Mektepli Gazete

Şafak Akça yazdı: Nostaljik eğitim

Temel mesele pandemi sonrası hayatın bize öğrettiği doğruyu bulma ve köylerimizi canlandırmak olmalı. Eğitimle, yatırımla, üretimle, teşviklerle köyün canlandırılması gerekiyor. Tıpkı büyük eğitimci İsmail Hakkı TONGUÇ’un “Canlandırılacak Köy” kitabında olduğu gibi. Ama zamanın ruhu ile teknoloji ile canlandırılması dönemindeyiz artık.

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Belirli bir yaşı aştıktan sonra nostaljiyi seviyoruz. Türk Dil Kurumu Fransızca kökenli olan bu kelimeyi “Geçmişte kalan güzelliklere olan özlem duygusu ve bu duygunun baskın bir duruma gelmesi, geçmişseverlik ve değişime karşı duyulan korku sonucu geçmişe sığınma duygusu” olarak tanımlıyor.

Günlük hayatımızda sürekli bu duyguya kapılmıyor muyuz? Tuttuğumuz takımın eski maçlarından görüntüleri, sevdiğimiz sanatçıların önceki yıllarda söylediği şarkıları, gençlik dönemlerimizdeki favori filmleri izlemiyor muyuz? Ya da geçmişte yaşadığımız ev, mahalle, ilçe vb yerleşim yerlerini özlemle anıyor, ziyaret etmiyor muyuz? Hatta bu yönde gerek yazılı gerekse görsel iletişim araçlarında programlar yapılmıyor mu ve ilgiyle izlenmiyor mu? Sanırım bu soruların cevabı belli bir yaşı geçmişlerce büyük çoğunlukla evet olacaktır.

Bu tür konularda geçmişe özlem duyulmasında öncelikle duygular hâkim olabiliyor ama esasında duyulan özlem biraz da eskinin iyiliği, eskinin niteliği, eskinin güçlü yanlarının ağır basması sanırım. Her geçen gün görülen yozlaşma, çürüme ve moda deyimle dejenerasyon bizi eskiye özlem duymaya sevk edebiliyor. Ama bir de hayatın gerçekleri var. Bu gerçekler bazen fiziki gerçekler bazen de zamansal gerçekler.

Özelde nostalji kavramını alanımız olan eğitim sistemimizde irdelememiz gerekiyor. Bu konuda toplumsal olarak dile getirdiğimiz belli başlı alanlarımız var. Bunlardan en çok dile getirilen konulardan biri köy okullarının tekrar açılması. Köyde eğitim alan, köyde büyüyen nesiller için köy okullarının kapatılması, fırsat ve olanak eşitliğinin yok edilmesine neden olduğu görüşü eğitimciler arasında bir tartışma alanı. Ayrıca bu konuda siyasal bir tutum da mevcut olup köylerden öğretmenin çekilmesi nedeniyle köyde tek devlet memurunun imamlar olduğu ve bu konuda da siyasal bir anlayışın köylerde hüküm sürdüğü yaklaşımı var. Kuşkusuz iki önerme de doğru iki önerme de yanlış diyerek bölünebiliriz.

Köy okullarının kapatılmasının temel nedeni köylerin öğretmensiz bırakılmak istenmesi miydi? Öğretmen yetersizliği mi kapatılmasına neden oldu? Bu soruların yanıt bulması da önemli. Önermenin ikinci kısmı ise köylerde görev yapan öğretmenlerle imamların ideolojik ayrışması. Yani klasik siyah ve beyaz tartışması kısır döngüsü. Bu konu öyle bir dar kalıpla dile getiriliyor ki bir kesim öğretmenleri salt cumhuriyet değerlerinin yılmaz savunucusu olarak köyün lideri, imamları da dinsel lider olarak görüyor. Bu ayrışma çokça dilendirilmese de esas kırılma noktası bu. Ancak günümüzde unutulmaması gereken bir gerçek var: Ne o idealizmle ve donanımla yetişen öğretmen var, ne de ruhani önderliğe soyunan din görevlisi kaldı.

Bu olayın başka bir yönü köylerde yaşayan nüfusun her geçen gün azalması. Şimdi ister istemez denecektir ama okul olsaydı göç olmazdı. Kuşkusuz kırsaldan kente göçün nedenlerinden biri de budur. Ancak devlet uzun yıllar 5 sınıfı bir arada tek öğretmenle köyde eğitim verirken ve bu çocukların akranlarının daha iyi şartlarda eğitim alması da düşünülmeli. Olması gereken tren kaçırıldı. 1940’larda başlayan Köy Enstitüsü projesinin zamansız ve ideolojik “siyah beyaz” tartışmasına kurban gitmesiyle bu proje başarıyla tamamlanamadı. Köylerde sağlıklı bir eğitim alt yapısı kurulamadı. O enstitülerden mezun olan öğretmenlerimiz sayesinde ulaşılan aydınlanma devamı getirilmediği için karartıldı. İşte bu noktada nostalji yaşayıp köy okullarının açılmasını savunmak bana biraz anlamsız geliyor. Köyde çocuk kalmadı, işin garibi köy kalmadı. Gıda krizinin konuşulduğu, kesimlik hayvanın bulunamadığı bu günlerde köyde üretimi elbirliğiyle bitirdik. Bu noktada olmayan nüfusa, kırıp döktüğümüz, köyün düğün salonu yaptığımız 2 derslikli 60-70 yıllık okullarda eğitim sunma hayalimiz çok anlam bulamıyor. 2022 yılı itibariyle 84 milyon 680 bin kişilik nüfusumuzun 5 milyon 771 bini köylerde yani nüfusun yüzde 6,8’i. Bu nüfusun ne kadarının eğitim çağ nüfusunda olduğu da önemli.

Temel mesele pandemi sonrası hayatın bize öğrettiği doğruyu bulma ve köylerimizi canlandırmak olmalı. Eğitimle, yatırımla, üretimle, teşviklerle köyün canlandırılması gerekiyor. Tıpkı büyük eğitimci İsmail Hakkı TONGUÇ’un “Canlandırılacak Köy” kitabında olduğu gibi. Ama zamanın ruhu ile teknoloji ile canlandırılması dönemindeyiz artık.

Yazımızı Murathan Mungan’ın bir sözü ile bitirelim: Sürekli geçmişe dönüp bakarsan boynun tutulur.

Mektepli Gazete | Şafak Akça yazdı: Nostaljik eğitim