Mektepli Gazete

Şafak Akça Yazdı: Umudu Diri Tutmak

Yaşamımızın her anı sürprizlerle dolu. İyinin de kötünün de ne zaman nereden geleceği belli olmayabiliyor. Acının da sevincinde planlanıp yaşanamadığı gibi. Tıpkı yaşadığımız sonbahar gibi.

Paylaş
Yazı boyutu
100%
Umudu Diri Tutmak

Yaşamımızın her anı sürprizlerle dolu. İyinin de kötünün de ne zaman nereden geleceği belli olmayabiliyor. Acının da sevincinde planlanıp yaşanamadığı gibi. Tıpkı yaşadığımız sonbahar gibi.

İçinde bulunduğumuz 2020 yılı sanırım hiç iyiliklerle anılmayacak derecede kötü anılar bıraktı hepimizde. Yılın ilk günlerinde adı tanımlanan Covid virüsünün dünyayı nasıl etkilediği ve giderek daha da kötü bir şekilde etkilediğini gözlemleyebiliyoruz hatta bizzat yaşayabiliyoruz ( bir ay süren Covid hastalığı sürecinin tecrübesiyle yazıyorum). Hastalıklar, felaketler, acılar, kayıplar yaşamın maalesef acı gerçekleri.

Bundan 36 yıl önce bir kasım ayında yitirdiğimiz büyük şair Ümit Yaşar Oğuzcan sanki bugünleri anlatırcasına yazmış:

Öyle bir açmaza düştü ki vatan
Uyku belli değil düş belli değil
Çöktü üstümüze bir kara duman
Işık belli değil, loş belli değil.

Sağlıkla ilgili yaşanan bu kaygıların üstüne yaşadığımız depremler de ayrı bir üzüntü kaynağı oldu hepimiz için. Bazıları için ölümler, acılar, depremler üzüntü değil sevinç kaynağı oldu ama.

Biz ne ara tasada, kıvançta birleşmeyi unutup ölenin ardından bile küfürle, argoyla konuşabilir olduk. Biz ne tür bir kinle dolduk ki videolar çekip depremle ilgili saçma sapan ifadeler kullanır olduk. İzmir depreminden tam 65 saat sonra enkazdan kurtulan Elif yavrumuzla, 91 saat yaşama tutunan Ayda’mızla sevinmeyi bile unutur hale geldik. Kini, nefreti, sevgisizliği yaşamın önüne geçirenlerle yaşar hale geldik. Hatta bu ahlaktan yoksun insanların/yaratıkların dini bile kullandığını gördük. Temelinde sevgi ve hoşgörü olan bir dine mensup sözde kişilerin kin ve nefretle dolu olduklarını, ahlak ve erdemden yoksun olduklarını üzülerek gördük. Bırakın aynı dine, inanca sahip olmayı başka inançlara saygılı bir dinin peygamberini bile hiçe saymaktı bu davranışlar. (Hz. Peygamber, yanından geçen bir cenaze için ayağa kalkmış, orada bulunanların kendisine bunun bir Yahûdî cenazesi olduğunu haber vermeleri üzerine, “O da bir insan değil miydi?” buyurmuştur).

Bu davranışların kökeninde ne yatıyor acaba? Kötü bir çocukluk, kötü bir aile yapısı mı? Yoksa kötü bir eğitim sistemi mi? Ya da evet, her ikisi de mi?

Pandemiyle büyük ağırlık kazanan uzaktan eğitim, yüzyüze eğitimi sorgulanır hale getirdi. Yukarıda kısmen değindiğimiz bazı davranışları yapanların örgün eğitim aldığını unutmayalım. Ama “yüzsüz eğitimin” yaratacağı olumsuzluklara da şimdiden hazır olmamız gerekir diye düşünüyorum.

Kötü insanlara inat umut hep var olacak insanlık hep kazanacaktır. Tıpkı Elif gibi tıpkı Ayda yavrumuz gibi. Yaşamak için direnerek, kötülüğü yenmek için de direnecektir. Tıpkı küçücük yavrularımızın yaşama tutunmak için direndikleri gibi, kötülüğü yenmek için de toplum olarak hep birlikte direnmeliyiz.

Maske, mesafe ve hijyenin önemine sürekli vurgu yapılarken yine değerli şair Ümit Yaşar Oğuzcan’la bitirelim yazımızı:

“Suya dokunmazmış,
Sabuna dokunmazmış,
Pise bak!"
Mektepli Gazete | Şafak Akça Yazdı: Umudu Diri Tutmak