YARININ KORKUSU; BUGÜNÜN SORUSU
YARININ KORKUSU; BUGÜNÜN SORUSU

YARININ KORKUSU; BUGÜNÜN SORUSU
Soru sormak demokratik rejimlerde vatandaşın en temel haklarının başında gelir. Sorusunu sorar ve cevabını da tüm detayları ile alır. Soruyu soran ötekileştirilmez, terörist diye yaftalanmaz. Sormak ne kadar doğal ise yöneticilerin cevap vermesi de o kadar doğaldır. Gelişmiş, muasır medeniyetin anahtarıdır soru. Bu anahtar aynı zamanda vatandaşın da görevidir. Siyasetçinin vicdanı halkının sesidir. Halk beş yılda bir gittiği sandıkla vatandaşlık görevini yapmış; eleğini duvara asmış sayılmaz. Verdiği oyu denetlemek, seçtiğine soru sormaktan geçer.
Ancak bizim ülkemizde seçtiğine soru sormak pek yaygın değil. Bu naif tutumumuz, son yirmi yılda “atı alanın Üsküdar’da tur attığı” gerçeğini yüzümüze bir tokat gibi çarpıyor tabi.
Verdiğimiz verginin, alnımızın terinin, yıllarımızın birikiminin, torunumuzun yarınının peşine düştük; uzun yıllardan sonra ilk kez. Çığ gibi büyüdü üstelik; korku yorganını bir kenara atıp uyanmak gibi, kulakları sağır eden bir çığlık gibi…
Nerede bu 128 milyar dolar?
İnsanın aklının almadığı büyüklükteki bu paranın nereye gittiği malum. Sorarken de yanıtı açık, sorarken de kayıp olduğu belli. Ama bu sorunun bir başka büyüsü var. Dört maaşlı atanmış piyonların strateji derneklerinde etrafına dolar sardıkları sinir sistemlerini bile bozan bir büyü. Bakanın işte şurada dediğini, yalakasının yok burada diye yalanladığı; baş sorumlusunun kafamıza damadını düşürdüğü, damadın ise ‘Allah yardımcınız olsun’ deyip sırra kadem bastığı türden bir büyü.
Ne yapsınlar şaşırıp ezberleri elbette bozulacak! Vatandaş ilk kez soru soruyor, bununla da kalmayıp her türlü korku sopasına rağmen sorusundan vazgeçmiyor. Daha da kötüsü vazgeçeceğe de benzemiyor. Üstelik her geçen gün daha da çok soruyor. Sordukça umutlanıyor içim, çiçek açıyorum resmen. Demokrasi naraları atıyorum, şimdilik içimden.
Hazır sormaya başlamışken yanıtlarını merak ettiğim diğer soruları da bir avazda çıkartıyorum:
Belediyenin yani bizlerin vergileri ile görevli olarak Almanya’ya giden ancak dönmeyen 43 kişinin pasaportları imha edildiğine göre; bu kaçış bilinçli bir organizasyon muydu? Yoksa çevre bilinci öyle hemen oturmaz diye ek ders aldılar da biz mi ortalığı karıştırıyoruz?
Ticaret Bakanımız, ürettiği dezenfektanları ‘burası benim bakanlığım, kime ne?’ diyerek sadece kendi bakanlığına mı tekelci bir mantıkta sattı; yoksa yan bakanlığa da şöyle yanarlı dönerli bir set gönderdi mi?
Akşam saat 19:00 itibari ile paydos veren illet korona, Vali Yardımcımızın düzenlediği Oscar Töreninin ardından dağıtımına başlanan patates kuyruğunda senelik izinli mi sayılıyor?
Her hafta yeni bir aşı takvimi ile karşımıza çıkan, kendi başına bir karar alamayan Sağlık Bakanı; aşı geliş tarihlerini dış güçler sebebi ile mi bir türlü tutturamıyor?
Toplu iftarın toplu intihar olduğu herkese anlatılırken, kurala uymayanın gözünün yaşına bakılmadan cezalar yağmur gibi indirilirken; toplu iftarda korona olmamanın yolu aynı boyuttaki üç siniden Cumhurbaşkanı eşliğinde hurma yemekten mi geçiyor?
Hayırsever iş insanı diye devletin en kilit isimleri ile iş tutan Zarrab, Türk aile yapısında boşanma delik açar diye mi yazılıp çizilemiyor?
Bir diğer hayırsever iş insanı görünümlü mafya babası, miting düzenlerken alkışlanırken kimin tavuğuna kışt dedi de şimdi samanlıktaki iğne gibi aranıyor?
….
Çok soru var sorulması gereken; 128 milyar dolar daha başlangıç.
Ancak cevabını bildiğim tek şey şu; bir avuç zenginin mutluluğu, yığınların eziyeti oluyorsa soru sormaktan vazgeçmiyor olmamız çok önemli. Birileri bu yaptıklarımızı yarın sorar korkusu; bu soruyu sorarsam başıma ne gelir korkusundan daha büyük olmalı! Yaptıklarının cevabını verme zorunluluğunu siyasetçi iliklerine kadar hissedemezse; işte o zaman yetimin ahı arşı inletir…
Didem Temel
Yazdı
Nisan 2021