TARİH TEKERRÜRDEN İBARETSE…
TARİH TEKERRÜRDEN İBARETSE…

TARİH TEKERRÜRDEN İBARETSE…
Tarih tekerrürden ibarettir. Mühim olan bu tekrarda, geçmiş hatalardan ders çıkartıp çok daha sağlam adımlarla geleceği inşa etmektir. Demokrat Parti’nin on yıllık iktidarından, yirmi yıllık iktidarımızın çıkarması gereken çok ders var. Fakat biz geçmişimizi hızla unutup, aynı hataları defalarca yapıp farklı sonuçlar almayı bekliyoruz.
1940 ile 1960 yılları arası Türkiye, aslında günümüzü anlamak ve çok daha iyiye gidebilmek için önemli bir kesit. Savaşa girmeyen ama savaşın ekonomik yıkımını hücrelerine kadar hisseden genç Cumhuriyet; çözümü demokraside aramış ve çok partili dönemin kapılarını açmıştır. İlk seçimlerde yol kazaları yaşansa da ekonomik refahın ve kalkınmanın anahtarının çok seslilikte olduğunu görmek önemli bir dönüm noktası. Şimdi neredeyse tüm çatlak sesleri boğmaya kalkmak, itiraz edeni duymamak hatta eleştirilere hapishanelerin soğukluğunu anımsatarak yanıt vermek o dönemlerden gelen genetik kusurumuz olmalı. 1946 yılındaki aksak demokrasi arayışı, 1950’lere gelindiğinde Demokrat Parti’yi bile şaşırtan halk desteği ile on yıllık yeni bir dönemin perdelerini açtı. Yoksul Anadolu seçimini nispeten liberal çözümlerden yana kullandı. Yani iktidar ekonomi ile değişti.
Basit bir psikolojik oyundur bu ve salt bu coğrafya halkını da kapsamaz. Cebimiz doluyorsa iktidarın diğer siyasi manevralarını daha kolay satın alırız. Nitekim öyle de oldu; öz kaynaklarını liberalizm rüzgarı ile yabancılar eliyle arttırmaya çalışan Türkiye nispi bir ekonomik rahatlama yaşadı. Savaş dönemi kıtlığını unutturmak taşıma suyla değirmeni döndürmek olsa da halk tarafından benimsendi. Ülke adeta bir şantiye alanına döndü ve bu illüzyon Demokrat Parti’yi bir kez daha iktidara ezici bir üstünlükle taşıdı.
Evdeki hesap çarşıya uymadı, bize ait olmayan kaynak Demoklas’in kılıcıydı artık iktidarın omuzlarında. Üstelik içerdeki halk desteği iktidarın ‘üçüncü gözü’nü de kapatıvermişti. Beklenen oldu, gücünden zehirlenen iktidar halkın gerçek gündeminden uzaklaştı. Uzaklaşırken de daha yasakçı ve daha baskıcı bir çok adım attı. Hapishaneler gazeteci ve aydınlarla doldu; özgürlük isteyen gençler ile iktidar artık karşı karşıyaydı. Halk yine devalüasyonlar ve yüksek enflasyon ile baş başaydı. Demokrasiyi içine sindiremeyen Türkiye, tarihinin ilk askeri darbesi ile tanıştı. Sonrası felaket… Belki erken bir seçim olsaydı; bugün daha başka bir ülke olurduk. Keşke de olsaydık, darbeler ile hiç tanışmasaydık. Bu tabi konunun farklı ve bir o kadar da acı tarafı.
AKP, Demokrat Parti döneminden hiç ders çıkarmamış değil elbet; o dönemden öğrendikleri ile kışlaları bastırdığı net. Ama bu da yöntem olarak yanlış. Yani emir komuta zinciri içerisinde ama kendi sınırlarını bilen, siyasetten uzak bir ordu da mümkündü. Şimdi AKP il başkanlarının kapısının önünde kul, albayın binbaşıya ağabey dediği bir ordu kaldı elimizde.
Yine hapishanelerimiz dolu, yine çatlak sesler boğuluyor, muhalife yaşam hakkı verilmiyor. Atanmışlar seçilmişlere ayar veriyor, ‘sen kimsin’ler havada uçuşuyor. Gazeteler susturulmuş, gazeteciler kalemlerini titreyerek tutuyor. Bilimden uzak yaklaşımlar hayatın her alanını sarmış. Bir imam çıkıp kurucu değerlere saldırıyor, buna özgürlük diyorlar. Ama aynı müsamaha 104 emekli amirale uygulanmıyor. Bir gün kalkıp HDP’ye kapatma naraları atılıyor, ertesi gün yeterli ilgiyi görmeyince geri adım atılıyor. Demokrasinin en temel değeri şeffaflık ayaklar altına alınıyor, 128 milyar dolar nerede demek Cumhurbaşkanı’na hakaret sayılıyor. Devletin en önemli mali kurumu Merkez Bankası kreşe dönüyor; 23 Nisan çocukları gibi başkanlık koltuğu ısınmadan sahibi indiriliyor. 128 dolar kısa çalışma ödeneğine mahkum çoğunluk 128 milyar doların buharlaşmasının müsebbibi damadı arıyor, bulamıyor.
Tüm bu yaşananlara ‘dış güçler, bayrak inmez, ezan susmaz, eyy Bay Kemal’ sığlığında cevap vermek, en kısık muhalif sesten mağduriyet geliştirmek tarihi başa sarmaktan ibaret. Bugünkü iktidar da, daha önceki iktidarlar gibi gerçek gündeme geri dönmelidir. Ekonomik krizler ile gelenlerin yine ekonomik krizlerle gidişinin analizini yapmalı ve çalıyı dolanmaktansa yapısal değişimlere soyunmalıdır.
Çünkü halkın gerçek gündemi ocaktaki tenceresi. Dert bu kadar basitken, ne darbe mağduriyeti edebiyatı, ne parti kapatma ile konsolide edilmek istenen oylar, ne dış güçler çığırtkanlığı satın alınmıyor. Ve yine plakta aynı şarkı; ekonomi ile gelen, ekonomi ile gidiyor. Gidiyor ama giderken ardında sadece ekonomik bir enkaz değil, sosyo-kültürel olarak çürümüş, aynı şarkıyı dinlemekten bıkmış, umudunu ve güvenini yitirmiş bir halk bırakıyor. Daha önce olduğu gibi…
Didem TEMEL
Yazdı
Nisan 2021