Mektepli Gazete

12 Eylül 1980 askeri darbesinin 46'ncı yılı... TTB: 12 Eylül'le gerçek hesaplaşma darbenin yarattığı düzenin ortadan kaldırılmasıyla mümkün

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi'nden 12 Eylül darbesinin 46'ncı yılı nedeniyle yapılan açıklamada, "12 Eylül’le gerçek bir hesaplaşma, darbenin yarattığı antidemokratik düzenin ve onun bugüne taşınan sonuçlarının ortadan kaldırılmasıyla mümkündür. Bunun yolu; emeğin ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınmasından, laikliğin ve bilimin savunulmasından, halk iradesine saygı gösterilmesinden ve kamu kaynaklarının toplum yararına kullanılmasından geçmektedir" denildi.

Paylaş
Yazı boyutu
100%

(ANKARA) - Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi'nden 12 Eylül darbesinin 46'ncı yılı nedeniyle yapılan açıklamada, "12 Eylül’le gerçek bir hesaplaşma, darbenin yarattığı antidemokratik düzenin ve onun bugüne taşınan sonuçlarının ortadan kaldırılmasıyla mümkündür. Bunun yolu; emeğin ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınmasından, laikliğin ve bilimin savunulmasından, halk iradesine saygı gösterilmesinden ve kamu kaynaklarının toplum yararına kullanılmasından geçmektedir" denildi.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi'nden 12 Eylül darbesinin 46'ncı yılı nedeniyle yapılan açıklamada, "12 Eylül 1980 Darbesi’nin üzerinden 46 yıl geçti. Darbe sona erdi ancak darbenin yarattığı siyasal, ekonomik ve toplumsal düzenin izleri bugün de yaşamaya devam ediyor. 12 Eylül; emeğin, özgürlüklerin, örgütlenme hakkının ve demokratik siyasetin bastırıldığı; işkencenin, hukuksuzluğun ve baskının devlet politikası haline getirildiği karanlık bir dönemin adıdır. Aynı zamanda kamusal alanın tasfiye edildiği, emeğin değersizleştirildiği ve toplumun temel ihtiyaçlarının giderek piyasanın konusu haline getirildiği neoliberal dönüşümün önünü açmıştır" ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Bu süreçte meslek örgütleri de baskı ve denetim politikalarının hedefi olmuştur. Türk Tabipleri Birliği (TTB) darbe sonrasında kapatılmış, yöneticileri ve üyeleri yargılanmıştır. TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Nusret Fişek ve Merkez Konseyi üyeleri, hekimlik değerlerinin gereği olarak idam cezasına karşı çıktıkları için yargılanmıştır. TTB, bütün bu baskılara rağmen yaşam hakkını, hekimlik değerlerini ve insan haklarını savunmaktan geri adım atmamıştır. 1982 Anayasası ile meslek örgütü üyeliğinin zorunlu olmaktan çıkarılması da örgütlülüğü zayıflatan düzenlemelerden biri olmuştur.

12 Eylül’ün zemin hazırladığı neoliberal dönüşüm sağlık alanında da kendisini göstermiştir. Sağlığın giderek piyasanın konusu haline getirilmesi, kamusal sağlık hizmetlerinin aşındırılması, sağlık emekçilerinin güvencesizleştirilmesi ve hekimlerin mesleki bağımsızlığının zedelenmesi bugün yaşadığımız sorunlardan bağımsız değildir. Hekim emeğinin performans ve rekabet ilişkileri içine sıkıştırılması, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ve hekim göçü bu politikaların sonuçlarıdır.

"DARBELERE KARŞI DEMOKRASİYİ SAVUNUYORUZ"

Bugün demokratik hak ve özgürlüklerin daraltıldığı, hukukun üstünlüğünün aşındırıldığı, emeğin ve örgütlenmenin baskı altına alındığı bir dönemden geçiyoruz. TTB olarak sağlık hakkını demokrasi, eşitlik, özgürlük ve barıştan ayrı görmüyoruz. Savaşın, yoksulluğun, iş cinayetlerinin, ayrımcılığın ve eşitsizliğin insan sağlığı üzerindeki sonuçlarını biliyoruz. O yüzden 'Savaş bir halk sağlığı sorunudur' dedik. Barış ve demokrasi de temel halk sağlığı koşullarıdır.

12 Eylül’le gerçek bir hesaplaşma, darbenin yarattığı antidemokratik düzenin ve onun bugüne taşınan sonuçlarının ortadan kaldırılmasıyla mümkündür. Bunun yolu; emeğin ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınmasından, laikliğin ve bilimin savunulmasından, halk iradesine saygı gösterilmesinden ve kamu kaynaklarının toplum yararına kullanılmasından geçmektedir.

TTB olarak; darbelere karşı demokrasiyi, baskıya karşı özgürlüğü, sömürüye karşı emeği, piyasaya karşı kamusal sağlık hakkını, ayrımcılığa karşı eşitliği, savaşa karşı barışı savunuyoruz. 12 Eylül’ü unutmadık, unutturmayacağız. İnsanca yaşamın, özgürlüğün, eşitliğin ve barışın güvence altında olduğu; herkesin anadilinde nitelikli, ücretsiz ve ulaşılabilir sağlık hizmetine erişebildiği demokratik, laik ve eşitlikçi bir ülke için mücadelemizi sürdüreceğiz."

Mektepli Gazete | Eğitim haberinin güvenilir adresi