Mektepli Gazete

Yıldız Biber Güven yazdı: Ergenlik döneminde cinsel eğitim ve psikososyal etkileri

Bu amaçlara ulaşmak için cinsel eğitim programlarının içeriğinin kapsamlı olması gerektiği önem taşımaktadır

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Yıldız Biber Güven - Uzm.Klinik Psikolog

Ergenlik (adolesan), Latince kökenli 'yetişkinliğe doğru büyüyen' anlamındaki adolescere yükleminden türemiştir. Bütün toplumlarda, ergenlik çocukluğun olgunlaşmamışlığından yetişkinin olgunluğuna geçişin, gelecek için hazırlanmanın gerçekleştiği bir büyüme dönemini ifade eder. Çocukluk ile yetişkinlik arasındaki fiziksel, duygusal ve bilişsel değişikliklerle belirlenmiş dönem olarak tanımlanabilen ergenlik bir geçişler dönemidir: biyolojik, psikolojik, toplumsal, ekonomik... Bir dönem olarak ergenliğin başladığını ne zaman ve nasıl anlarız? Çocuğun ailenin gözetiminin ve korumasının güvenliğine daha az gereksinim duymaya başladığında, fizyolojik ve hormonal gelişim düzeyi yetişkinlik düzeyine yaklaştığında ve fizyolojik olgunluk çocuğu toplumda sorumluluk yüklenme yönünde zorladığında ergenlik başlamıştır demektir. Bu dönemde olan bütün değişimleri bir dakikalığına düşünelim: Bireyler cinsellikle ilgilenmeye başlarlar ve çocuk sahibi olabilecek biyolojik yetkinlik kazanırlar. Daha akıllı, üst düzeyde düşünen hale gelebilirler ve kendi kararlarını daha iyi alabilirler. Kendilerinin daha fazla farkına varırlar, daha bağımsız olurlar ve geleceğin onlardan neler beklediği ile daha fazla ilgilenirler. Bu hızlı değişim sürecini anlamakta tüm sorularına cevap bulmakta zorlanabilirler, karar alma süreçlerinde çok konfor hissedemeyebilirler, risk alma davranışları artabilir. Onların çalışmasına, evlenmesine, araç sürmesine ve oy vermesine izin verilir.

Bu yazıda ergenliğin önemli gelişim alanlarından biri olan cinsel gelişim özellikleri ve cinsel sağlık ve eğitiminin ve psikososyal etkileri üzerinde durulacaktır. Yaklaşık olarak yaşamın ikinci on yılını kapsayan, çocuğun büyüme atılımını, birincil (üreme organları) ve ikincil cinsiyet özellikleri (bedensel büyüme, tüylenme, ses..) gösterdiği en hızlı büyüme ve gelişme dönemi olan ergenlikte 'cinsellik' kavramı bireyin yaşamının psikososyal özelliklerini belirlemesi açısından çok önemlidir. Bu yazı her ne kadar ergenlerin cinsel eğitim ihtiyaçları ve etkilerine yönelmiş olsa da onların dünyasına yön veren anne babalar, öğretmenler, doktorlar, sosyal hizmet uzmanları, psikologlar ve toplumun diğer yetişkin bireylerinin cinsellik ile ilgili bilgi, yanlış inanış, tutum ve davranışlarını da dolayısı ile kapsamaktadır. Kuşaktan kuşağa cinselliğin bilgi, değer ve tutumlar olarak nasıl aktarıldığı içinde yaşanılan toplumun ve kültürün özellikleri ile ilgili olduğu kadar hangi bilginin ne kadar doğru bilindiği ve öğretilmesinin ya da aktarılmasının nasıl sağlanması gerektiği ile de doğrudan ilgilidir. Ergenliğin cinsel gelişimini toplumsal, bilimsel, eğitimsel bağlam içinde değerlendirmek, toplumsal alanda ruh sağlığı, cinsel sağlık (cinsel yolla bulaşan hastalıklar, cinsel işlev bozuklukları), cinsel şiddet( istismar, taciz, tecavüz ), erken yaşta evlilik ve gebelik, kadına yönelik şiddet, lgbti bireyler(lezbiyen, gay,biseksüel, transseksüel, interseks..) gibi çok önemli temel kavramları içeren sosyal yaşam alanları üzerinde önemli pozitif etkiler doğurmaktadır.

ERGENLİK DÖNEMİNİN CİNSEL GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

Çocuğun biyolojik ve cinsel açıdan olgunlaşma dönemi olan ergenlik süreci, çocuğun büyüme atılımını, birincil ve ikincil cinsiyet özelliklerini gösterdiği en hızlı büyüme ve gelişim dönemlerinden biridir. Gelişimin diğer konuları gibi cinsellik de ilk defa ergenlikle birlikte öne çıkan bir olgu değildir. Erken çocukluk yıllarında başlayan cinsel oyunlar ile çocuk merak duygusu ile haz, cinsiyet özellikleri vb. keşifler yapar. Ergenlikte cinselliğin öneminin artması sadece bedensel gelişimdeki farklılıkların gündeme gelmesi ile ilgili değildir. Ergenliğin bilişsel değişiklikleri de cinselliğin doğasındaki değişimlerde bir ölçüde rol oynar. Çocukluktaki cinsel oyunlar ile ergenlikteki cinsel etkinlik arasında önemli bilişsel farklılıklar vardır, cinsel oyunlarda merak ve keşif daha öndeyken, ergenlikte hipotetik düşünme, tahmin etme, karar verme, kendine yönelik kaygı vb duygu ve düşünceleri içerir. Erinlikte (üreme organlarının oluşma evresi) varılan fiziksel değişimlerin ve düşünsel kapasite gelişimin ergenliği nasıl etkilediğine ek olarak, bu dönemdeki cinsel davranış ve çıkma davranışına verilen toplumsal anlam cinselliği bu yaşam dönemindeki en önemli psikososyal kaygı haline getirir. Çocuklukta oynan cinsel oyunların ise toplumsal bir anlamı yoktur.

Ergenlik döneminde gençlerin bedensel değişimlerine cinsel davranışlarındaki değişiklikler de eşlik eder. Ergenin cinsel davranışı yetişkin dönemindeki cinselliğine hazırlık, merak ve deneme yanılma dönemi niteliğindedir. Ergen bir taraftan cinselliğinin farkında olup etkilerini sınamakta, diğer taraftan ise bu sınamanın verdiği tedirginliği yaşamaktadır. Genellikle kendi bedenine ilgi ile başlayan bu süreç, çevresindeki kişilere yönelen cinsel bir merakla devam eder. Ergenlik ilerledikçe merak ve fantezilerin yerini cinsel deneyimler almaya başlar ve ergen genellikle kısa süreli öpüşme, okşama gibi sınırlı cinsel davranışlarla cinsel yaşamının sınırlarını genişletir. Ergenlik döneminin sonlarına doğru, uzun süreli ve duygusal ilişkilere hazırdır. Ergenlik dönemindeki cinsel değişim aşağıdaki biçimde evrelendirilebilir. Her evrede belirtilen yaş gruplarının bireye göre değişiklik gösterdiği akılda tutulmalıdır.

  1. Evre: 12-13 yaş : Bedende oluşan değişikliklerin sosyal ve kişisel anlamı vardır. Bedene daha çok dikkat edilir. Bedene güvensizlik yaşanır. Diğerleri ve karşı cinsiyet hakkında merak artar. Kızlar ve erkekler arasındaki farklar artar. Aynı cinsiyetle daha fazla iletişim kurulur (kız grupları ve erkek kulüpleri). Cinsel ilişkiye girme, cinsel ilişki ve cinsiyet farklılıklarına ilgi artar. Cinsel fanteziler kurulur.
  2. Evre:14-15 yaş : Birisiyle duygusal beraberlik ve temas isteği oluşur. Bir cinsel ilişkiye girme arzusu gelişir. Öpüşme ve giysilerin altından okşama başlayabilir.
  3. Evre:16-17 yaş: Kısa süreli ilişkiler başlayabilir. Öpüşme, okşamaya ilişkin uygun davranışla ilgili birçok endişe ortaya çıkar. İletişim ve ilişkilere fazlaca zaman ayrılır.
  4. Evre 18-19: Uzun süreli bir ilişki başlayabilir. Kızların daha büyük arkadaşları olur. Daha duygusal ilişkiler kurulmaya başlanır. İlişkiler daha fazla önemli hale gelir.

Son yıllarda araştırmacıların ilgileri, ergen cinselliğini sorunlu bir alan olarak görmekten, sağlıklı cinsel gelişime götüren etkenleri anlamaya doğru kaymaktadır.

Ergenlikte cinsel gelişim ile ilgili dört farklı gelişimsel zorluk tanımlanmıştır: bunlardan birincisi ergen kendi gelişen bedeni ile (beden yapısı, ölçüsü, çekiciliği) rahat hissetmeye gereksinim duyar. İkinci olarak ergen cinsel uyarılma duygularına sahip olmayı olağan ve uygun bir şey olarak kabul etmelidir. Üçüncüsü ergenlik, ergenin çeşitli cinsel etkinliklere katılmayı ya da katılmamayı seçmeyi, karar alma süreçleri ile birlikte ele almasını gerektirir, aynı zamanda cinsel etkinliğin kendisi ve partneri için gönüllü olduğu anlayışını içerir. Dördüncüsü ise sağlıklı cinsel gelişim en azından (cinsel olarak etkin olanlar için) güvenli cinsel ilişkiyi anlamayı ve uygulamayı (istenmeyen gebelikten ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan kaçınan cinsellik) içerir.

Ergenlikteki cinsel gelişim özelliklerinin bedensel, bilişsel ve davranışsal üçgende ele alınması, cinsel davranış özellikleri ve tutumlarının tanınması, cinselliğin ergenlik için sadece sorun oluşturacağı yönündeki endişelerin azalmasına, onun yerine cinsel sağlığın inşası ve genç bireyin psikolojik olarak gelişiminin sağlıklı ilerlemesine olumlu yönde etki etmektedir.

Ergenliğin psikososyal gelişim özelliklerinden biri de kimlik gelişimidir. Kimliğin önemli bir bileşeni de cinsel kimliktir. Biyolojik, sosyal ve psikolojik anlamda kişinin kadın ya da erkek olmasını algılama ve kabulü, bu algı ve kabul doğrultusundaki cinsel yönelimleri ile cinsel davranışları cinsel kimliğin gelişimindeki önemli aşamalardır. Toplumsal cinsiyet rolleri, cinsel yönelim, cinsiyet kimlik bozuklukları ve tedavisi önemli kavramları içeren cinsel kimliğin bileşenleri toplumsal olarak da kadına yönelik şiddet, cinsel şiddet, homofobi, ayrımcılık, etiketleme (stigmatizasyon) vb. önemli sorun alanlarının artmasına sebep olmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı ise, cinsiyet temelinde yapılan ayrımcılığın önüne geçerek kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması başta olmak üzerek gençlerin ruh sağlığını koruma, cinsiyet kimliklerinin sağlıklı gelişimlerini destekleme, gençlerin sosyal yaşam kurallarını hak temelli bir yaklaşımla öğrenmelerini destekleme gibi hedeflerin hayata geçirilmesi için yapılan düzenlemelerin temelinde yer alır. Yetişmekte olan gencin toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında eğitimden sağlığa birçok alanda gelişimini etkileyecek uygulamalar öne çıkmaktadır; hiç şüphesiz cinsel eğitiminin içeriğinin nasıl olması gerekliliği bu uygulamalardan biridir.

CİNSEL EĞİTİM NEDEN GEREKLİDİR?

Ergenlik döneminde olan değişikliklerin önceden farkında olunmadığında, örneğin kızlar menstrüasyon (adet kanaması) başladığında, erkekler ise gece boşalmaları sırasında karmaşa yaşamaktadır. Bu nedenle önceden desteğe gereksinim duyarlar.

Erinlik (üreme yeteneği kazanma) dönemi ayrıca cinsel davranış ve kararların verildiği bir dönemdir. Gençler erken ve korunmasız cinsel ilişkiyle olumsuz olarak etkilenmekte, cinsel bir ilişkinin sonuçlarını düşünmeden cinselliği yaşamaya başlamaktadırlar. Birçok durumda, gençlerin erken cinsel ilişkiyi istemeden, zorlama ve baskı ile yaşadığı da bilinmektedir. Kentlerin hızlı büyümesi, çatışmalar, göçler, savaşlar, ekonomik zorluklar ve aile bağlarının zayıflaması, genç kız ve erkeklerin daha erken yaşlarda cinselliği yaşamasına neden olmaktadır. Bunun yanı sıra, cinsel gelişme daha erken yaşlara doğru kaymakta ancak, birçok toplumda çeşitli etkenlere bağlı olarak, evlenme yaşı da yükselmektedir. Sonuç olarak, genç bir insan için evlenmeden önce neredeyse on yıldan daha uzun süre cinsel olarak aktif olabileceği bir dönem yaşanmaktadır. Gençlerin bu süre içinde kendilerini ya da cinsel eşlerini risk altına almadan, baskı ve beklentilerle mücadele edebilme becerisine sahip olmaları gerekir. Her cinsel davranışın kaçınılmaz sonuçları olduğu göz ardı edilmemelidir. Bireyler sonuçlarına bedensel, sosyal konumları ve duygusal açıdan hazır oluncaya kadar cinsel davranışlarını erteleyebilme sorumluluğunu alabilmelidirler. Toplumsal bir varlık olan insan, toplumun değer yargılarından bağımsız hareket ettiğinde, bunun sonuçlarıyla başa çıkabilecek yeterliliğe sahip değilse, günlük yaşamı, sosyal ilişkileri, geleceği ile ilgili sorunlar, dolayısıyla kendi ruh sağlığı da olumsuz yönde etkilenecektir. Cinsel yakınlıkların yaşanmasında bireylerin karşılıklı sorumlulukları duygular kadar bedensel sağlığı da içerir.

Ergenlikte cinsel eğitimin gerekliliğini öne çıkaran önemli bir toplumsal konu da cinsel taciz/istismar/tecavüz gibi cinsel şiddet konusudur. Cinsel şiddet gösteren ergenlerin büyük bir oranın kendi aile sistemlerinde de cinsel ve diğer şiddet türlerine maruz kaldıkları görülmektedir. Milyonlarca genç insan cinsel şiddet, istismar ve cinsel nesne olarak kullanıma maruz kalmaktadır. Birçok toplumda kadınlar bu durumlardan, erkeklere göre daha fazla mağdur olmaktadır. Kadınlar çoğu kez erken evliliği reddetme, gebelikler arasındaki süreyi uzatma ya da korunmasız cinsel ilişkiyi reddetme haklarını kullanamamaktadır. Bazı toplumlarda erken cinsel ilişkinin yaşanmasına neden olan erken evlilikler geleneksel olarak desteklenmektedir. Bu kadar genç yaşta olan gebeliklerde annenin ölüm olasılığı daha geç yaşta olan gebeliklere göre 2-3 kat daha yüksektir. Önemli bir kısmı yasal çerçeve dışında olan ve isteyerek yapılan bu düşüklerde, kısırlık ve hatta ölüm riski daha yüksektir. Ülkelerin çoğunda ergenlerin gebeliği önleyici yöntem kullanmaları için pek çok engelin aşılması gerekmektedir. Hizmet sunumundan kaynaklanan engeller arasında yetersiz veya yanlış bilgilendirme, hizmetlere ulaşımdaki güçlükler, para gerekmesi ve gizliliğin sağlanamayacağına dair güven eksikliği sayılabilir.

Genç kadınların gebelikten korunma amacıyla yöntem kullanmama nedenleri arasında anne-babaların öğrenme korkusu, erkek arkadaşlarıyla kondom kullanımı konusunda konuşmaktan çekinme, şiddete uğramaktan kaçınma ve yan etkiler nedeniyle korku duymaları sayılabilir. Toplumsal, kültürel ve ekonomik etkenler de genç insanların kendilerini istenmeyen gebeliklerden cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korumalarına engel olmaktadır. Medya, maddi çıkarlar, göç ve/veya kentleşme cinsel ilişkiye girme isteğini ve fırsatını artırmakta ve gençler cinsel ilişki konusunda güçlü akran baskısına maruz kalmaktadır. Bazı kültürlerde ise kadınların erken yaşta evlenmesi ve çocuk sahibi olmaları desteklenmektedir.

İstenmeyen gebeliklerden ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunmak, paylaşılması gereken bir diğer sorumluluktur. Gençlik döneminde cinselliği mutlu ve güvenli olarak yaşamayı öğrenme, gerekli sorumlulukları kazanma için cinsellik ve üreme sağlığı hakkında gençleri destekleyici eğitimlere ihtiyaç vardır.

Bazı cinsel yolla bulaşan hastalıklar, henüz bedensel korunma sistemlerinin gelişmediği bu dönemde daha sık görülmektedir. Genç insanların sağlıklı bir grup olduğu varsayılarak, sağlık hizmetlerine gereksinim duymadıkları düşünülmektedir. Bu nedenle, az sayıda gence sınırlı bir alanda sağlık hizmeti sunulmaktadır. Oysa; bazı sağlık sorunları gençlerde, çocuklar ve erişkinlere göre daha sık görülür. Bu dönemde gençlerin bedenlerine neler olduğu ve nasıl destek almaları gerektiği konusunda yeterli bilgileri yoktur. Bu nedenle de gençler, kendi sağlıkları için sorumluluk alma bilincinde değildirler. Bedenlerinde olan pek çok değişiklik arasında hastalık belirtilerinin farkında olmazlar ya da hastalıkların önemini göz ardı ederler. Gençler bu sorunları için başvurmaları gereken yerleri de bilmediklerinden mevcut sağlık sorunları için de sağlık hizmetini en az kullanan gruplar arasında yer almaktadırlar. Gençlerin hastalıkları olduğunda tedavi edilmemelerinin altında, tedaviden korkma, toplum tarafından dışlanma endişesi ya da tedavi edilebileceğine inanmama nedenleri de bulunmaktadır. Ergenlik döneminin sağlık hizmetlerine ulaşım imkan ve tutumları, halk sağlığı alanının önemli bir sorumluluğudur.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı ve Dünya Sağlık Örgütü işbirliği ile yürütülen “Ergenlerin/Gençlerin Cinsel ve Üreme Sağlığını Etkileyen Faktörler” araştırmasına göre (2004); üniversite öğrencilerinin %85'i üreme sağlığı ve cinsel sağlık konusunda hiçbir tıbbi desteğe başvurmamışlardır. Bilgi açığı ve hizmet gereksinimi belirgin olarak ortaya konmuştur. Bu gruba bu konularda hizmet veren ya da vermesi gereken sağlık personeli de kendi bilgi ve becerilerini hizmet sunmada yetersiz bulmaktadır. Ergenlere hizmet sunan sağlık çalışanlarının %71'i ergenle çalışma konusunda bir eğitim almamışlardır. Eğitim alanların sadece %33'ü kendisini ergenlerle çalışmak için yeterli bulmaktadır. Genel olarak hizmet sunucuların yarısı gençlere sundukları hizmetlerin yetersiz olduğunu düşünmektedirler. Hizmet alınabilecek kurum ve kişiler hakkında bilgiler çok sınırlıdır. Gençler bu tür kurumların varolduğunu bilmekle birlikte bu kurumların evli insanların gidip hizmet alabilecekleri yerler olduğunu düşünmekte ve isteseler de kendilerinin gidemediklerini belirtmektedirler.

2006 yılında yapılan “CETAD (Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği) Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Araştırması” nda ise erkekler için en öne çıkan dönemler ergenlik ve 20'li/30'lu yaşlar, kadınlar içinse yeni evlilik, gebelik ve doğum sonrası dönemi ve menopoz olarak belirtilmektedir. Bu sonuç, kadınların önemli bir bölümü için bu alanda uzman / hekim yardımına ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.

Kadınlarda erken yaşta evlilikler azalmakla birlikte hala fazladır (15-19 yaş grubunda %11,9 ve 20-24 yaş grubunda %49,2). Evli olan genç kadınların öğrenim düzeyleri düşüktür. Gençler evliliğin ilk yıllarında çocuk sahibi olmayı istemekte ve modern gebeliği önleyici yöntemleri fazla olarak kullanmamaktadır. (15-19 yaş grubunda %16,9 ve 20-24 yaş grubunda %31,4). Evlilik deneyimi olan genç kadınların %14,4'ü gebelik döneminde doğum öncesi hizmetlerine ulaşamamakta, %20,8'i evde doğum yapmakta ve %17,1'i sağlık personeli yardımı olmaksızın doğum yapmaktadır. Öğrenim gören gençler cinsel yaşama evlilik öncesi başlamakta ve istenmeyen gebeliklerle karşılaşmaktadır. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunmak için kondom kullanımı yaygın değildir. Erkeklerde kadınlara göre cinsel yaşam daha erken yaşta başlamaktadır. Kızlar erkeklere göre daha geç yaşlarda cinsel ilişkide bulunmaktadırlar. Erkekler ve kızların çoğunun “güvenli cinsellik” davranışları göstermedikleri görülmektedir. Kız ve erkeklerin cinsel/üreme sağlığı konusunda bilgileri yetersizdir. Kendi bedenlerini ve doğurganlık süreçlerini öğrenmek istemektedirler. Gençlerin üreme sağlığı bilgi kaynaklarının farklı olduğu bilinmektedir. Kentsel kesimde yapılan araştırmalarda lise öğrencilerinin cinsellik ile ilgili bilgilerine ait bilgi kaynakları sırasıyla arkadaş, gazete-dergi, televizyon ve kitaptır. Üniversite öğrencilerinde bilgi kaynakları daha farklıdır, arkadaş, anne ve baba daha arka planlarda kalmakta ve yazılı bir kaynak daha ön sıralara geçmektedir. Yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki gençler yazılı bilgi kaynaklarını daha fazla kullanmaktadırlar. 2006 yılında yapılan “CETAD Cinsel Sağlık ve Üreme SağlığıAraştırması” sonuçlarına göre çevre ve arkadaşlar, cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusunda en önemli bilgi edinme yoludur. Yetişkinlik ve ergenlik dönemlerinde kişisel deneyimler ön plana çıkarken, çocukluk ve ergenlikte anne / babalarından bilgi kaynağı olarak yararlandıkları gözlenmektedir. Daha alt sıralarda yer alan medyadan bilgi edinme davranışı daha çok ergenliğin ileri yıllarında ve yetişkinlik dönemlerinde söz konusu olmaktadır. CETAD yaptığı bu araştırmanın sonucunda ''Türkiye'de gençlerin cinsel sağlık ve üreme sağlığı bilgilerine ve sağlık hizmetine ulaşma gereksinimi vardır.'' sonucuna ulaşmıştır.

Ergenlik dönemi için uygulanmaya çalışılan cinsel eğitim programlarının gençler için özendirici olabileceği ve bu endişelerden dolayı birçok toplumda cinsel eğitimin uygulamasından kaçınıldığı görülmüştür.

1993 yılında DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından organize edilen bir araştırmada cinsel sağlık eğitimi programlarıyla ilgili 19 araştırma incelenmiş ve şu sonuçlar elde edilmiştir: Araştırmalardan hiçbiri cinsel sağlık eğitiminin, cinsel ilişkinin erken yaşlarda başlamasına neden olduğunu ve cinsel aktiviteyi artırdığını göstermemiştir. Bunun aksine bir kaç araştırma, eğitimin cinsel ilişkiyi geciktirdiğini göstermiştir.

DSÖ tarafından yürütülen daha geniş kapsamlı bir gözden geçirme çalışmasında ise gelişmiş ülkelere ait birden fazla araştırma raporu incelenmiştir. Bu raporlarda da, eğitimin cinsel aktiviteye başlamayı teşvik ettiğine dair hiçbir kanıt bulunamamıştır. Ayrıca raporların bazılarında, cinsel sağlık eğitimi ve HIV/AIDS programlarının birlikte yürütüldüğü yaklaşımların ilk cinsel ilişkiyi geciktirdiği, cinsel aktiviteyi azalttığı ve güvenli cinsel uygulamaların kabulünü artırdığı bulunmuştur. 1960-1997 yılları arasında okullardaki cinsel sağlık eğitimi programlarının etkinliğini araştırmak amacıyla yapılmış makale, rapor ve tezden oluşan 211 bilimsel yayının incelendiği bir çalışmanın sonuçları, cinsel sağlık eğitim programlarının, öğrencilerin cinsellikle ilgili bilgilerinde bir artış sağladığını göstermiştir. Bir ülkede cinsel sağlık eğitimlerini başlatmanın yanı sıra, bu programları bilimsel ilkelere uygun bir şekilde yapılandırmak, sonuçlarını değerlendirmek ve bu sonuçları programların niteliğinin geliştirilmesinde kullanmak önemli aşamalardır. Bilimsel ilkelere uygun yapılan değerlendirmeler, gençlerin cinsel sağlığını geliştirmeye yönelik farklı yaklaşımların ne derece etkili olduklarını göstermesi açısından önemlidir. Bu durum, henüz okullarda cinsel sağlık eğitimlerinin uygulanmadığı, ancak buna yönelik çabaların giderek arttığı ülkemiz için de geçerlidir. Sonuç olarak cinsel sağlık eğitim programlarının, gençlerin cinsel sağlığını koruma ve geliştirmede önemli ve etkili bir yol olduğu görülmektedir. Bu nedenle her ülke kendi koşulları doğrultusunda cinsel sağlık eğitim programlarını hayata geçirmelidir.

Türkiye'de cinsel sağlık eğitimi kapsamına giren konulardan bazıları ilköğretim ve ortaöğretimdeki değişik derslerin programında birbirinden bağımsız olarak yer almaktadır. Bu derslerin müfredata alınmasındaki amaç sadece gençlere bilgi vermektir ve herhangi bir cinsel tutum ve değer geliştirmek açıkça amaçlanmamıştır. Ayrıca bu dersleri işlemekle görevli öğretmenler konu ile ilgili güncel bilgilerden yoksun olabildikleri için ergenlik dönemi sağlık konularını sunmada kendilerini yetersiz hissederek bu konularda yüzeysel bilgiler sunmayı tercih edebilmektedir. Gençlerin cinsel konulardaki tutum ve davranışlarını biçimlendirmeye yönelik planlı bir cinsel sağlık eğitim programı ülkenin gündeminde olmasına karşın, henüz okullarda cinsel sağlık eğitimi verilmemektedir. Milli Eğitim Bakanlığı ve sivil toplum kuruluşları tarafından bölgesel boyutta yürütülen ve sürekliliği olmayan eğitim çalışmalarının ulaşabildiği genç sayısı azdır. Cinsellikle ilgili akademik bilgilerin eksikliği, ülkemizdeki bireylerin ve toplumun cinselliği genellikle üreme işi ve organlarıyla ilgili biyolojik bir eylem olarak dar bir odaktan görmelerine ve cinsel eğitimden korkmalarına neden olmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı ergen üreme/cinsel sağlığı konusunda bazı ek programlar çerçevesinde eğitim vermeye başlamıştır. Özel bir hizmet araştırması olarak, 2000 yılında başlayarak, Ergenlik Döneminde Değişim Projesinde ilköğretim okulları ikinci kademe öğrencilerine eğitilmiş okul dışı görevliler tarafından, kız ve erkek öğrencilere ayrı ayrı, bazı üreme sağlığı bilgileri kısa sürede ve toplu olarak verilmiştir.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun desteğinde Milli Eğitim Bakanlığı'nın yürütücüsü olduğu bir başka projede İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı tarafından oluşturulan bir eğitim programı ve eğiticiler için geliştirilen bir kitapla eğitim fakültelerinde öğretim elemanları cinsel sağlık bilgileri eğitimi yapabilmeleri için eğitilmiş, bu elemanlar aracılığıyla, gönüllü öğretmen adaylarının bir yarıyılda kredili seçmeli ders olarak, YÖK tarafından onaylanan “Cinsel Sağlık Bilgileri Eğitimi” dersi almaları sağlanmıştır. 2000 yılında başlayan ve katılımlı yöntemlerle uygulanan bu derslerden binlerce öğretmen adayı yararlanmış, öğretmen olduklarında çalıştıkları okullarda müfredat içinde uygun yerlerde ve müfredat dışı etkinlik olarak öğrencileri bilgilendirmektedirler. Projede MEB'na ergen sağlığının geliştirilmesi amacıyla müfredat önerileri de geliştirilmiştir.

Yapılan araştırmalar, öğrencilerin erken yaşta bilgilenmek istediklerini, ancak ailelerin bilgisinin sınırlı olduğunu düşündüklerinden, bu bilgilenmenin öncelikle okulda yapılmasını önerdiklerini göstermektedir.

NASIL BİR CİNSEL EĞİTİM OLMALI?

Cinsel Eğitim ve Araştırma Derneği (CETAD)'ninAvrupa Birliği tarafından finanse edilen T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Üreme Sağlığı Programı kapsamında desteklenen "Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Alanında Ulusal ve Yerel Medya Yoluyla Savunuculuk" projesinde Gençlik ve Cinsellik Bilgilendirme Dosyası (2006) hazırlanmış ve yazılı olarak basılmıştır. Bu dosyada ergenlik döneminde cinsel eğitimin özellikleri ve psiko-sosyal etkileri Dünya'da ve Türkiye'de yapılan araştırma, uygulama ve projeler derlenmiş,şu bilgilere ulaşılmış ve eğitim ve sağlık otoritelerinin mutlaka yararlanması gereken önemli öneriler de bulunulmuştur:

Ebeveynler çocuklarının cinsel konulardaki ilk eğiticileridir. İnsanlar doğdukları andan itibaren, başta ebeveynleri olmak üzere yakın çevrelerinden cinsellikle ilgili mesajlar almaya başlarlar. Ebeveynler çocuklarıyla konuşma, duygularını paylaşma, sevgi gösterme, onları giydirme ve onlara vücut bölümlerinin isimlerini öğretme gibi davranışlarla çocuklarına cinsellikle ilgili ilk bilgileri ve değer yargılarını aktarmaktadır. Bu konularda çocukları ile iletişim kurmak istemeyen, katı tutum içinde olan ebeveynlerin eksikliğini gençler başka türlü tamamlamaya çalışırlar. Ebeveynler bu durumda onlara sağlıklı bir yaşam sağlama fırsatını kaçırırlar, her türlü istenmeyen durumla karşılaşma olasılıklarını artırırlar.

Yapılan araştırmalar okullardaki cinsel eğitimin daha çok biyolojik bilgi içerdiğini ergenlerin davranış ve tutumlarını, karar alma süreçlerini geliştirmediğini ve bu sebeple ergenlerin cinsel etkinlikleri ve koruyucu önlemler konusundaki tutumları üzerinde olumlu bir etki yapmadığını göstermektedir.

Ergenlik döneminde, gencin ileriye dönük bedensel ve psikososyal sağlığına etkisi olabilecek kararlar arasında cinsellikle ilgili olanlar önemli bir boyutu oluşturmaktadır. Bu tür kararları vermede gençlerin en önemli kılavuzu, cinsellikle ilgili doğru değerlere sahip olmasıdır. Bu açıdan, ergenlik döneminde cinsel davranışları yönlendirecek toplumsal değerlerin gençlere kazandırılması önemlidir.

Gençlere Cinsellikle İlgili Kararlarını Verirken Yol Gösterici Olabilecek Değerler:

Cinsellik insan yaşamının sağlıklı ve doğal bir parçasıdır. Cinsellik tüm insanlara özgüdür. Cinsellik bedensel, ahlaksal, sosyal, psikolojik ve duygusal boyutlar içerir. Her insan özeldir ve değerlidir. İnsanlar cinselliklerini farklı biçimlerde ifade ederler ve yaşarlar. Her birey, diğerlerinin cinsellikle ilgili farklı değer ve inançları olabileceğini kabul etmek ve bu farklılığa saygı göstermek zorundadır. Cinsel yaşam zorlama ve sömürüden uzak olmalıdır. Cinsel davranışlar içten ve karşılıklı güven ve saygıya dayalı olmalıdır. Bütün çocuklar cinsiyeti gözetilmeden sevilmeli ve korunmalıdır. Bütün cinsel kararların etkileri ve sonuçları vardır. İnsanların cinsel kararlarını verme hakları vardır. Ailelerin çocuklarına cinsellikle ilgili bilgi vermesi ve temel değerleri onlarla paylaşması toplumun yararınadır. Gençlerin cinsel olgunluğa ulaşmaları sürecinde cinselliklerini araştırmaları doğaldır. Düşünülmeden yaşanan cinsel deneyimler risk içerir. Cinsel deneyim yaşayacak gençler sağlık merkezlerinden bilgi ve destek alabilirler. Cinsel davranışlar sorumluluk üstlenmeyi ve özdenetimi gerektirir. Cinsel ilişkiyi erteleme, istenmeyen gebeliklerden, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar ve AIDS'den korunmada çok önemli bir yöntemdir. Gençler, yetişkin olma sürecinde cinsellikle ilgili değerlerini de geliştirirler. Koruyucu cinsel davranışı öğrenmek ve benimsemek cinsel sağlığı korumak için önemlidir. Gençlere yukarıdaki değerlere dayanılarak cinsellikle ilgili temel bir davranış ve anlayış kazandırılması cinsellik eğitiminin temel amaçlarından biridir. Bu anlayışın içselleştirilmesi için, gencin yukarıdaki değerleri özümseyerek kendi kişiliği ile bütünleştirmesi sağlanmalıdır.

Küçük yaşlardan başlayarak alınan kapsamlı bir cinsel eğitimin çocuklar ve gençler üzerinde olması beklenen etkileri şu şekildedir: kendilerinde meydana gelen fiziksel ve duygusal gelişimleri anlama ve kabullenmek, bedeni hakkında olumlu duygular taşıma, bireysel farklılıkları kabullenmek, şu andaki ve gelecekte yaşamlarında cinsel davranışlarıyla ilgili bilinçli ve sorumlu kararlar alabilmek, kadın ya da erkek olarak kendi cinsiyeti hakkında olumlu duygular taşımak, cinsel konular hakkında rahat bir şekilde konuşma ve ifade edebilme becerisi, uygun ve uygun olmayan cinsel davranışları anlayabilmek, cinsel taciz ve istismara karşı kendini koruyabilmek, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan ve istenmeyen gebeliklerden korunmayı başarmak.

CİNSEL EĞİTİM MODELİ İÇİN ÖNERİ

Çocuklara ve gençlere yönelik planlanan cinsel sağlık eğitimlerinin en genel amacı cinsel sağlığın geliştirilmesi; bireylerin, cinsel davranışların pozitif sonuçlarına ulaşmaları ve negatif sonuçlarından uzak olmalarını sağlamaktır. Burada cinsel davranışın olumsuz sonuçları; istenmeyen gebelik, cinsel baskılar, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar / AIDS ve cinsel işlev bozuklukları gibi durumları ifade etmektedir. Pozitif sonuçlar ise; özgüven, kendine ve başkalarına saygı duyma, cinsel baskılar ve zorlamalardan uzak olma, cinsel yaşamdan hoşnut olma ve planlanmış anne ya da baba olma gibi durumlardır.

Kapsamlı cinsel eğitim programlarını dört temel üzerine oturtmak mümkündür:

1- Bilgi: Gençlere; insan üremesi, büyüme-gelişme, anatomi, fizyoloji, mastürbasyon, aile yaşamı, gebelik, doğum, ebeveynlik, aile planlaması, düşük, cinsel tepki, cinsel eğitim, cinsel istismar, CYBE ve AIDS dahil insan cinselliği hakkında doğru bilgi sağlamak.

2- Tutum, Değer ve Anlayış: Gençlerin; ailelerinin cinselliğe ilişkin değerleri anlamaları, kendi değerlerini geliştirmeleri, öz güvenlerini artırmaları, aileleri ve toplumla olan ilişkileriyle ilgili bir anlayış geliştirmeleri, aileleri ve başkalarına karşı olan sorumluluklarını anlamaları, kendi cinsel tutumlarını açığa çıkarmaları, sorgulamaları ve değerlendirmeleri için bir fırsat sağlamak.

3- İlişkiler ve Kişiler Arası Beceriler: Gençlerin; iletişim, karar verme, atılganlık, baskılara karşı koyma, olumlu ilişkiler oluşturma gibi kişiler arası beceriler geliştirmesine yardım etmek.

4- Sorumluluk: Gençlerin; cinsel davranışlarıyla ilgili sorumluluklarını kabul etme ve bunları yerine getirmelerine yardım etmek.

Bu amaçlara ulaşmak için cinsel eğitim programlarının içeriğinin kapsamlı olması gerektiği önem taşımaktadır. Buna göre; cinsel eğitim programlarının içeriğinin oluşturulmasında rehber olacak altı anahtar kavram belirlenmiştir. İnsan gelişimi, ilişkiler, kişisel beceriler, cinsel davranış, cinsel sağlık, toplum ve kültür olarak sıralanmıştır.

Belirlenen bu içeriğin her toplumun kendi kültürel ve sosyal yapısına, öğrencilerin yaş ve gelişimsel seviyelerine uygun bir şekilde düzenlenmesi gerektiği önerilmektedir.

Kaynaklar:

CETAD (Cinsel Eğitim Tedavi Araştırma Derneği) (2006), Gençlik ve Cinsellik, Bilgilendirme Dosyası- 7

Steinbeg, L.(2007), Ergenlik, Çev:F. Çok, İmge Kitabevi

Adams,J. F (1995), Ergenliği Anlamak, Çev: B. Onur,İmge Kitabevi

Set, T.Dağdeviren,N. Aktürk,Z (2006), Ergenlikte Cinsellik, Genel Tıp Dergisi 16(3):137-141

Çalışandemir, F.Bencik, S.,Artan, İ.(2008) Çocukların Cinsel Eğitimi: Geçmişten Günümüze Bir Bakış, Eğitim ve Bilim,33 (150)

Mektepli Gazete | Yıldız Biber Güven yazdı: Ergenlik döneminde cinsel eğitim ve psikososyal etkileri