Mektepli Gazete

Vatanın bekasını doğru yerde aramak

Vatanın bekasını doğru yerde aramak

Paylaş
Yazı boyutu
100%
Gelecek ay sonunda mahalli yerel seçimler yapılacak. İlçelerimizin, illerimizin ve büyükşehirlerimizin belediye başkanlarını seçeceğiz. 14 Ekim 1930 tarihinden bu yana yerel seçimleri yaşayan bir ülkeyiz. Seçimlerin görünür temalarından biri “beka” kavramı. Türk Dil Kurumu bekayı “Kalıcılık, ölmezlik” olarak tanımlıyor. Yani seçimde kullanılan dille vatanın kalıcılığı, devamlılığı.
Kalıcılık ve devamlılığı toplumun sağlayacağı ya da toplum için bizi yönetenlerin sağlayacağı ilk akla gelen. Ülkenin bekasının garantörü yerel yöneticiler mi olacak diye düşünmeden de durulmuyor. Yerel yönetimler denince akla gelen altyapı, kaldırım, kanalizasyon, pazar, zabıta, emlak, su vb. hizmetleri. Yerel yönetimlerin beka kapsamında bir güvenlik görevi yok, insan yetiştirme ile ilgili bir yetkisi ve görevi yok. Bekayı korumak için güvenlikli bir ülke ve her yönden yetişmiş bir nüfus gerekmektedir. İkincisi ön planda olursa güvenlik ve jeopolitik gücümüz her zaman yüksek seviyede olur. Bunu nasıl ve ne ile gerçekleştirebiliriz dediğimizde de vereceğimiz yanıt bellidir: eğitim. Zaten eğitimin amaçlarından birisi belki de tarihsel süreçteki yeri toplumun devamıdır.
Bu kapsamda Türk Milli Eğitim sistemi kendini şekillendiren temel yasa olan 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Yasası'nda:
“ Türk Milli Eğitiminin genel amacı,
Türk Milletinin bütün fertlerini, 1. Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;
…….Böylece bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır”
olarak belirlenmiştir.
Eğitimi bir beka meselesi olarak görürsek ya da görebiliyor isek Türk çocuklarının dünyadaki yerlerinin ne olduğu, akranlarıyla aralarındaki rekabetin ya da yetişmenin nasıl olduğunu incelemek gerekiyor.
• Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) 2000 yılından bu yana 15 yaş grubuna üç yılda bir PİSA sınavı yapmakta ve ülkemizde 2003yılından bu yana bu sınavlara katılmaktadır. Öğrencilerin uluslararası ölçekte fen, matematik ve okuma becerilerinin ölçüldüğü en önemli sınavlardan biri PİSA’dır. 2015 yılı sınavında Türkiye, sıralamada 70 ülke içinde fende 51'inci, matematikte 48'inci, okumada 49'uncu sırada yer almıştır. 2003 yılında 434 olan fen puanı 2015 yılında 425'e, 423 olan matematik puanı 420'ye, 441 olan okuma puanı ise 428'e düşmüştür. Türkiye 2006-2015 yıllarında PISA'ya kesintisiz katılan ülkeler arasında puanını en çok düşüren ülkedir.
  • 2018 yılı Üniversiteye giriş sınavının birinci basamağı olan Temel Yeterlik Testine (TYT) 'ye 2 milyon 260 bin 273 aday girmiştir. İkinci sınava girmek için gerekli olan 180 puanı aşan aday sayısı 1 milyon 299 bin 378 kişi, 160 puan barajını aşan aday sayısı 1 milyon 609 bin 392 olmuştur. Başka bir ifadeyle 960 895 öğrenci/aday ikinci sınava girmeye hak kazanamamıştır.
  • Temel Yeterlilik Testinde (TYT) adayların 4’te 1’i 150 barajı için gerekli olan ortalama 15 net yapamamış, 41 bin 281 aday 100 puan ve üstü alamamış başka bir ifadeyle yarım net bile yapamayarak sıfır almışlardır.
  • Dünya Üniversite Sıralaması Merkezi’nin (Center for World University Rankings) 2018-2019 yılları için hazırladığı listede ilk 500 üniversite arasında ülkemizden hiçbir üniversite yer almamaktadır. Türkiye üniversite eğitimi kalitesinde 137 ülke arasında 101’inci sırada.
  • Türkiye, Hindistan ve Nijerya’nın ardından şaibeli, sahte ve para karşılığı en çok tez ve makale yayımlanan üçüncü ülke konumunda. Bu kişilerin akademi de olduğunu düşünmek bile bir beka sorunu değil midir?
  • Bilim insanlarımız 2002 yılında yayınlarına uluslararası düzeyde 15 atıf alırken 2017 yılında bu sayı 0,4’e kadar düşmüştür. Üniversitelerimizin kalitesinin düşüşü başka nasıl açıklanabilir?
  • Yetiştirdiğimiz 450 000 öğretmen atama beklerken hayvan yetiştiriciliği, mobilya dekorasyon, arıcılık vb. bölüm mezunlarını ücretli öğretmen olarak çalıştırmak bir ciddiyetsiz yönetim örneği değil midir?
Bu tür verilere dayalı örnekleri çoğaltmak mümkündür, hatta sayfalarca yazılabilir. Bu göstergeleri vermemizin temel nedeni geleceğimizin teminatı gençlerimizin bir donanım sorunu ile sistemden mezun oldukları, yetişmede sorunları olduğu, onları yetiştiren üniversitelerin de bir nitelik bunalımı yaşadığını göstermektir. Bu sonuç eğitime verilen önem ve bakış açışı ile ilintilidir. Ancak bu ülkenin geçmişinde eğitime verilen önem o denli yüksektir ki, bu açıdan da karamsar olmaya gerek yoktur. Şöyle ki Kurtuluş Savaşı’mızın en bunalımlı ve zor günlerinde Kütahya ve Eskişehir savaşları yapılırken, askerlerimiz Sakarya’nın doğusuna çekilirken 15-21 Temmuz 1921 tarihinde 7 gün sürecek bir Maarif Kongresi toplanmıştır. Büyük kurtarıcı Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kongre açış konuşmasındaki söylevi eğitimin bir beka işi olduğunun en temel göstergesidir: “Gelecek için hazırlanan vatan çocuklarına, hiçbir zorluk karşısında baş eğmeyerek sabırla çalışmalarını ve eğitimdeki çocuklarımızın ana babalarına da yavrularının eğitimlerini tamamlamak için her fedakârlığa katlanmaktan çekinmemelerini öneririm. Büyük tehlikeler karşısında uyanan milletlerin ne kadar kararlı oldukları tarihçe ispat edilmiştir. Silâhıyla olduğu gibi beyniyle de mücadele etmek zorunda olan milletimizin, birincisinde gösterdiği gücü ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur. Milletimizin temiz karakteri yetenek ile doludur”
Acaba gerçek beka sorunu her 5 yılda yaptığımız ve bundan sonra da yapacağımız yerel seçimler mi yoksa geleceğimizin teminatı olacak nesilleri yetiştirmek mi midir?
Geleceğimizi güvenle kurmak ve yaşamak istiyorsak ülkemizin kurucusu büyük kurtarıcı Atatürk’ün dediği gibi ” Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, muharebe mekanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır” şiarıyla hareket etmemiz gerekecektir. Gerisi geleceği değil bugünü kurtarma çabalarıdır.
Mektepli Gazete | Vatanın bekasını doğru yerde aramak