Mektepli Gazete

Eğitim Sen: Laik,bilimsel,demokratik eğitim anlayışımızı sürdüreceğiz

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünce hazırlanan ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Halk Eğitimi Merkezleri aracılığıyla uygulanacağı açıklanan on iki modüllük Alevilik-Bektaşilik eğitim programı, “Dini ve Değerler Eğitimi Alanı” başlığı altında yayımlandı. Kamuoyuna “Anadolu irfanı”, “kültür köprüsü” ve “millî birlik” söylemleriyle sunulan program, kamusal eğitim, laiklik ve devletin inançlar karşısındaki tarafsızlığı açısından ciddi soru işaretleri barındırmaktadır. Eğitim Sen olarak bu girişimi, eğitimin giderek dinselleştirilmesi ve kamusal eğitimin inançlar karşısındaki tarafsızlığını yitirmesi sürecinin yeni bir halkası olarak değerlendiriyoruz.

Sendikamız kuruluşundan bu yana inançların, kültürlerin ve toplumsal kimliklerin eğitim alanında laik, bilimsel, demokratik ve çoğulcu bir anlayışla ele alınmasını savunmaktadır. Bir inancın tarihini, edebiyatını, müziğini, düşünsel gelişimini ve toplumsal kurumlarını bilimsel yöntemlerle incelemek ile o inancın esaslarını ve devlet tarafından “doğru” olarak belirlenen yorumunu yurttaşlara aktarmak birbirinden farklıdır. Birincisi kamusal ve bilimsel eğitimin doğal bir parçasıdır. İkincisi ise laik devletin inançlar karşısında üstlenmesi gereken tarafsızlıkla bağdaşmaz.

Laiklik, devletin yalnızca farklı inançlar arasında değil, inançlar ile inançsızlık karşısında da tarafsız olmasını gerektirir. Devlet herhangi bir inancın içeriğini, kaynaklarını, ibadet biçimlerini ya da “doğru” yorumunu belirlemeye yönelmemelidir. Bir kamu otoritesinin hangi kaynakların esas alınacağına, hangi yorumların aktarılacağına ve kimlerin öğretici olacağına karar vermesi, resmî din öğretimi anlayışına benzer bir yapı ortaya çıkarmaktadır. Sorun, Alevilik-Bektaşiliğin eğitimde görünür kılınmaya çalışılması kadar, devletin Aleviliğin nasıl tanımlanacağına ve hangi yorumunun esas alınacağına karar veren makam haline gelmesidir.

Programın kendini tanımlarken başvurduğu “Anadolu irfanı”, “millî kültür” ve “değerler eğitimi” gibi kavramlar da pedagojik açıdan tartışmalıdır. Bu kavramların bilimsel sınırları açık değildir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin bütününe yön veren bu yaklaşım, toplumdaki farklı inanç ve kimlikleri eşit yurttaşlık temelinde tanımak yerine onları önceden tanımlanmış bir kültürel bütünlük içinde konumlandırma riski taşımaktadır.

Bakanlığın kullandığı “doğru kaynaktan öğrenme” ifadesi de aynı anlayışın ürünüdür. Bir inanç söz konusu olduğunda “doğru kaynak”ın kim tarafından ve hangi ölçütlerle belirlendiği temel bir sorudur. Devlet tarafından belirlenen ya da onaylanan bir kaynağın “doğru” ilan edilmesi, devletin bir inancın içeriğini ve meşru kabul edilecek yorumunu belirleyen otorite haline gelmesi anlamına gelir. Bilimsel eğitim ise bilgiyi idari bir mekanizmanın kararıyla değil; araştırma, eleştiri, tartışma ve bilimsel yöntemlerle değerlendirir.

Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir başkanlığın verdiği belgelerin tercih sebebi sayılması ve kursları tamamlayanların Halk Eğitimi Merkezlerinde ücretli “usta öğretici” olarak görevlendirilmesinin öngörülmesi de ayrıca sorunludur. Kamu eğitim kurumlarında öğretici görevlendirilmesinin temel ölçütü bilimsel, akademik ve pedagojik yeterlilik olmalıdır. İnanç alanında devlet tarafından tanınan ya da yetkilendirilen kişilerin kamu eğitim sistemi içinde öğretici konumuna getirilmesi, devletin inanç alanını düzenleyen ve biçimlendiren bir aktöre dönüşmesi riskini taşımaktadır.

Bu girişimin, eğitim alanındaki köklü sorunlar çözümsüz bırakılırken gündeme getirilmesi de dikkat çekicidir. Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine ilişkin sorunlar ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ortadayken, kamusal eğitimin laik niteliğini aşındıran uygulamalar ve dini yapılarla yapılan protokoller sürmektedir. Farklı inançlardan yurttaşların ve herhangi bir inanca mensup olmayanların eğitimde yaşadığı sorunların çözümü, devletin her inanç için ayrı bir resmî öğretim programı hazırlamasında değildir.

Çözüm; zorunlu din öğretimi sorununa son verilmesinde, kamusal eğitimin bütün inançlar ve inançsızlıklar karşısında gerçek anlamda tarafsız hale getirilmesinde ve eğitim sisteminin laik, bilimsel, demokratik ve çoğulcu bir temelde düzenlenmesindedir.

Milli Eğitim Bakanlığı’ndan programın hazırlanma sürecine ilişkin tüm bilgi ve belgeleri kamuoyuyla paylaşmasını, sürece katkı sunan kişi ve kurumları açıklamasını, kullanılan kaynakların hangi bilimsel ve pedagojik ölçütlerle belirlendiğini ortaya koymasını bekliyoruz. Ayrıca Alevi-Bektaşi toplumunun farklı kurumlarının ve ilgili toplumsal kesimlerin hazırlık sürecine nasıl dâhil edildiği de açıklanmalıdır.

Kamusal eğitim; farklı inançların, kimliklerin, yaşam biçimlerinin ve inançsızlıkların eşitlik temelinde bir arada var olabildiği, bilimsel düşüncenin, eleştirel aklın ve özgür düşüncenin geliştiği bir alan olmak zorundadır.

Devletin görevi inançları tanımlamak ve biçimlendirmek değil; bütün yurttaşların inanç, vicdan ve inançsızlık özgürlüğünü eşit biçimde güvence altına almaktır.

Kamusal, laik, bilimsel, demokratik ve çoğulcu eğitim mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.

Eğitim Sen

İlgili Haberler

Mektepli Gazete | Eğitim Sen: Laik,bilimsel,demokratik eğitim anlayışımızı sürdüreceğiz