Mektepli Gazete

Pedagojiden ve Ruh Sağlığından Yoksun Güvenlik Anlayışı Kabul Edilemez

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Milli Eğitim Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında imzalanan iş birliği protokolünde dile getirilen vizyon ve açıklanan rakamlar; devlet aklının okullardaki şiddet krizini, çocuk psikolojisini ve eğitim kurumlarının doğasını ne denli yanlış okuduğunun açık bir itirafıdır.

​Bakanlığın “çözüm” adı altında sunduğu bu yaklaşımın temelsizliğini ve yetersizliğini gösteren temel noktalar şunlardır:

​1. Eğitim Kurumlarını Cezaevine, Öğrencileri Potansiyel Şüpheliye Dönüştürmek!

​Yapılan açıklama; okulu bir eğitim, gelişim ve güven alanı olarak değil, koruma altına alınması gereken bir “operasyon sahası” olarak gördüklerini kanıtlamaktadır. Güvenliği yalnızca fiziki denetimlere, servis aramalarına ve polis devriyelerine indirgemek, sorunun kaynağını ıskalamaktır. Bir okulu tel örgüler, turnikeler ve polis araçlarıyla kuşatarak güvenli kılamazsınız; yalnızca öğrencilerinize açık hava hapishanesinde olduklarını hissettirirsiniz.

Güvenlik, binanın dışına barikat kurarak değil; binanın içinde hiçbir çocuğun dışlanmadığı, zorbalığa uğramadığı ve yalnız bırakılmadığı bir iklim kurarak sağlanır.

​2. Sorumluluğu Gözaltı Sayılarıyla Maskelemek!

​Tek bir günde 3 bin 500 kişinin gözaltına alındığı övünçle anlatılırken, bu durum aslında güvenlik ve eğitim politikalarının ne denli büyük bir iflas içinde olduğunun resmidir. Binlerce insanın okulların etrafında cirit atacak seviyeye gelmesi, devletin önleyici tedbirlerde sınıfta kaldığının kanıtıdır.

Suç oluştuktan ve çeteler okullara kadar sızdıktan sonra yapılan polisiye operasyonlar başarı değil; koruyucu ve önleyici devlet anlayışının gecikmiş bir sonucudur. Eğitim sistemi, adli kolluk kuvvetlerinin kafa sayısı bilançoları üzerinden aklanamaz.

​3. Sorumluluktan Kaçış: Faturayı Ebeveyne Kesmek!

​Açıklamada göze çarpan en sığ yaklaşım, devletin asli görevlerini velilerin sırtına yükleme çabasıdır. "Çocuğunuzun odasına gidin, bilgisayarına bakın" talimatı vermek, bakanlık düzeyinde bir pedagojik vizyonsuzluktur.

Aile elbette sorumludur; ancak okullarda liyakatli rehber öğretmen, psikolojik danışman, psikolog ve sosyal hizmet uzmanı eksikliği yaşanırken, akran zorbalığına karşı somut adımlar atılmazken, dijital dünyanın tehlikelerine karşı okul çatısı altında pedagojik bir kalkan oluşturulamazken sorumluluğu sadece ebeveynin "gece çocuğunun odasını kontrol etmesine" bağlamak acziyettir.

​4. Pedagojiden ve Ruh Sağlığından Yoksun Güvenlik Anlayışı Eksiktir Kabul Edilemez!

Açıklama metninde ​gözaltı sayıları, siber operasyonlar ve metruk bina yıkımları vb. arasında tek bir kelime dahi geçmeyen kavramlar şunlardır:

Pedagoji, okul psikolojik danışmanlığı, erken müdahale ve sosyal-duygusal gelişim!

Suçla mücadele polisin görevidir; ancak okuldaki şiddeti önlemek polisin değil, Millî Eğitim Bakanlığı’nın görevidir. Silahlı ya da bıçaklı saldırı aşamasına gelen bir gencin arka planındaki travmayı, öfkeyi ve izolasyonu çözmeyen bir sistem; kapıya kaç polis koyarsa koysun, şiddetin patlamasını engelleyemez.

​Sonuç olarak; Manisa'daki trajedinin hemen öncesinde atılan bu imzalar ve yapılan bu kışkırtıcı "operasyon" söylemleri, maalesef kağıt üzerinde kalmaya mahkûmdur. Eğitim alanını üniformalıların inisiyatifine bırakan şiddeti doğuran sebeplere kör kalan ve sorumluluğu veliye atan bu zabıta zihniyeti değişmediği sürece, ne okullar huzura kavuşacak ne de çocuklarımız güvende olacaktır.

Osman Çağrı Şahin

Eğitim Uzmanı

İlgili Haberler

Mektepli Gazete | Pedagojiden ve Ruh Sağlığından Yoksun Güvenlik Anlayışı Kabul Edilemez