SOLUN YÜZ AKI: FATSA
SOLUN YÜZ AKI: FATSA

SOLUN YÜZ AKI: FATSA
Bülent Can
“Sol ve belediyecilik” denince akla gelen ilk isimdir, Fatsa. İlkokul mezunu bir terzi, bağımsız çıktığı bir seçimde rakiplerinin toplam aldıkları oydan daha fazla oy alarak belediyenin başına geçer ve sadece dokuz ay “iktidarda” kalmasına rağmen tarih yazar. Fikri Sönmez’den başkası değildi bu terzi. Nam-ı diğer Terzi Fikri. Ölüm yıldönümünde onu saygıyla, sevgiyle, özlemle ve minnetle anıyorum.
Evet, nasıl oluyor da “iktidarı” sadece dokuz ay sürmesine rağmen aradan geçen otuz yıla karşın unutulmayıp, “halkçı belediyecilik” denince akla ilk gelmeye devam ediyor? Ve nasıl oluyor da özellikle sosyalist soldan her kim ki kazansa ilk beyanı “Yeni bir Fatsa yaratacağız” oluyor? Ve nasıl oluyor da geçen onca seneye rağmen sistemin kimi savunucuları tarafından karalanmaya devam ediliyor? Sadece bu üç neden bile Fatsa’nın, Terzi Fikri’nin incelenmesini ve orada yakılan ve hala yanmaya devam eden o ateşin aydınlığında kendimize ve çevremize bir göz atmamızı gerekli kılmıyor mu?
Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim: Fatsa, tarihte kalmış bir mazi, hoş bir seda ya da tebessümle karşılanması gereken bir nostalji değildir. Fatsa deneyimi, sistemin eleştirisi ve alternatifi olduğu kadar, sol adına yapılan uygulamaların da eleştirisi ve alternatifidir aynı zamanda. Ve bu sihrin iksiri tırnak içerisinde yazdığımız o iktidarda gizlidir. Fatsa’ya sadece bir “yerel yönetim deneyimi” olarak bakarsak hata yapmış oluruz. Fatsa’ya “tahayyülün zuhur bulması”, “geleceğin bugünden inşası” olarak bakmak gerekir. Zira Fatsa, katiyen bir şablon değildir. Lakin solun unutmaması gerektiği ve sol adına hareket edenlerin nerede bulunursa bulunsunlar hayata mutlak geçirmesi gerektiği bir özdür. İşte bu özdür, geçen onca zamana rağmen onu unutturmayan. Ve bu özdür, Evren’e “Biz gelmeseydik Fatsa gelecekti" dedirten.
FATSA VE FATSA’DA OLANLAR
Ordu iline bağlı, maviyle yeşilin birbiriyle kucaklaştığı, bir sahil kasabasıdır Fatsa. O günlerde Fatsa’nın içinde bulunduğu durumu ve Fikri Sönmez’in hangi koşullarda ve nasıl bir belediye aldığını anlamak için o zamanlardaki Fatsa’nın yerel gazetelerinden biri olan Güneş Gazetesi'nde yayınlanan Sıtkı Pazarbaşı imzalı ve Askeri Savcının Fikri Sönmez’i mahkum etmek için delil olarak kullandığı şu makaleye göz atmak gerekir. " Hangi adayın kazanacağını bize soruyorlar. Buna rağmen belediye başkanlığı ara seçimlerini bağımsız adaylardan Fikri SÖNMEZ'in kazanacağını söyleyebilirim. Bunu söyleyebilmek için ne kahin ne de çok bilgili olmak gerekmez. Kafamızı biraz geriye çevirip birkaç sene öncesine baktığımızda, tüm gerçekler gözünüzün önüne seriliverir. Dolayısıyla bağımsız adaylardan Fikri SÖNMEZ'i sevenler değil, hiç sevmeyenler ve hatta Fikri SÖNMEZ'in reis seçilmesini hiç istemeyenler ve O'nun reis olmasından endişe duyanlar Fikri SÖNMEZ'i kazandırıp, Fatsa Belediye Başkanı yapacaklar. Nasıl? Sevmedikleri ve istemedikleri halde Fikri SÖNMEZ'i belediye başkanı yapacakların kimler olduklarını mı soruyorsunuz? Okuyun öyleyse. Fikri SÖNMEZ'i bu kasabada, bir gün evvel 10 liraya sattığı malı bir gün sonra yok deyip, üç gün sonra 50 liraya satan ticaret ahlakı yoksunu vurguncular, kış aylarının dondurucu soğuğunda çoluk çocuğu tir tir titreyen halkın başvurularına rağmen, yakacak bir çuval kabuğu, yok diyerek belediye rayicinin çok üstünde bir fiyatla kamyonlar dolusu başka il ve ilçelere sevk eden fabrikatörler. Bir kilo yağ için fırsatı ganimet bilerek ramazan ayının kutsiyet ve mukaddesatını unutarak vicdanlarını körleştiren stokçu karaborsacılar, hastalarını doktora yetiştirebilmek için benzin bulamayan şoförlere rağmen, benzin kaçakçılığı yapan benzin istasyonu sahipleri. Gaz kuyruklarında geç saatlere kadar sıra bekleyip de sonunda "Gaz bitti" deyip halkı dağıtıp karaborsaya gaz aktaran şirketler. En önemli gıda maddelerini yok diyerek zaman zaman suni buhran yaratıp, depolara dolduran istifçiler. Hele hele rayiç vermekle bütün bu işler bitmiş gibi verdiği rayiçlerin kontrol lüzumunu duymayan belediye yetkilileri ve diğer ilgililer. İşte bunlar, Fikri SÖNMEZ'i reis yapacak kuruluşlardır."([1]) diyordu Sıtkı Pazarbaşı. İşte böyle bir atmosferde hayatı boyunca bu vicdan noksanı tüccarlarla ve tefecilerle mücadele etmiş Terzi Fikri bağımsız olarak adaylığını koyuyordu. Fikri Sönmez'in Başkan seçilmesinin neredeyse kesin gözükmesi üzerine bölgedeki faşistler harekete geçmişlerdi. 15 Eylül 1979 günü kendisine düzenlenen bir suikast girişiminden bacağından yaralanarak kurtuluyordu. Fikri Sönmez, daha önce CHP, AP ve MSP'ye oy verenlerin önemli bir bölümünün de desteğiyle 14 Ekim 1979 Fatsa Belediye Başkanlığı seçimini, diğer tüm partilerin adaylarının aldığı oy toplamından daha fazla oy alarak kazanıyordu.
Hayatı boyunca Terzi Fikri, “sözün, yetkinin, kararın ve iktidarın halkın olması” gerektiğine inanmıştı. Bu inanışını ete kemiğe büründürme fırsatı eline geçtiğinde hiç beklemeden ve tereddüt etmen uygulamaya koydu. Seçimi kazanır kazanmaz yaptığı ilk iş olarak Halk Komiteleri'nin oluşturulmasını sağlamak oldu. Bu komiteler, kendi yandaşlarının mahalleleri paylaşması olarak anlaşılmasın sakın. Fatsa, sorunları, nüfusu ve toplanabilme özellikleri bakımından 11 birime ayrıldı. Yapılan ilk toplantılarda halkın gizli oy, açık sayım esasına göre komite üyeleri seçildi. Komite seçimlerine tefeciler ve faşistler dışında herkes; CHP'li, AP'li, MSP'li, demokrat, devrimci insanlar hem aday oldular, hem katıldılar. Seçilen komite üyelerinin görevleri, halkın sorunlarının takipçisi olma, Belediye çalışmalarını denetleme, Belediyece karşılanan ihtiyaç maddelerinin dağıtımı vb. işlerdi. Halkın belediye yönetimine katılımı komite üyeleriyle sınırlı kalmadı. İki ayda bir yapılan halk toplantılarıyla Fatsalıların yönetime doğrudan katılımı sağlanmaya çalışıldı. Halk bu toplantılarda seyirci değil tam tersine onların aktif katılımlarıyla bu toplantılarda iki aylık "Belediye Çalışma Programı" hazırlanılır ve bu programlar doğrultusunda işler yapılırdı. Belediye Başkanı ve görevliler programın kaçta kaçını hayata geçirdiklerini halka anlatır, yapılan eksiklikler ve yanlışlar açıkça tartışılırdı; önemli hataları görülen komite üyeleri halk tarafından görevden alınırdı. Öte yandan bu toplantılar aynı zamanda ülke sorunlarının tartışıldığı meclisler haline de gelirlerdi. Fikri Sönmez’i ölüme götürecek “Nokta Operasyonu” öncesinde Fatsa AP, CHP ve MSP İlçe Başkanlarının basına yaptıkları "Her yerde kan var, biz burada huzur içindeyiz. Fatsa'da komünist işgal yoktur. Halk vardır. Halkın yönetimi vardır. Fatsa'da ateş ile barut yok, böylesine huzurlu bir yerde olay çıkartmayı istemek niye?" şeklindeki açıklamaları tesadüfi ve haksız değildi.
Fikri Sönmez anlatıyor:
"Eskiden halk belediyeye ödediği parayı sormazdı. Memurların para karşılığı makbuz kesmediğine bile bakmazdı. Çünkü para belediyenin eline geçse de geçmese de kendisine bir yararı olacağına inanmazdı. Benim dönemimde halk belediyeye giden parayı takip etmeye başladı. Çünkü belediyeye giden her kuruşun dönüp ertesi gün hizmet olarak önüne dikildiğini görmüştü. Artık halk belediye gelirlerinin artması için belediye yöneticilerinden daha aktif görev içine girmişti." diyor (Fikri Sönmez'in mahkeme tutanaklarındaki savunmasından).
Dikkat edin lütfen, onu eleştirenlere, ondan hesap soranlara “Daha önceki dönemlerde nerdeydiniz?” demiyor, tam tersine halkın bu davranışını özendiriyordu. Zira biliyordu ki ilçenin gerçek sahiplenmesi buydu. Devam ediyor Sönmez;
"Belediye'nin aldığı tüm kararlar halkla tartışılmıştır; halkın onayı olmayan hiçbir iş belediye tarafından yapılmamıştır. Tek cümleyle halk belediyede söz ve karar sahibi kılınmıştır. Demokrasinin gereği budur." (Fikri Sönmez'in mahkeme tutanaklarındaki savunmasından)
İşte Fatsa’yı Fatsa yapan yolların üç ayda çamurdan temizlenmesi, ilçedeki başta kanalizasyon, su olmak üzere birçok sorunun çözümlenmesi değildir. Fatsa’yı Fatsa yapan ve Fikri Sönmez’i ölümsüz kılan ve de sistemi tedirgin eden ilçe yönetiminde uyguladığı bu doğrudan demokrasidir. Ve yazar Tuğrul Eryılmaz’ın belirttiği gibi "Fatsa, 'Halk kendi kendini yönetemez, ille de tepesinde güçlü bir otoriteye gereksinim vardır' diye özetlenebilecek egemen sınıf savının somut olarak çürütülmesiydi.” İşte günümüzde solun kaybettiği öz de tam da budur. Sol, bulunduğu her yerde bu özü hayata geçirmediği sürece ne yaparsa yapsın sol olmayacaktır.
[1]() http://www.devrimciyol.org/Devrimci%20Yol/kitaplar/kitap6_a2.htm