Yine LGS
Yine LGS

Yine LGS
Her sene LGS sınavında yüzlerce öğrenci başarısızlığı tadıyor. Bu sınavda başarılı olmak için çok çalışmak yetmiyor, çalışmaktan hayattan kopmak gerekiyor. Çünkü bu sınavın başarısı %5 ve altı bir orana girebilmektir. %6-100 arası hiç bir anlam ifade etmiyor. Bu yüzdelikteki her öğrenci başarısız olarak görülüyor. Bu yüzdelik dilim ise( %5 ) proje okullarına girilebilecek oran olması. Diğer okullar öğrencilerin gözünde başarısız öğrencilerin gitmesi gereken mahalle okulları. Böyle bir algı, nitelikli niteliksiz okul algısı yerleşmiş durumda.
Öğrencilerin eğitim hayatının başında öğrenciler böyle bir yarılma ile karşı karşıya kalıyorlar. Kimisi kopuyor, kimisinde öğrenilmiş bir çaresizlik, bir kabul ediş yerleşiyor ki eğitim hayatlarını etkiliyor.
Büyüklerin yapabileceği hiç bir şey yok mu? Bunu düzeltmek için yapılabilecek bir şey yok mu? Durup bir düşünemez miyiz en azından? Çocukların gözünden bir kere olsun bakamaz mıyız?
Başka bir açıdan, pandemi sürecindeki eğitimi şöyle bir gözümüzün önüne getirelim. Kimisi canlı derslere giremedi, kimisi girmek istemedi, kimisi bilgisayar, tablet bulamadı, kimisi internet.. Yüz yüze eğitimler ise zaten isteyen geldi bir çok öğrenci de gelmedi belki de hastalık korkusundan gelemedi. Devlet okullarında durum buydu. Özel okullarda ise okulun öğretmenlerin ısrarlı yaklaşımı sayesinde öğrenciler derslere katıldılar, kazanım takipleri yapıldı. Ama o da öyle üst düzey, ahım şahım bir eğitim değildi.
Bu ortamda tüm kazanımlar her öğrenciye en iyi bir şekilde verilmiş gibi sınavda üst düzey kazanımlar istenmiş olması normal mi şimdi? Bu sınav bize şunu mu demek istedi: “Bu ortamda bile öğrenebilenleri ölçtük...”
Onu bunu bilmem büyük haksızlık yapıyoruz bu çocuklara. Onların sınav sonucunda akıttıkları göz yaşlarından büyük ölçüde biz sorumluyuz...
Ne yapabiliriz? Her şeyden önce çocukları ve gelişim dönemlerini iyi tanıyacağız. Ergenlik dönemi çocuklarının risk alma potansiyelinin olduğunu, öyle geleceklerini çok da düşünmediklerini, hani şu meslek sahibi olursam geleceğim iyi olur, ekonomim iyi olur mutlu olurum vs. gibi bir düşüncelerinin olmadığını bunların yetişkin düşüncesi olduğunu bilmemiz gerekiyor ve bunun da beyin gelişiminin bir özelliği olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bu sosyal duyguların düşünüldüğü Korteks en son gelişiyor insanoğlunda. Bunu bilmek gerekiyor...
Buradan yola çıkarsak bu çağ çocuğunun doğal olarak sınav sorumluluğunu da taşımadığını o nedenle de bu adolesan dönemlerini sınavın da etkisiyle aileyle çatışma halinde geçirdiklerini bilmemiz gerekiyor.
Bunun çocuklarda aileden kopmaya çatışmalara neden olduğunu bilmemiz gerekiyor. Hani diyorlar ya “psikolojisi bozuldu çocuğun”, evet bu çatışma psikolojilerini bozuyor çocukların. Bunu bilmemiz gerekiyor.
Öğrencileri bu doğal olmayan kaygıdan kurtarmak gerekir. Bunu nasıl yapacağız? Okullara hak ettikleri değeri vermeli öncelikle. Her okulun değerli ve nitelikli olduğu algısını yerleştirmemiz gerekiyor. Mezunlarının hepsinin; meslek lisesi, Anadolu, fen lisesi vs. hepsinin değerli ve ileriye dönük hedeflerinin çeşitlendirildiği bir sistem tasarımıyla, öğrencilerin kendilerini başarısız bir bakıma aşağılanmış hissetmeden gidebilecekleri değer algısı yüksek okullar yaratarak, daha doğrusu okullara değer kazandırarak bu sorunu çözebiliriz. Her okul nitelikli her çocuk değerlidir algısı yerleştirerek bu sorunu çözebilirsiniz...
Hüseyin Özkan
Yazdı
Eğitim Uzmanı