TEMEL VATANDAŞLIK GELİRİ HAYAL Mİ?
TEMEL VATANDAŞLIK GELİRİ HAYAL Mİ?

TEMEL VATANDAŞLIK GELİRİ HAYAL Mİ?
2002 yılı itibariyle tek başına ülkeyi yöneten iktidar; küresel dolar bolluğu yıllarında devletin kazanımlarının tamamını taşa toprağa yani inşaat sektörüne yatırdı. Bu yatırımlar kağıt üzerinde hormonlu bir büyümeyi tetikledi, ancak gerçekten hücrelerimize kadar sağlıklı beslenemedik. Katma değer fakiri inşaat sektörü yerine, teknoloji alt yapılı sanayimiz desteklenseydi; gündemimiz çok daha farklı olurdu. Bugün ülkemizin hangi iline, hangi ilçesine, hangi köyüne gidersek gidelim konumuz hep aynı; gün geçtikçe boşalan cüzdanlar…
Sosyal adalet suya düşen damla gibidir. Halkalar halinde birçok gelişmeyi de peşinden getirir. Zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu bir ülkede demokrasiden, adaletten, özgürlüklerden hatta bilimsel eğitimden bahsetmek bile hayaldir. Ek olarak bu adaletsizlik peşinden sosyal patlamaları da getirir ki bu ihtimali düşünmek bile istemeyiz. Bireylerin sağlık, eğitim, hukuk gibi yaşamsal fonksiyonlardan eşit yararlanabildiği toplumlar ancak sürdürülebilir büyümeden ve kalkınmadan bahsedebilir.
Türkiye, gelir dağılımı eşitsizliğinde Avrupa ülkeleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Yani ülkemizde fakir ile zengin arasındaki uçurum derinleşmeye devam ediyor. Kişi başına düşen GSMH oranındaki düşüş de bu farkın ispatıdır. Emsallerinin çok gerisindeki bu bölüşüm oranına bir de adaletsiz gelir dağılımı eklendiğinde vatandaşa ancak masal anlatıldığı açıkça görülüyor.
Ülkemizde ‘çalışan yoksulluğu’ oranı da hızla yükselmektedir. İşi olmasına rağmen markete, yakıta, kiraya yetişemeyen çok sayıda vatandaşa, Kovid 19 ile yenileri de eklendi. Yaklaşık bir yıldır, asgari ücretin de altında geliri olan özellikle hizmet sektörü çalışanları kişi başına düşen borçluluk oranını da doğru orantılı arttırmaktadır.
2015 yılından itibaren CHP’nin sürekli gündemde tuttuğu aile sigortası aslında uzun zamandır gelişmiş ekonomilerin gündemindeki ‘temel vatandaşlık geliri’ yaklaşımının önemli bir yansımasıdır. Temel vatandaşlık geliri bir devletin tüm vatandaşlarına düzenli diğer gelirlerinden ya da servetlerinden bağımsız olarak sadece toplumun bir bireyi olmaları nedeniyle düzenli bir gelir sağlamasını öneren sosyal güvenlik kuramıdır. Kökleri 1500’lü yıllara dayanan bu kuram aslında geniş bir sosyal devlet politikasıdır. ‘Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek’ söylemi bu kuramın en güzel özetidir. Avrupa Birliği ülkelerinde son yıllarda geniş bir taraftar kitlesi toplayan bu düşünce aynı zamanda ülkeler için iyi de bir pazarlama donesidir.
Ülkemizde böyle bir sosyal politika geliştirebilmek için elbette ki kaynağa ihtiyacımız var. Özellikle son yıllarda daralan ekonomimiz bu tip bir tartışmayı birçokları için gereksiz kılmakta. Ancak bu kaynak gerçekten bulunamaz mı ve böylesi bir insani yaşam bizim için gerçekten hayal mi?
Adil vergilendirme, doğru ücret politikası, temel hakların ücretsiz sağlanması, asgari ücretin en azından vergiden muaf tutulması, yoksulluk riski altındaki genç ve kadınlara yapılacak düzenlemeler ile çok daha onurlu bir yaşam sunmak mümkün. Daha da kolayı devletin sosyal yardımlarını partizanlıktan uzaklaştırmak…
Kitlelerin üzerine çay paketi fırlatmaktan çok daha iyisini yapmak sizce de mümkün değil mi?
Didem Temel
Yazdı
24 Ocak 2021