Sendikalar 8 Mart Dünya Emekçİ Kadınlar Gününü Kutladı
Eğitim Sendikaları 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününü yayımladıkları açıklamalar ile kutladılar.

Paylaş
Yazı boyutu
100%
Eğitim Sendikaları 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününü yayımladıkları açıklamalar ile kutladılar.
Eğitim Bir Sen:Büyük hedefler güçlü kadınlarla gerçekleşir
İnsan olmanın şerefini, yeryüzünü imar ve ıslah etmenin sorumluluğunu birlikte üstlenen kadın ve erkek, birbirinin velisi, dostu ve yardımcısıdır. Her şeyden evvel hayatın her alanında kadın ve erkek bir ve beraberdir. Hayat, müşterektir.
Kadın, anne, eş, kardeş olarak toplumun ve hayatın kurucu unsuru, çekirdeği, temelidir. Aile, sevginin, şefkatin, merhametin, paylaşmanın limanı, medeniyetlerin korunağıdır. Aile, birey ve toplum olarak ilk savunma hattımız, kalemizdir. Kadın ve erkek, bizim kültürümüzde, cinsiyete indirgeyen bakış seviyesinin anlayamayacağı çok yüksek ve ulvi bir yaklaşımla ifade edilen varoluşun belirleyici unsuru, dayanağı olmuştur.
Ekonomi ve inanç merkezli olarak değişen toplum ve kültür hayatıyla birlikte kadın algı ve anlayışında farklılaşmanın gözlenir olması, tarihsel bir realitedir. Sanayi ve kentleşme devrimi sürecinde, kadının yeni rol ve statüsüyle birlikte aile eksenli toplumsal uyuma ve bütünlüğe dayalı geleneksel yapısı değişime uğratılmıştır. Kadını önceleri ucuz iş gücü olarak istihdam eden zihniyet, zamanla tüketim dünyasında elverişli bir figüre dönüştürmüş, sonra da masum mecburiyetleri, hak ve özgürlükleri istismar ederek kapitalist ideolojinin nesnesi yapmıştır.
Günümüzde yerini mutlak manada küresel egemenliğe devretme aşamasındaki kapitalist finans gücünün desteği ve ‘toplumsal cinsiyet, cinsiyet eşitliği’ söylemleriyle dünyanın her yerinde gündeme dayatılan programlar, cinsiyet üzerinden insanın anlam, önem ve varoluşunu yozlaştırmayı içermektedir. Kadın hak ve özgürlüğü adına yürütülen programların aileyi, aileyle birlikte toplumu ahlaken, ruhen ayakta tutan dayanakları yok etmeyi amaçladığı aşikârdır. Topluma geleneksel kimlik ve değeriyle katılan kadın, sözde kadın hakları savunuculuğu yapan, özünde aileyi tahrip etmeyi hedefleyen zihniyetin temsilcileri tarafından yok sayılmış, onun için hak da özgürlük de söz konusu edilmemiştir.
Dünyanın birçok yerinde yaşanan yoksulluk, istismar, eşitsizlik, ağır çalışma şartları, haklardan yoksun iş hayatı gibi meselelerin dayanılmaz ölçüde mağdur ettiği kadınların sorunlarına sessiz ve seyirci kalıp gereken tepkiyi vermemeleri, meseleye ideolojik ve çifte standartlı bakmaları sebebiyledir. Dünyanın birçok bölgesinde emperyalist emeller uğruna hak ihlallerinden taciz ve tecavüze, savaş ve terörün sebep olduğu kitlesel göçe ve ölümlere, 28 Şubat’ta olduğu gibi eğitim hakları gasbedilen kadın ve kızlarımızın büyük mağduriyetlerine sessiz ve seyirci kalmalarının nedeni de aynıdır.
İnsan hak ve onurunun olmadığı yerde kadın hakkı da erkek hakkı da olamaz. Geleneksel işleyişiyle köklü ve güçlü olan toplum yapımız, ilke ve temelleriyle aile hayatımız imha edilerek çökertilmek, nesiller yok edilmek istenmektedir. Bu akım, kişi ve kurumlar, kadın dostu değil, doğrudan insanlık düşmanıdır.
Bir medeniyet hareketinin ilk odağı, ilk okulu, ilk aşaması olan ailenin imha edilmesi, insanı tarihte olmadığı kadar aidiyetinden koparmış, sonuçta yalnız, yardımsız, çaresiz, çözümsüz bırakmıştır. Hangi dil ve söylemle olursa olsun basitlikten de öte bayağı düşüncelerin yalan rüzgârına kapılarak özünde kadını aşağılayan, değersizleştiren, aileyi ve evi önemsizleştiren yaklaşımlar, hiçbir düşmanın yapamayacağı ölçüde millî ve insani bağlarımızı tahribe yönelmiştir.
Aile birliği olmadan toplumsal bir geleceğimiz olamaz.
Kadın, aileler ve nesiller üzerinden insanlığı, medeniyeti yok etmeyi amaçlayan şeytani kurguların aleti, malzemesi, aracı olamaz, olmamalıdır. İnsana, insanın anlam ve amacına ihanetin hak, özgürlük, eşitlik adına yapılıyor olması, tarihte eşi görülmedik iğrenç bir yalandır. O nedenle, hangi gerekçeyle olursa olsun, aile bütünlüğünü ve huzurunu hedef alan tüm çaba ve programlar, ülke ve millet bütünlüğümüzü, huzurumuzu ve doğrudan insanlık onurunu hedef almıştır.
İnsanlık cephesinin son direniş hattında bütün gücümüzle, devlet ve millet olarak kadını da aileyi de savunuyoruz, savunacağız. Şiddetten zararlı bağımlılıklara kadar yıkıcı etkileriyle toplumu doğrudan etkileyen birçok kötülüğün sebebi, ailenin zayıflamasıdır.
Aileye dayanmayan bir toplum ayakta kalamaz.
Yöneticiler ‘İstanbul Sözleşmesi’ üzerine oluşan haklı kaygılara daha fazla duyarlı olmalıdır. Modernizmin ve çalışma hayatının getirdiği stres ve sıkıntıların çözüm yolları, medeniyet birikimimizde vardır.
Eğitim-Bir-Sen olarak, güçlü toplumun sağlam aile, sağlam ailenin bilinçli kadınla inşa edileceği inancıyla, geleneksel yapının, yeni realitelerin ışığında yorumlanarak, hayatın doğasına en uygun çözümlerin aranıp bulunması gerektiğini öneriyoruz. Ama bunun yolu asla aileyi dağıtmak, insanı aileden koparmak olmamalıdır. Topyekûn bir hamle ve hareketle dünyaya örnek olacak tarzda bir kadın erkek anlayışı ve yeniden bir aile modeli ortaya koymalıyız, koyabiliriz. Bilinmelidir ki, bu kale yıkılırsa, varlığımızı tehdit eden hiçbir tehlikeye karşı korunamayız. Bu değeri kaybedersek sonsuz bir değersizliğin uçurumunda savrulmak kaderimiz olur.
Kadınlarımızın iş hayatında daha uygun bir çalışma ortamına kavuşmaları için sendikal mücadele çok önemlidir. Büyük hedefler, güçlü kadınlarla gerçekleşir fehvasınca ülkemizdeki ve yurt dışındaki kadın örgütleriyle iş birliği, hedef ve proje ortaklığı yaparak vizyonumuzu ortaya koyduk. Haklılığımızdan kaynaklanan, örgütlülüğümüzle daha etkin olan gücümüz ve birikimimizle, nerede olursa olsun, kadınlara yapılan haksızlıkların karşısında olduk. Bu hassasiyetle 28 Şubat’ta ideolojik ayrımcılıkla ötelenen kadının kimlik ve kişiliğinden taviz vermeden yasakların zindanından çıkmasını sağladık. Terör şebekeleri tarafından çocukları kandırılıp dağa kaçırılan annelerin özlemlerine ortak olduk.
Suriye zindanlarında sebepsiz yere en aşağılık zulüm ve tecavüzlere uğrayarak tutsak edilen, kadınlarımız özelinde bütün mağdur ve mazlum kadınların feryadını dünyaya duyurmak için meşaleli yürüyüş yaptık. Çığlıkları zulmün karanlığında boğulan kadınlarımızın seslerini aydınlık dünyaya duyurmak istedik.
Mobbing raporuyla, çalışan kadınlara yapılan haksızlıkları, yıldırmaları gözler önüne serdik.
Örgütlülükten gelen gücümüz ve birikimimizle kadınların, eğitimcilerin çalışma hayatında karşılaştıkları zorlukları aşmak için yoğun çaba gösterdik, gösteriyoruz. Kadınlarımızı, kamu görev ve hizmetlerinden dışlandığı keyfî uygulamaların sıkıntısından hak ve hukuka dayalı, sosyal imkân ve yardımları artmış bir çalışma düzenine kavuşturduk. Çalışan kadınların analık ve yarı zamanlı çalışma hakları, doğum ve süt izinlerinin iyileştirilmesi, kreş ve çocuk evi hizmetlerinin verilmesi gibi önemli kazanımlar elde etmesi hep hak ve emek mücadelesi sonrasında olmuştur.
Kadınların iç huzuru iş huzurunu da beraberinde getirmiştir.
Son olarak ev, aile ve çalışma düzeni arasında ilişkileri belli bir denge gözeterek hazırladığımız kadın raporunu başta ilgili bakanlığımız olmak üzere bütün kamuoyunun istifadesine sunduk.
Millet olarak birlik ve beraberliğimizi, dayanışmamızı daha da güçlendirmemiz gereken bir dönemde, bu Dünya Kadınlar Günü’nün kadınlarımızın ve tüm dünya kadınlarının sorunlarının çözümü için yeni bir başlangıç olmasını temenni ediyoruz.
Türk Eğitim Sen:DÜNYA KADINLAR GÜNÜ’NDE ŞEHİTLERİMİZİN EŞLERİ VE ANNELERİNİN ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUZ
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı basın açıklamasıdır.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü…
Ne kadar da büyük anlam barındıran bir gün.
Hele hele ülkemizde kadın cinayetlerinin arttığı, kadınların adeta ikinci sınıf muamele gördüğü, kız çocuklarının okumadan evlendirildiği, istismara uğradığı ülkemizde bu özel günün önemi daha da artıyor.
Kadın fedakârdır, cefakârdır, mücadeleden vazgeçmez, hem iş hayatında hem de sosyal hayatta var gücüyle çalışır, hem merhametli hem meydan okuyandır, kısacası kadın her şeydir.
Ancak ne yazık ki ülkemizde kadına yönelik bakış açısı, tutum, davranış onların bulunması gereken konuma ulaşamamasına yol açmaktadır.
Oysa tarihimiz Türk kadınlarının kahramanlık öyküleri ile bezenmiştir.
Bu toprakların vatan yapılmasında, bayrağımızın göklerde anlı şanlı dalgalanmasında kadınların büyük emeği vardır.
Halide Edip Adıvar’dan, Gördesli Makbule’ye, Şerife Bacı’dan, Halime Çavuş’a, Kara Fatma’dan, Nezahat Onbaşı’ya kadar milli mücadelenin kadın kahramanlarının her biri ayrı ayrı gururumuzdur. Cesareti karakteri olan, inancıyla olmaz denileni başaran kahraman Türk kadınlarını saygıyla, rahmetle yâd ediyoruz.
Cumhuriyetimizin kurucusu büyük Atatürk de kadınlara büyük değer veriyordu. O, kadınların bu toplumun kalbi ve beyni olduğunu çok iyi biliyordu. Atatürk, “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın” demiş ve bu sözün gereğini de yerine getirmiştir. Yaptığı her inkılapta kadınların özgürlüğünü, eğitimini refahını, mutluluğunu öncelemişti. Atamız; Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu, Medenî Kanun, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi gibi birçok yenilikle kadın-erkek eşitliğini sağlamıştır.
Bugüne geldiğimizde kadınların şiddete uğradığını, hakaret ve aşağılayıcı sözlere maruz kaldığını, istismar edildiğini, öldürüldüğünü görüyoruz. Kimi yerlerde kız çocuklarımızın eğitiminin önünde hala büyük engeller var, 18 yaşın altındaki kız çocukları gayri resmi şekilde evlendiriliyor, zorla ve yasa dışı şekilde evlendirilen bu çocuklar bilinçsiz anne-babalarının kurbanı oluyor, hatta ve hala başlık parası gibi çok eskiden kalan gelenekselleşmiş alışkanlıklar sürdürülüyor, kadınlar iş hayatında, kamu ve sivil toplum kuruluşlarında yönetim mekanizmalarında az sayıda temsil ediliyor, siyasette ötekileştiriliyor.
Tüm bu olumsuz tutumları önlemek için şiddete eğilimlenen değil; eğitimli, bilinçli, her türlü şiddet unsurunu reddeden bir nesil yetiştirmek en önemli husustur. Bu noktada farkındalık yaratmak, kadını toplumun asli unsuru olarak görmek, kadına yönelik şiddetin önüne geçmek için cezai müeyyideleri artırmak çok önemlidir.
Öte yandan kadını korumak devletin asli görevidir. Kadını koruyamayan, onu kaderiyle tek başına bırakan bir devlet anlayışını kabul etmemiz mümkün değildir. Bu minvalde devletimiz, kadın cinayetlerine karşı çok daha hassas yaklaşmalı, bu cinayetleri önleyici ve caydırıcı tedbirler de almalıdır.
Kadınların iş gücüne katılma oranı erkeklerden daha düşük.
Kadınlarımızın çalışma hayatında yaşadığı sorunlara da değinmek istiyoruz. Çalışma hayatında ne yazık ki kadın sayısı erkeklere göre daha azdır. TÜİK araştırması sonuçlarına göre; Türkiye'de 15 ve daha yukarı yaştaki grubun istihdam oranı Kasım ayı itibariyle yüzde 45,6, işgücüne katılma oranı ise yüzde 52,5’tir. Cinsiyete göre baktığımızda 15 ve daha yukarı yaştaki grubun işgücüne katılım oranı 2018 yılında erkeklerde yüzde 72,7, kadınlarda yüzde 34,2’dir.
Cinsiyet ve eğitim durumuna göre aylık ortalama brüt ücrete baktığımızda; 2014 yılı TÜİK verilerine göre, yüksekokul ve daha yukarı grupta erkekler 4 bin 286 TL kazanırken, kadınlar 3 bin 470 TL kazanmaktadır.
Kadınların sendikalaşma oranları da erkeklere göre daha düşüktür. 2016 yılı istatistiklerine göre Türkiye’de kamu görevlilerinin sendikalaşma oranı yüzde 71,64’tür. Erkeklerde sendikalaşma oranı yüzde 77,58, kadınlarda sendikalaşma oranı yüzde 64,09’dur.
Kadınlarda sendikalaşma oranını erkeklerden daha az olması da sorgulanması gereken bir durumdur. Bu noktada sendikaların birincil görevi sendikaların önemini kadınlarımıza doğru bir şekilde anlatmaktır. Öte yandan kadınların önündeki engelleri kaldırılmak, önce eğitim hayatında ardından çalışma hayatında yer almasını sağlamak, kadını eve tutsak eden anlayışla mücadele etmek, bunun için de toplumun zihin kodlarını değiştirmek çok önemlidir. Özellikle sivil toplum kuruluşlarında kadının yeri çok önemlidir ve bu konuda kadınlarımızdan talep gelmesini önemsiyoruz. Kadınlar kendilerini yönetim mekanizmalarının dışında tutmamalı, yönetimde aktif olarak görev almalıdır. Kadınlarımız sivil toplum kuruluşlarında, sendikalarda ne kadar aktif görev alırsa, o denli başarılı işlere imza atmamız mümkün olacaktır.
Kız-erkek tüm çocuklarımızın okullaşma oranı yüzde 100 düzeyine çıkarılmalıdır.
Kız çocuklarımızın tamamının eğitim-öğretim içinde yer alması bizim için çok önemlidir. Okumayan tek bir kız çocuğu kalmamalıdır. MEB 2018-2019 eğitim-öğretim yılı istatistiklerine göre ülkemizde kız çocuklarında okullaşma oranı ilkokulda yüzde 92,08, ortaokulda yüzde 93,64, ortaöğretimde yüzde 83,88, yükseköğretimde de yüzde 46,37’dir. Kız-erkek tüm çocuklarımızın okullaşma oranlarını artırmalı, çocuklarını okula göndermek istemeyenler hakkında ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır. Okullaşma oranlarında yüzde 100 düzeyine ulaşmamız hayat memat meselesidir.
Şehit eşleri ve annelerinin acısı bizim de acımız…
İdlib’de şehit olan askerlerimizin yürek acısını yaşıyoruz. İdlib şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına baş sağlığı; yaralı askerlerimize de acil şifalar diliyoruz. Bilinmelidir ki, bu mücadelede her zaman, her koşulda devletimizin ve askerlerimizin yanındayız. Biz bu topraklarda rahat ve huzurlu yaşayalım, milletimizin birlik ve dirliği bozulmasın diye, güzel ülkemiz ve bayrağımız için şehit olan tüm yiğit Mehmetçiklerimizin eşlerinin ve annelerinin önünde saygıyla eğiliyoruz. Şehit anaları ve eşleri başımızın tacıdır. Onlara ne kadar minnettar olsak azdır. Başta devletimiz olmak üzere milletimizin şehit ailelerine gereken desteği her zaman vermesi çok önemlidir. Unutulmamalıdır ki; büyük fedakârlıkla büyüttükleri çocuklarını şehit veren annelerin; aynı yastığa baş koymaya bir ömür ant içmiş ancak vatan savunmasında yüreğinin yarısını kaybetmiş şehit eşlerinin hakkını asla ödeyemeyiz.
Bu vesileyle tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Eğitim İş:AYDINLIK BİR GELECEK, ANCAK KADINLARIN ELİNDE GELECEK
8 Mart 1857 yılında New York’ta tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadın düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için greve gitti. Greve müdahale edilmesi sonucu 129 kadın işçi yanarak öldü. 1910 yılında 2. Enternasyonal Kadın Konferansı’nda, 17 Mart 1970 yılında ise Birleşmiş Milletler tarafından 8 Mart “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak ilan edilmiştir.
Ancak aradan geçen 163 yıla rağmen Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü bir kez daha ayrımcılık ve şiddete karşı eşitlik mücadelesindeki kadınların seslerini duyurma çabalarının gölgesinde kalmaktadır. İktidara geldiği günden bu yana Türkiye'deki demokrasi ortamını giderek daraltan AKP, kuşkusuz en büyük darbelerden birini kadın hakları konusunda vurmuştur.
Kadına nasıl giyineceğini, nasıl güleceğini, ne kadar doğuracağını dayatan, dayatabileceğini düşünen zihniyetin yönettiği 2020 Türkiye'sinde karşımıza çıkan acı tablo şudur:
- Kadın cinayetleri giderek artmış, katillerin sadece takım elbise giydiği için ceza indirimleri alması, bu artışta hatırı sayılır bir rol oynamıştır.
- Son 10 yılda kadına şiddet oranlarında, insanlığın utançtan boynunu bükeceği kadar büyük bir artış yaşanmıştır. Tehdit aldığını, canından endişe duyduğunu devletin kolluk kuvvetlerine bildiren kadınların bile katledilmesi, umursamazlığın acı göstergeleri olmuştur.
- Kadınların uğradığı tacizler ve cinsel saldırılar da maalesef artık kanıksanır hale gelmiştir. Kadın meselesine sadece "türbanlı ve türbansız" kriterleriyle bakan iktidarın gölgesinde, tecavüzlere bile "orada ne işi vardı?" diye yorum yapan karanlık bir güruh türemiştir. 2020 Türkiye'sinde kadınlar, maruz kaldıkları cinsel saldırıları duyurup, yargıya taşıyacakken bile hedef olmaktan korkar hale gelmiştir.
- "Kadının yeri evidir" diyen, onun dünyaya gelme amacının sadece çocuk doğurup yemek pişirmek olduğunu sanan çağdışı zihniyet, kadınların adeta hapsedildikleri evlerdeki emeklerini de değersizleştirmeye çalışmaktadır.
Böylesi bir çağdışılık ancak eğitim ve devletin doğru politikalar üretmesiyle son bulacakken, hem eğitim hem de devlet politikaları bu hapsedilmeyi, bu görünmezliği körükleyecek şekilde dizayn edilmiştir.
- Kadının iş hayatındaki yeri de çağın çok gerisine itilmiştir. Yapılan kapsamlı araştırmalar, Türkiye'de iş hayatındaki kadınlarda orta düzey yönetici olma oranının bile düşüklüğünü gözler önüne sermiştir. Yani iktidarın, gericilerin sözünü dinlemeyerek eve kapanmayan, üretmek isteyen kadını da iş hayatında modern yobazlar beklemektedir. Dünya Ekonomik Forumu (WEF), 2020 Cinsiyet Eşitliği Raporu’na göre Türkiye, siyasal katılım, ekonomik eşitlik, eğitim ve sağlık hakkı gibi farklı alanlarda kadın erkek eşitliğinde 153 ülke arasında 130. sırada yer almaktadır. Yani ülkemiz, kadın erkek eşitliğinin kesinlikle olmadığı ülkeler arasında yer almaktadır.
- Kadın-Erkek ayrımcılığının en kesin çözümü olan eğitim de ne yazık ki AKP iktidarında bu problemin kanıksatılma laboratuvarı yapılmıştır. Kız çocuklarının okuma oranı hala istenen seviyeye gelmemiştir. Bugün kız çocukları 4 4 4 eğitim sistemiyle birlikte örgün eğitim dışına itilmiş ve çocuk gelin, çocuk işçi sayısında artış yaşanmıştır. TÜİK verilerine göre Türkiye'de kız çocuklarının son 5 yılda yaptığı doğum sayısı, 84 bin 462 iken; son 10 yılda 16-17 yaş grubunda toplam 381 bin 418 kız çocuğu evlenmiştir. Ancak bu rakamlar buz dağının görünen kısmıdır.
Okula gitmesi gereken yaşta kız çocuklarının hala gelin yapıldığı ülkemizde, ders kitaplarına dahi kadının toplumdaki rolünün evden ibaret olduğuna ilişkin çağdışı safsatalar girmiştir. Cinsel eşitlik derslerinin kaldırıldığı sistemde, çocuklar her türlü cinsel çatışmaya din eksenli bakma mecburiyetine itilmektedir.
Bu acı tabloya rağmen kadınların, sadece senede bir gün sokaklara çıkıp yaşadıkları cehennemi duyurmalarının, isyan etmelerinin, taleplerini seslendirmelerinin "devletin güvenliği" gerekçe gösterilerek yasaklanması, "Koskoca bir devletin güvenliği kadınların suskunluğundan mı kaynaklanıyor?" sorusunu akıllara getirmektedir.
Eğitim-İş olarak vurguluyoruz: Kadın-erkek eşitliği, sadece kadınların sorunu değil, uygarlaşmada bir eşiktir. Kız çocuklarının okumalarına ayrıca önem veren, onları sosyal hayata katan, onlara dünya ülkelerinin birçoğundan önce seçme ve seçilme hakkı vererek eşit bireyler olduğunu ilan eden Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyete yakışmayan tabloyu değiştirmek, Cumhuriyet devrimlerini rotası kabul eden her yurttaşın görevidir.
Kadına hak ettiği önemi vermeyen hiçbir topluluğun, insanlık tarihinde parmakla gösterilecek başarılara imza atamayacağı unutulmamalıdır.
Üyelerinin yüzde 60'a yakını kadın eğitim emekçilerinden oluşan Eğitim-İş olarak tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü kutluyor, bu mücadelede her zaman onlarla omuz omuza olacağımızın altını çiziyoruz.
MERKEZ YÖNETİM KURULU
Anadolu Eğitim Sen:8 Mart Kutlama Değil Seferberlik Günüdür
AES Genel Başkan Yardımcısı Asel KAYA 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle basın açıklaması yaptı. Açıklamasında 8 Mart’ın kutlama değil seferberlik günü olduğunu söyledi. Açıklamaları şöyle;
‘1857 de New York’ da çalışma koşullarını protesto ederken yanarak ölen tekstil işçisi 129 kadının anısı ile BM tarafından Dünya Kadın Emekçileri Günü ilan edilen 8 Mart, ülkemizde de çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.
Kadınların çalışma hayatındaki sorunlarını çözmek, toplumsal hayatta maruz kaldıkları tehlikeleri ortadan kaldırmak, hayatın her alanında eşitlikçi bir yaklaşım için tartışma alanı oluşturmak için 8 MART fırsattır. Ülkemizde kadın sorunları, KADININ SORUNLARI gibi algılandığı için bu alanda farkındalık yaratmaya çalışan örgütlerin neredeyse tek cinsiyetlidir, kadın örgütüdür. Erkek egemen yapılar içinse 8 MART anneler günü, sevgililer günü gibi kutlanmaktadır.
İnsana dair her türlü ayrımcılığı olduğu gibi cinsiyet ayrımcılığını da reddeden Anadolu Eğitim Sendikası kadın sorunlarının eğitimle ve kadın-erkek birlikte çözüleceğine inanır. Çalışan kadınları tartışabilmek için temel insan haklarından hatta yaşama hakkından başlamamız gereken bir noktadayız. Her yıl artan sayıda çalışan, çalışmayan, genç, yaşlı, çocuk demeden öldürülen, şiddetin her türlüsüne maruz kalan, taciz ve tecavüz mağduru on binlerce kadın varken, 8 Mart’ı KUTLAMAK yerine ANLAMAK gerekir.
Kadının yaşam hakkından başlayarak çalışma hayatındaki haklarının teslimine uzanan bir gelişme gösterebilmek, elimizde karanfillerle bayram gibi 8 Martları kutlayabilmek umudumuzdur, hayalimizdir.
Anadolu Eğitim Sendikası Basın Sekreterliği
Eğitim Bir Sen:Büyük hedefler güçlü kadınlarla gerçekleşir
İnsan olmanın şerefini, yeryüzünü imar ve ıslah etmenin sorumluluğunu birlikte üstlenen kadın ve erkek, birbirinin velisi, dostu ve yardımcısıdır. Her şeyden evvel hayatın her alanında kadın ve erkek bir ve beraberdir. Hayat, müşterektir.
Kadın, anne, eş, kardeş olarak toplumun ve hayatın kurucu unsuru, çekirdeği, temelidir. Aile, sevginin, şefkatin, merhametin, paylaşmanın limanı, medeniyetlerin korunağıdır. Aile, birey ve toplum olarak ilk savunma hattımız, kalemizdir. Kadın ve erkek, bizim kültürümüzde, cinsiyete indirgeyen bakış seviyesinin anlayamayacağı çok yüksek ve ulvi bir yaklaşımla ifade edilen varoluşun belirleyici unsuru, dayanağı olmuştur.
Ekonomi ve inanç merkezli olarak değişen toplum ve kültür hayatıyla birlikte kadın algı ve anlayışında farklılaşmanın gözlenir olması, tarihsel bir realitedir. Sanayi ve kentleşme devrimi sürecinde, kadının yeni rol ve statüsüyle birlikte aile eksenli toplumsal uyuma ve bütünlüğe dayalı geleneksel yapısı değişime uğratılmıştır. Kadını önceleri ucuz iş gücü olarak istihdam eden zihniyet, zamanla tüketim dünyasında elverişli bir figüre dönüştürmüş, sonra da masum mecburiyetleri, hak ve özgürlükleri istismar ederek kapitalist ideolojinin nesnesi yapmıştır.
Günümüzde yerini mutlak manada küresel egemenliğe devretme aşamasındaki kapitalist finans gücünün desteği ve ‘toplumsal cinsiyet, cinsiyet eşitliği’ söylemleriyle dünyanın her yerinde gündeme dayatılan programlar, cinsiyet üzerinden insanın anlam, önem ve varoluşunu yozlaştırmayı içermektedir. Kadın hak ve özgürlüğü adına yürütülen programların aileyi, aileyle birlikte toplumu ahlaken, ruhen ayakta tutan dayanakları yok etmeyi amaçladığı aşikârdır. Topluma geleneksel kimlik ve değeriyle katılan kadın, sözde kadın hakları savunuculuğu yapan, özünde aileyi tahrip etmeyi hedefleyen zihniyetin temsilcileri tarafından yok sayılmış, onun için hak da özgürlük de söz konusu edilmemiştir.
Dünyanın birçok yerinde yaşanan yoksulluk, istismar, eşitsizlik, ağır çalışma şartları, haklardan yoksun iş hayatı gibi meselelerin dayanılmaz ölçüde mağdur ettiği kadınların sorunlarına sessiz ve seyirci kalıp gereken tepkiyi vermemeleri, meseleye ideolojik ve çifte standartlı bakmaları sebebiyledir. Dünyanın birçok bölgesinde emperyalist emeller uğruna hak ihlallerinden taciz ve tecavüze, savaş ve terörün sebep olduğu kitlesel göçe ve ölümlere, 28 Şubat’ta olduğu gibi eğitim hakları gasbedilen kadın ve kızlarımızın büyük mağduriyetlerine sessiz ve seyirci kalmalarının nedeni de aynıdır.
İnsan hak ve onurunun olmadığı yerde kadın hakkı da erkek hakkı da olamaz. Geleneksel işleyişiyle köklü ve güçlü olan toplum yapımız, ilke ve temelleriyle aile hayatımız imha edilerek çökertilmek, nesiller yok edilmek istenmektedir. Bu akım, kişi ve kurumlar, kadın dostu değil, doğrudan insanlık düşmanıdır.
Bir medeniyet hareketinin ilk odağı, ilk okulu, ilk aşaması olan ailenin imha edilmesi, insanı tarihte olmadığı kadar aidiyetinden koparmış, sonuçta yalnız, yardımsız, çaresiz, çözümsüz bırakmıştır. Hangi dil ve söylemle olursa olsun basitlikten de öte bayağı düşüncelerin yalan rüzgârına kapılarak özünde kadını aşağılayan, değersizleştiren, aileyi ve evi önemsizleştiren yaklaşımlar, hiçbir düşmanın yapamayacağı ölçüde millî ve insani bağlarımızı tahribe yönelmiştir.
Aile birliği olmadan toplumsal bir geleceğimiz olamaz.
Kadın, aileler ve nesiller üzerinden insanlığı, medeniyeti yok etmeyi amaçlayan şeytani kurguların aleti, malzemesi, aracı olamaz, olmamalıdır. İnsana, insanın anlam ve amacına ihanetin hak, özgürlük, eşitlik adına yapılıyor olması, tarihte eşi görülmedik iğrenç bir yalandır. O nedenle, hangi gerekçeyle olursa olsun, aile bütünlüğünü ve huzurunu hedef alan tüm çaba ve programlar, ülke ve millet bütünlüğümüzü, huzurumuzu ve doğrudan insanlık onurunu hedef almıştır.
İnsanlık cephesinin son direniş hattında bütün gücümüzle, devlet ve millet olarak kadını da aileyi de savunuyoruz, savunacağız. Şiddetten zararlı bağımlılıklara kadar yıkıcı etkileriyle toplumu doğrudan etkileyen birçok kötülüğün sebebi, ailenin zayıflamasıdır.
Aileye dayanmayan bir toplum ayakta kalamaz.
Yöneticiler ‘İstanbul Sözleşmesi’ üzerine oluşan haklı kaygılara daha fazla duyarlı olmalıdır. Modernizmin ve çalışma hayatının getirdiği stres ve sıkıntıların çözüm yolları, medeniyet birikimimizde vardır.
Eğitim-Bir-Sen olarak, güçlü toplumun sağlam aile, sağlam ailenin bilinçli kadınla inşa edileceği inancıyla, geleneksel yapının, yeni realitelerin ışığında yorumlanarak, hayatın doğasına en uygun çözümlerin aranıp bulunması gerektiğini öneriyoruz. Ama bunun yolu asla aileyi dağıtmak, insanı aileden koparmak olmamalıdır. Topyekûn bir hamle ve hareketle dünyaya örnek olacak tarzda bir kadın erkek anlayışı ve yeniden bir aile modeli ortaya koymalıyız, koyabiliriz. Bilinmelidir ki, bu kale yıkılırsa, varlığımızı tehdit eden hiçbir tehlikeye karşı korunamayız. Bu değeri kaybedersek sonsuz bir değersizliğin uçurumunda savrulmak kaderimiz olur.
Kadınlarımızın iş hayatında daha uygun bir çalışma ortamına kavuşmaları için sendikal mücadele çok önemlidir. Büyük hedefler, güçlü kadınlarla gerçekleşir fehvasınca ülkemizdeki ve yurt dışındaki kadın örgütleriyle iş birliği, hedef ve proje ortaklığı yaparak vizyonumuzu ortaya koyduk. Haklılığımızdan kaynaklanan, örgütlülüğümüzle daha etkin olan gücümüz ve birikimimizle, nerede olursa olsun, kadınlara yapılan haksızlıkların karşısında olduk. Bu hassasiyetle 28 Şubat’ta ideolojik ayrımcılıkla ötelenen kadının kimlik ve kişiliğinden taviz vermeden yasakların zindanından çıkmasını sağladık. Terör şebekeleri tarafından çocukları kandırılıp dağa kaçırılan annelerin özlemlerine ortak olduk.
Suriye zindanlarında sebepsiz yere en aşağılık zulüm ve tecavüzlere uğrayarak tutsak edilen, kadınlarımız özelinde bütün mağdur ve mazlum kadınların feryadını dünyaya duyurmak için meşaleli yürüyüş yaptık. Çığlıkları zulmün karanlığında boğulan kadınlarımızın seslerini aydınlık dünyaya duyurmak istedik.
Mobbing raporuyla, çalışan kadınlara yapılan haksızlıkları, yıldırmaları gözler önüne serdik.
Örgütlülükten gelen gücümüz ve birikimimizle kadınların, eğitimcilerin çalışma hayatında karşılaştıkları zorlukları aşmak için yoğun çaba gösterdik, gösteriyoruz. Kadınlarımızı, kamu görev ve hizmetlerinden dışlandığı keyfî uygulamaların sıkıntısından hak ve hukuka dayalı, sosyal imkân ve yardımları artmış bir çalışma düzenine kavuşturduk. Çalışan kadınların analık ve yarı zamanlı çalışma hakları, doğum ve süt izinlerinin iyileştirilmesi, kreş ve çocuk evi hizmetlerinin verilmesi gibi önemli kazanımlar elde etmesi hep hak ve emek mücadelesi sonrasında olmuştur.
Kadınların iç huzuru iş huzurunu da beraberinde getirmiştir.
Son olarak ev, aile ve çalışma düzeni arasında ilişkileri belli bir denge gözeterek hazırladığımız kadın raporunu başta ilgili bakanlığımız olmak üzere bütün kamuoyunun istifadesine sunduk.
Millet olarak birlik ve beraberliğimizi, dayanışmamızı daha da güçlendirmemiz gereken bir dönemde, bu Dünya Kadınlar Günü’nün kadınlarımızın ve tüm dünya kadınlarının sorunlarının çözümü için yeni bir başlangıç olmasını temenni ediyoruz.
Türk Eğitim Sen:DÜNYA KADINLAR GÜNÜ’NDE ŞEHİTLERİMİZİN EŞLERİ VE ANNELERİNİN ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUZ
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı basın açıklamasıdır.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü…
Ne kadar da büyük anlam barındıran bir gün.
Hele hele ülkemizde kadın cinayetlerinin arttığı, kadınların adeta ikinci sınıf muamele gördüğü, kız çocuklarının okumadan evlendirildiği, istismara uğradığı ülkemizde bu özel günün önemi daha da artıyor.
Kadın fedakârdır, cefakârdır, mücadeleden vazgeçmez, hem iş hayatında hem de sosyal hayatta var gücüyle çalışır, hem merhametli hem meydan okuyandır, kısacası kadın her şeydir.
Ancak ne yazık ki ülkemizde kadına yönelik bakış açısı, tutum, davranış onların bulunması gereken konuma ulaşamamasına yol açmaktadır.
Oysa tarihimiz Türk kadınlarının kahramanlık öyküleri ile bezenmiştir.
Bu toprakların vatan yapılmasında, bayrağımızın göklerde anlı şanlı dalgalanmasında kadınların büyük emeği vardır.
Halide Edip Adıvar’dan, Gördesli Makbule’ye, Şerife Bacı’dan, Halime Çavuş’a, Kara Fatma’dan, Nezahat Onbaşı’ya kadar milli mücadelenin kadın kahramanlarının her biri ayrı ayrı gururumuzdur. Cesareti karakteri olan, inancıyla olmaz denileni başaran kahraman Türk kadınlarını saygıyla, rahmetle yâd ediyoruz.
Cumhuriyetimizin kurucusu büyük Atatürk de kadınlara büyük değer veriyordu. O, kadınların bu toplumun kalbi ve beyni olduğunu çok iyi biliyordu. Atatürk, “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın” demiş ve bu sözün gereğini de yerine getirmiştir. Yaptığı her inkılapta kadınların özgürlüğünü, eğitimini refahını, mutluluğunu öncelemişti. Atamız; Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu, Medenî Kanun, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi gibi birçok yenilikle kadın-erkek eşitliğini sağlamıştır.
Bugüne geldiğimizde kadınların şiddete uğradığını, hakaret ve aşağılayıcı sözlere maruz kaldığını, istismar edildiğini, öldürüldüğünü görüyoruz. Kimi yerlerde kız çocuklarımızın eğitiminin önünde hala büyük engeller var, 18 yaşın altındaki kız çocukları gayri resmi şekilde evlendiriliyor, zorla ve yasa dışı şekilde evlendirilen bu çocuklar bilinçsiz anne-babalarının kurbanı oluyor, hatta ve hala başlık parası gibi çok eskiden kalan gelenekselleşmiş alışkanlıklar sürdürülüyor, kadınlar iş hayatında, kamu ve sivil toplum kuruluşlarında yönetim mekanizmalarında az sayıda temsil ediliyor, siyasette ötekileştiriliyor.
Tüm bu olumsuz tutumları önlemek için şiddete eğilimlenen değil; eğitimli, bilinçli, her türlü şiddet unsurunu reddeden bir nesil yetiştirmek en önemli husustur. Bu noktada farkındalık yaratmak, kadını toplumun asli unsuru olarak görmek, kadına yönelik şiddetin önüne geçmek için cezai müeyyideleri artırmak çok önemlidir.
Öte yandan kadını korumak devletin asli görevidir. Kadını koruyamayan, onu kaderiyle tek başına bırakan bir devlet anlayışını kabul etmemiz mümkün değildir. Bu minvalde devletimiz, kadın cinayetlerine karşı çok daha hassas yaklaşmalı, bu cinayetleri önleyici ve caydırıcı tedbirler de almalıdır.
Kadınların iş gücüne katılma oranı erkeklerden daha düşük.
Kadınlarımızın çalışma hayatında yaşadığı sorunlara da değinmek istiyoruz. Çalışma hayatında ne yazık ki kadın sayısı erkeklere göre daha azdır. TÜİK araştırması sonuçlarına göre; Türkiye'de 15 ve daha yukarı yaştaki grubun istihdam oranı Kasım ayı itibariyle yüzde 45,6, işgücüne katılma oranı ise yüzde 52,5’tir. Cinsiyete göre baktığımızda 15 ve daha yukarı yaştaki grubun işgücüne katılım oranı 2018 yılında erkeklerde yüzde 72,7, kadınlarda yüzde 34,2’dir.
Cinsiyet ve eğitim durumuna göre aylık ortalama brüt ücrete baktığımızda; 2014 yılı TÜİK verilerine göre, yüksekokul ve daha yukarı grupta erkekler 4 bin 286 TL kazanırken, kadınlar 3 bin 470 TL kazanmaktadır.
Kadınların sendikalaşma oranları da erkeklere göre daha düşüktür. 2016 yılı istatistiklerine göre Türkiye’de kamu görevlilerinin sendikalaşma oranı yüzde 71,64’tür. Erkeklerde sendikalaşma oranı yüzde 77,58, kadınlarda sendikalaşma oranı yüzde 64,09’dur.
Kadınlarda sendikalaşma oranını erkeklerden daha az olması da sorgulanması gereken bir durumdur. Bu noktada sendikaların birincil görevi sendikaların önemini kadınlarımıza doğru bir şekilde anlatmaktır. Öte yandan kadınların önündeki engelleri kaldırılmak, önce eğitim hayatında ardından çalışma hayatında yer almasını sağlamak, kadını eve tutsak eden anlayışla mücadele etmek, bunun için de toplumun zihin kodlarını değiştirmek çok önemlidir. Özellikle sivil toplum kuruluşlarında kadının yeri çok önemlidir ve bu konuda kadınlarımızdan talep gelmesini önemsiyoruz. Kadınlar kendilerini yönetim mekanizmalarının dışında tutmamalı, yönetimde aktif olarak görev almalıdır. Kadınlarımız sivil toplum kuruluşlarında, sendikalarda ne kadar aktif görev alırsa, o denli başarılı işlere imza atmamız mümkün olacaktır.
Kız-erkek tüm çocuklarımızın okullaşma oranı yüzde 100 düzeyine çıkarılmalıdır.
Kız çocuklarımızın tamamının eğitim-öğretim içinde yer alması bizim için çok önemlidir. Okumayan tek bir kız çocuğu kalmamalıdır. MEB 2018-2019 eğitim-öğretim yılı istatistiklerine göre ülkemizde kız çocuklarında okullaşma oranı ilkokulda yüzde 92,08, ortaokulda yüzde 93,64, ortaöğretimde yüzde 83,88, yükseköğretimde de yüzde 46,37’dir. Kız-erkek tüm çocuklarımızın okullaşma oranlarını artırmalı, çocuklarını okula göndermek istemeyenler hakkında ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır. Okullaşma oranlarında yüzde 100 düzeyine ulaşmamız hayat memat meselesidir.
Şehit eşleri ve annelerinin acısı bizim de acımız…
İdlib’de şehit olan askerlerimizin yürek acısını yaşıyoruz. İdlib şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına baş sağlığı; yaralı askerlerimize de acil şifalar diliyoruz. Bilinmelidir ki, bu mücadelede her zaman, her koşulda devletimizin ve askerlerimizin yanındayız. Biz bu topraklarda rahat ve huzurlu yaşayalım, milletimizin birlik ve dirliği bozulmasın diye, güzel ülkemiz ve bayrağımız için şehit olan tüm yiğit Mehmetçiklerimizin eşlerinin ve annelerinin önünde saygıyla eğiliyoruz. Şehit anaları ve eşleri başımızın tacıdır. Onlara ne kadar minnettar olsak azdır. Başta devletimiz olmak üzere milletimizin şehit ailelerine gereken desteği her zaman vermesi çok önemlidir. Unutulmamalıdır ki; büyük fedakârlıkla büyüttükleri çocuklarını şehit veren annelerin; aynı yastığa baş koymaya bir ömür ant içmiş ancak vatan savunmasında yüreğinin yarısını kaybetmiş şehit eşlerinin hakkını asla ödeyemeyiz.
Bu vesileyle tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Eğitim İş:AYDINLIK BİR GELECEK, ANCAK KADINLARIN ELİNDE GELECEK
8 Mart 1857 yılında New York’ta tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadın düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için greve gitti. Greve müdahale edilmesi sonucu 129 kadın işçi yanarak öldü. 1910 yılında 2. Enternasyonal Kadın Konferansı’nda, 17 Mart 1970 yılında ise Birleşmiş Milletler tarafından 8 Mart “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak ilan edilmiştir.
Ancak aradan geçen 163 yıla rağmen Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü bir kez daha ayrımcılık ve şiddete karşı eşitlik mücadelesindeki kadınların seslerini duyurma çabalarının gölgesinde kalmaktadır. İktidara geldiği günden bu yana Türkiye'deki demokrasi ortamını giderek daraltan AKP, kuşkusuz en büyük darbelerden birini kadın hakları konusunda vurmuştur.
Kadına nasıl giyineceğini, nasıl güleceğini, ne kadar doğuracağını dayatan, dayatabileceğini düşünen zihniyetin yönettiği 2020 Türkiye'sinde karşımıza çıkan acı tablo şudur:
- Kadın cinayetleri giderek artmış, katillerin sadece takım elbise giydiği için ceza indirimleri alması, bu artışta hatırı sayılır bir rol oynamıştır.
- Son 10 yılda kadına şiddet oranlarında, insanlığın utançtan boynunu bükeceği kadar büyük bir artış yaşanmıştır. Tehdit aldığını, canından endişe duyduğunu devletin kolluk kuvvetlerine bildiren kadınların bile katledilmesi, umursamazlığın acı göstergeleri olmuştur.
- Kadınların uğradığı tacizler ve cinsel saldırılar da maalesef artık kanıksanır hale gelmiştir. Kadın meselesine sadece "türbanlı ve türbansız" kriterleriyle bakan iktidarın gölgesinde, tecavüzlere bile "orada ne işi vardı?" diye yorum yapan karanlık bir güruh türemiştir. 2020 Türkiye'sinde kadınlar, maruz kaldıkları cinsel saldırıları duyurup, yargıya taşıyacakken bile hedef olmaktan korkar hale gelmiştir.
- "Kadının yeri evidir" diyen, onun dünyaya gelme amacının sadece çocuk doğurup yemek pişirmek olduğunu sanan çağdışı zihniyet, kadınların adeta hapsedildikleri evlerdeki emeklerini de değersizleştirmeye çalışmaktadır.
Böylesi bir çağdışılık ancak eğitim ve devletin doğru politikalar üretmesiyle son bulacakken, hem eğitim hem de devlet politikaları bu hapsedilmeyi, bu görünmezliği körükleyecek şekilde dizayn edilmiştir.
- Kadının iş hayatındaki yeri de çağın çok gerisine itilmiştir. Yapılan kapsamlı araştırmalar, Türkiye'de iş hayatındaki kadınlarda orta düzey yönetici olma oranının bile düşüklüğünü gözler önüne sermiştir. Yani iktidarın, gericilerin sözünü dinlemeyerek eve kapanmayan, üretmek isteyen kadını da iş hayatında modern yobazlar beklemektedir. Dünya Ekonomik Forumu (WEF), 2020 Cinsiyet Eşitliği Raporu’na göre Türkiye, siyasal katılım, ekonomik eşitlik, eğitim ve sağlık hakkı gibi farklı alanlarda kadın erkek eşitliğinde 153 ülke arasında 130. sırada yer almaktadır. Yani ülkemiz, kadın erkek eşitliğinin kesinlikle olmadığı ülkeler arasında yer almaktadır.
- Kadın-Erkek ayrımcılığının en kesin çözümü olan eğitim de ne yazık ki AKP iktidarında bu problemin kanıksatılma laboratuvarı yapılmıştır. Kız çocuklarının okuma oranı hala istenen seviyeye gelmemiştir. Bugün kız çocukları 4 4 4 eğitim sistemiyle birlikte örgün eğitim dışına itilmiş ve çocuk gelin, çocuk işçi sayısında artış yaşanmıştır. TÜİK verilerine göre Türkiye'de kız çocuklarının son 5 yılda yaptığı doğum sayısı, 84 bin 462 iken; son 10 yılda 16-17 yaş grubunda toplam 381 bin 418 kız çocuğu evlenmiştir. Ancak bu rakamlar buz dağının görünen kısmıdır.
Okula gitmesi gereken yaşta kız çocuklarının hala gelin yapıldığı ülkemizde, ders kitaplarına dahi kadının toplumdaki rolünün evden ibaret olduğuna ilişkin çağdışı safsatalar girmiştir. Cinsel eşitlik derslerinin kaldırıldığı sistemde, çocuklar her türlü cinsel çatışmaya din eksenli bakma mecburiyetine itilmektedir.
Bu acı tabloya rağmen kadınların, sadece senede bir gün sokaklara çıkıp yaşadıkları cehennemi duyurmalarının, isyan etmelerinin, taleplerini seslendirmelerinin "devletin güvenliği" gerekçe gösterilerek yasaklanması, "Koskoca bir devletin güvenliği kadınların suskunluğundan mı kaynaklanıyor?" sorusunu akıllara getirmektedir.
Eğitim-İş olarak vurguluyoruz: Kadın-erkek eşitliği, sadece kadınların sorunu değil, uygarlaşmada bir eşiktir. Kız çocuklarının okumalarına ayrıca önem veren, onları sosyal hayata katan, onlara dünya ülkelerinin birçoğundan önce seçme ve seçilme hakkı vererek eşit bireyler olduğunu ilan eden Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyete yakışmayan tabloyu değiştirmek, Cumhuriyet devrimlerini rotası kabul eden her yurttaşın görevidir.
Kadına hak ettiği önemi vermeyen hiçbir topluluğun, insanlık tarihinde parmakla gösterilecek başarılara imza atamayacağı unutulmamalıdır.
Üyelerinin yüzde 60'a yakını kadın eğitim emekçilerinden oluşan Eğitim-İş olarak tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü kutluyor, bu mücadelede her zaman onlarla omuz omuza olacağımızın altını çiziyoruz.
MERKEZ YÖNETİM KURULU
Anadolu Eğitim Sen:8 Mart Kutlama Değil Seferberlik Günüdür
AES Genel Başkan Yardımcısı Asel KAYA 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle basın açıklaması yaptı. Açıklamasında 8 Mart’ın kutlama değil seferberlik günü olduğunu söyledi. Açıklamaları şöyle;
‘1857 de New York’ da çalışma koşullarını protesto ederken yanarak ölen tekstil işçisi 129 kadının anısı ile BM tarafından Dünya Kadın Emekçileri Günü ilan edilen 8 Mart, ülkemizde de çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.
Kadınların çalışma hayatındaki sorunlarını çözmek, toplumsal hayatta maruz kaldıkları tehlikeleri ortadan kaldırmak, hayatın her alanında eşitlikçi bir yaklaşım için tartışma alanı oluşturmak için 8 MART fırsattır. Ülkemizde kadın sorunları, KADININ SORUNLARI gibi algılandığı için bu alanda farkındalık yaratmaya çalışan örgütlerin neredeyse tek cinsiyetlidir, kadın örgütüdür. Erkek egemen yapılar içinse 8 MART anneler günü, sevgililer günü gibi kutlanmaktadır.
İnsana dair her türlü ayrımcılığı olduğu gibi cinsiyet ayrımcılığını da reddeden Anadolu Eğitim Sendikası kadın sorunlarının eğitimle ve kadın-erkek birlikte çözüleceğine inanır. Çalışan kadınları tartışabilmek için temel insan haklarından hatta yaşama hakkından başlamamız gereken bir noktadayız. Her yıl artan sayıda çalışan, çalışmayan, genç, yaşlı, çocuk demeden öldürülen, şiddetin her türlüsüne maruz kalan, taciz ve tecavüz mağduru on binlerce kadın varken, 8 Mart’ı KUTLAMAK yerine ANLAMAK gerekir.
Kadının yaşam hakkından başlayarak çalışma hayatındaki haklarının teslimine uzanan bir gelişme gösterebilmek, elimizde karanfillerle bayram gibi 8 Martları kutlayabilmek umudumuzdur, hayalimizdir.
Anadolu Eğitim Sendikası Basın Sekreterliği