ŞARTLI REFORM KARIN DOYURMAZ
ŞARTLI REFORM KARIN DOYURMAZ

ŞARTLI REFORM KARIN DOYURMAZ
İnsanlık tarihi, insanının insandan hakkını alabilme mücadelesi tarihidir desek çok da yanılmayız. İnsan kendi cinsinden insanca yaşam haklarını alabilmek için ne kanlar dökmüş; korkunç bir ikilem. Birlikte yaşayabilmek, eşit ve denk olabilmek için modern dünya anayasaları ve uluslararası sözleşmeleri keşfetmiş. Çok şükür bizde her ikisi de var. Çamaşır makinasına yeni kavuştuğumuzu söylüyor iktidar ama anayasamız ilk günden beri var. Buzdolabı ile yeni yakın tanıştırdı bizi muktedir ama kapı gibi İstanbul sözleşmemiz var. Şimdi bir de yağmur gibi reform paketlerimiz var hamdolsun.
Kişinin can ve mal güvenliği esasına dayanan insan hakları mücadelesine artık her asgari ücretlinin kolayca satın aldığı (!) araba gibi biz de merhaba dedik. Sanki daha öncesinde eşitlik, adalet, güvenlik gibi kavramlara sadece öykünmüşüz, keşke bizde de olsa demişiz gibi önümüze çıkartılan bir reform paketi daha. Anayasa sanki çölde bir serapmış bizim için. Darwin, evrim teorisinde kullanılmayan organ çürüyüp zaman içinde düşer der. Bizim anayasa da kullanılmaya kullanılmaya çürüyüp düştü mü? Neden ihtiyaç duyduk buna? Neden bu noktaya geldik?
Sırf eleştiren iki sosyal medya paylaşımı yaptık diye hapislere atıldık, ülke kocaman bir şantiye alanına dönüştü dedik diye vurulduk, vatan evlatlarının sırf ille de vatan dedikleri için parmaklıklar ardında çürüdüğünü gördük, bir sümüklü imama biat etmedik diye ötekileştirildik, ekmeklerimizden olduk, güçlünün işine gelmeyenleri kaleme alanların insanlık dışı muamelelere uğramasına sesimizi çıkaramadık, işimizi iyi yapsak bile muktedirle aynı görüşü paylaşmadık diye muktedirin beşli çetesi zenginleşirken biz market kapısına korkarak girdik… İnsanı insan yapan tüm değerlerin üstü korku perdesi ile örtüldü bu topraklarda, derdimiz var diyemedik.
20 yıldır erozyona uğrayan insanlığımıza şimdi birileri çıkıp hak tanımlıyor. Tanımlıyor ama şartlı yine. Bizim insan hakları reform paketimiz meşhur bir çizgi film gibi. İyi bir çocuk olursak ormanda Şirinleri görebiliriz…
Güçlüye biat edersek, onu her şart ve koşulda omuzlarda taşırsak hak paketi, çay paketi gibi yağacak üstümüze. ‘Gül ve diken’ ayrışacak, her çiçeğe su vermeyeceğiz yaklaşımı ile reform mu olur? Bu mantıktaki bir reforma ‘insan hakları’ reformu denir mi? Güçlü; muhalefet etmeyen muhalefet, sesini çıkaramayan vatandaş, hakkını savunmayan üniversiteli, derme çatma dernek yaratmanın paketini açıklıyor. Bu pakete de bizden alkış, yatırımcıdan güven ve nakit bekliyor.
Kendinizi dünya devi bir üreticinin yerine koyun. Elinde sopası ile her gün kafasına eseni yapan bir iktidarın adaletine güvenip de milyonluk yatırım yapar mısınız? Düşeceğiniz bir itilafta mahkemeye gitmek varken güçlüye yakın çantacı aramanız gerektiğini bildiğiniz yere, şirketinizin geleceğini bağlar mısınız? Kendi yatırımcısının bile kazandığı parayı kendi bankasında tutmadığı, yurt dışına çıkarmak için türlü türlü numara çevirdiği yere teknolojinizi götürür müsünüz? Halkının en temel hakkı olan can ve mal güvenliği bile şarta bağlı olan bir coğrafyada, iyi çocuk olup ormanda Şirin bekleyen vatandaşa istihdam yaratır mısınız?
Bu tabloda bir de ekonomi reformu paketi açıklayacağını muştuluyor iktidar. Kim için reform; milletin orasına burasına montaj yapan bir avuç mutlu azınlık için mi? Yoksa o akşam yine cebi delik, başı önde, evinin ihtiyacını alamadığı için mahcup vatandaş için mi?
İngiltere’yi 1215’e taşıyan süreç ve koşullar; son 20 yılda başımıza geldi. Gündemimiz hızla cüzdanımıza evrildi. Artık nüfusun çok büyük bir kısmı ne Fetö hikayelerine, ne savunma sanayi devrimi kahramanlık marşlarına ne de her hafta seri sonu indirimine girmiş gibi açılan reform paketlerine inanıyor. Vatandaş güçlüsüne inanmıyor, vatandaş yorgun, vatandaş bitap.
Artık suni gündemlere karnı tok herkesin; bu güzel coğrafyanın hızla kurucu değerlerine, fabrika ayarlarına geri dönmeye ihtiyacı var. İnsan hakları paketiymiş, ekonomi paketiymiş, yatırım paketiymiş; bunlar lafı güzaf. Paketlerin en güzeli kurucu değerlerimizde, cumhuriyet ayarlarımızda var. Amerika’yı yeniden keşfetmeye ne cebimizde para, ne de gözümüzde fer var. Geçmiş, geleceğimize zaten ışık tutuyor. Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut; şapkadaki tavşana ne hacet !
Didem TEMEL
Yazdı
Mart 2021