önemli olan çocuktaki o özellikleri keşfetmek ve çocuğu tanıdıktan sonra bu süreci yönetmektir. Eğer ebeveynlerin bu süreçte yaptıkları işe yaramıyorsa, çocuğun ne istediği ve nasıl bir yöntemle bu süreci daha iyi atlatabileceği üzerinde kafa yorulmalı ve farklı yöntemler denenmelidir. Belirli zamanlarda bütün ailenin oturup birbirini tanıma sohbetleri yapması işe yarayabilir. Tanıma süreçleri için ev içinde oyunlar gibi bazı aktiviteler işe yarayabilir.

Bu süreçte mutlaka yapılması gerekir diye bir şey yoktur. Mutlaka ile başlayan önerileri bir kenara bırakın, çünkü bu süreç herkes için ilk defa yaşanıyor ve daha önceki deneyimlerden daha farklı yaşanıyor. Çok fazla belirsizlik var ve ‘belirli’ cevaplar da maalesef yok. Öğretmenler de bu süreçte ne yapılması gerektiğini tam olarak bilmiyor, ruh sağlığı uzmanları da. Genel öneriler bu süreçte işe yaramıyor. Her çocuğa özgü bir yaklaşımı benimseyip süreci yönetmek daha doğru olur. Tıpta aynı grup hastalığı olan her hasta aynı değildir ve bunun için ‘hastalık yok hasta var’ yaklaşımı benimsenmiştir. Tıpta uygulanan bu yaklaşımı aile ve çocuklara uygulayıp ‘çocukluk yok, çocuk var’, ‘ebeveynlik yok ebeveyn var’ yaklaşımı daha sağlıklı olacaktır.

Kaygı iyidir ancak çok fazla kaygı sorundur. Çocuklarınızla birlikte vereceğiniz tepkiler ‘anormal’ duruma karşı vereceğiniz ‘normal’ tepkilerdir. Bugüne kadar süreci “yeterince” iyi bir şekilde yöneten siz ebeveynler, bugünden sonra da yöneteceksiniz.

Çocuklarla “güzel günlerin görülüp, motorların maviliklere sürüleceği” günler dilerim.

Prof.Dr. Fuat Torun

İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi

Tıp Fakültesi

Ruh Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

 

 

Mektepli Gazete | ZOR ZAMANLARDA EBEVEYN VE ÇOCUK OLMAK