Mektepli Gazete

Yatırımın önündeki gri bulutlar

Çünkü Türkiye’nin yatırım alamamasının temel sebebi pahalı işçilik değil. Ülkemizin yapısal sorunları ve son dönemde şahit olduğumuz kirli ilişkilerin, asıl ticaret mecrası haline gelmesi

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Didem Temel yazdı

Son aylarda artarak devam eden bir kampanya var; “Invest in Turkiye”. Yani Türkiye’ye yatırım yapın çağrısı. En son İstanbul’da düzenlenen uluslararası bir etkinlikte şehrin dört bir yanına afişler asıldı; havaalanından etkinlik alanına kadar gözünüzden kaçması mümkün olmayacak sıklıkta üstelik.

Uluslararası yatırımcı öyle “gel” deyince gelmez. Beklentileri vardır ve bu beklentiler karşılık bulmazsa yıllarca üretim yapacağı ülke, siz olamazsınız. Olamıyoruz da.

Yabancı para güven ister demekten ben yoruldum ama karar vericilerimiz göstermelik çağrılardan usanmadı.

Salt göstermelik çağrı olsa anlarım; ama ülkenin tüm ödemeler dengesini alt üst eden adımlar da cabası.

BU İŞLER O KADAR KOLAY DEĞİL

Sanıyorlar ki işçilik maliyetleri düşerse Almanlar, Fransızlar, İngilizler üretim bantlarını sırtlarına alıp Türkiye’ye koşacaklar. Asgari ücreti Çin’in altında tutarsak, bu topraklar yatırıma boğulacak kanısındalar. Maalesef bu işler sadece doları 10 lira bandına çekip, ücretleri Çin’in gerisinde tutmakla çözülecek kadar kolay değil; hiçbir zaman da kolay olmadı.

Doların son aylardaki baş döndürücü yükselişinin altında farklı sebepler elbette yatıyor. Ancak hükümetin Merkez Bankası üzerinden uyguladığı düşük faiz politikasının sonucunda kurların yükseleceği de yadsınamaz bir gerçek. Ekonomi üniversitesi birinci sınıf öğrencisi bile bu dengeyi bilir. Kurları düşürerek dövizi tırmandırmalarının en önemli sebebi de işçilik maliyetlerinin rakip görülen Çin’in altında kalması. Şu an aynı işi yapan iki işçiden Çinli olan 100 dolar daha fazla kazanıyor; Türk olan aynı emeği 100 dolar daha aşağıdan fiyatlandırabiliyor.

280 dolarlık Türk emekçisinin açlık yoksulluk seviyesinin altındaki bu yaşam mücadelesini bir kenara bırakalım.

Bu politikadaki en sakat kısım ise yerli üreticinin girdi maliyetindeki korkunç artış. Yani eğer siz yurt içi piyasaya yönelik üretim yapıp, hammadde de yurt dışına bir noktadan bağlı iseniz kepenk indirme riski ile karşı karşıyasınız. Özellikle son yıllarda yanlış politikalar sebebi ile tohumda dışa bağımlı çiftçi bunun en trajik örneği. Tarlada kalan mahsul için sadece aracıları ve marketleri suçlamak ise gerçeklerden çok uzak.

TEMEL SORUN

Kaldı ki işçilik maliyetleri üzerinden oynanan bu kur oyunu ilerleyen aylarda çok daha yüksek bir döviz kurunun da işaretçisi. Hedefi Çin’den ucuz işçilik ile yatırım almak isteyen bir Türkiye’nin düzenleyeceği yeni asgari ücret fiyatlaması bu rekabette yine kuru yükseltecek görünüyor. Günün sonunda yabancı paralar karşısında değer kaybeden paramız ile beklenen yatırımı alamadan bir enkaz seyredeceğimiz açık.

Çünkü Türkiye’nin yatırım alamamasının temel sebebi pahalı işçilik değil. Ülkemizin yapısal sorunları ve son dönemde şahit olduğumuz kirli ilişkilerin, asıl ticaret mecrası haline gelmesi. Sedat Peker’in mayıs başından beri yaptığı ve yapmaya kısıtlamalara rağmen devam ettiği ifşaatları ile toplumun daha geniş kısımlarının da haberdar olduğu yasa dışı para trafiği cenneti olma yolundaki hızlı yükselişimiz en önemli konulardan biri. Birçoklarımızın gündemine yeni giren bu kara para aklama sorunu Rıza Zarrab ile gün ışığına çıktı. O dönemde ve sonrasında gerekli siyasi otorite gösterilmediği, kimse cezalandırılmadığı için de kara para aklama bir ticari faaliyet gibi algılanıp normalleşti. Bu normalize etme işi ülkemize pahalıya mal oldu ve artık gri listedeyiz.

Gelişmiş 20 yani G 20 ülkelerinden sadece Türkiye’nin girmeye değer (!) bulunduğu bu gri liste; uluslararası yatırım hareketinin önündeki en önemli engeldir. Çünkü bir ülke gri listedeyse, o ülkede kaynağı belirsiz para vardır ve bu paranın ülkeye giriş çıkışı ile ilgili yasalar etkin değil demektir. Yasaların etkin olmadığı bir ülkeye yatırım yapmak ise birçokları için delilik ile eş değerdir.

Yatırımınızın başına ne geleceğini bilmediğiniz bir ülkede işçilik 10 dolar olsa ne fark eder!

Türkiye Cumhuriyeti, tarihin en zor ekonomik buhranını yaşıyor; sosyolojik bozulma da cabası. Bu kadar tehlikeli bir dönemeçte hala hamaset yapmak, gerçeklere sırtımızı dönmek, ekonomiyi akıl ve bilimle değil de günü kurtaracak hamleler ile yönetmek; kürsülerden anlatılan 2071 hedeflerini sadece gülünç kılmaktadır. Ve artık bizim gülmeye değil, ciddiyetle kolları sıvayıp bozulan düzeni yeniden inşa etmeye ihtiyacımız var.Düzen yeniden tesis edilmeden gülmek, pek mümkün gözükmüyor…

Mektepli Gazete | Yatırımın önündeki gri bulutlar