Şafak Akça yazdı: Dışı seni, içi hepimizi yakıyor
Son yıllarda toplumun değişimi konusunda sosyolojik araştırmalara konu olacak gelişmelere sıkça rastlıyoruz.

Dışı Seni, İçi Hepimizi Yakıyor
Son yıllarda toplumun değişimi konusunda sosyolojik araştırmalara konu olacak gelişmelere sıkça rastlıyoruz. Eğitimin nicel verilerle güçlendirilmesinin nitelikli bir toplum olmamıza yetmediği bir gerçek. Şöyle ki: Her ilde en az bir üniversitemiz var, ancak üniversite eğitiminde dünyada klasman düşüyoruz. Okullarımız ve dersliklerimiz sayısal olarak artıyor ama çocuklarımızı sürekli yarışma halinde sınavlara sokuyor, bunun için kurslara ( her ne kadar dershane yok dense de olabildiğince var), özel derslere yönlendiriyoruz. Okul öncesi eğitimde önemli mesafeler kat edildi ancak ana sınıfına başlamadan Youtube videoları el kadar çocuklarımızın vazgeçilmezi oldu. Okullarımızda spor salonları var ama nüfusu Anadolu’daki küçük bir ilçemiz kadar ülkenin futbol takımına yenilebiliyoruz. İyi yetişmiş insan gücümüz var diyoruz ama onlar da ülkeyi terk edip başka ülkelerde bilim üretiyor, çalışıyor. Bir yerde bir terslik söz konusu.
Eğitim Bilimleri Fakültemizin efsanesi İbrahim Ethem Başaran hocamız yönetim bilimleri derslerimize girerdi. Aradan geçen bunca yıla rağmen bir derste “ sistemler dikine gelişmeyi tamamlayamadığı zaman enine genişler ve yepyeni isimlerle toplumu, örgütü bunun iyi bir şey olduğuna ikna etmeye çalışır” demişti. O yıllarda Anadolu Liseleri yerine ikame edilecek süper lise modeli uygulamaya konulmuştu. Devamında bu da işlevsizleştiğinde yerine mega, ultra gibi paralel ama toplum için yeni isimlerle karşımıza çıkacak okul türlerini görebiliriz, dediğini dün gibi anımsıyorum. Gerçekten de süper liseler bir müddet sonra sadece bir anı olarak kaldı.
Eğitimimizin sorumlusu Milli Eğitim Bakanlığımız gerçekten tarihsel bir zenginlik içerisinde olan bir kurumdu ve neredeyse her alanda bir çalışması olurdu. Örneğin 1990’lı yıllarda bir mevzuatı geliştirme çalışması vardı ve bittiğini duymamıştım, yine bir meslek kanunu rüyası vardı bittiğini yine görmemiştim ( son çıkan ÖMK bir meslek kanunu değildir). Ama bu çalışmalarda gerçekten ömrünü eğitime vermiş çok kıymetli büyüklerimiz büyük emekler vermişlerdi.
En son bahsettiğim Öğretmen Meslek Kanunu ise başlı başına bir değerlendirme alanı. Yürürlüğü ve yürütmesi dahil 12 madde olan ve “ Öğretmenlik, eğitim ve öğretim ile bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir” diye yapılan tanımlamanın dışında bir netlik taşımayan bir düzenleme olmuştur. Kamuoyu ve öğretmenler bu kanunu kariyer basamakları kısmı ile değerlendirmektedir. Oysa öğretmen yetiştirme sistemimiz ve niteliğimiz asıl gündem olmamalı mı? Uzman- başöğretmen gibi unvanlar ile ücret artışı ve bunun da sınavla yapılması neredeyse 5 aydır eğitim camiasının gündemi. Kanımca temel sorun yazımızın başlığında yer alan nitelik tanımlaması ile bakanlığın kendi mensuplarını yönetim biliminin neresinde konumlandıracağını netleştirememesi. Dünya uzmanlık kavramını nasıl tanımlıyor, öğretmenlik için bu tanımlamaya-basamaklandırmaya gerek var mı? Bunları değerlendirmeden yapılan bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Kanunda tanımlanan ihtisas kelimesini Türk Dil Kurumu uzmanlık olarak değerlendiriyor. O zaman baslamaklandırarak uzmanlığa gerek yok anlamı da çıkmıyor mu?
Bu yasanın basamaklandırma maddeleri ile eğitim sistemimizde yeni sorunların karşımıza çıkması olası. Aynı dersi okutan üç öğretmenin başöğretmen, uzman öğretmen ve öğretmen olduğunu düşünün. Siz çocuğunuzun hangisinde okumasını istersiniz? Ya da o okulun öğretmenler odasını düşünün. Olumlu bir iklim söz konusu olabilir mi? Velinin gözünden bakmayı düşünemiyorum bile. Kendi yaptığı ödevi için çocuğuna verilen not yüzünden öğretmenin CİMER’e şikâyet edildiği bir dönemdeyiz. Doktora şu ilacı yaz diyen bir gelişmişlik seviyesindeyiz. Bu seviye öğretmene neler yapmaz? Mesele öğretmenin hak ettiği saygınlık mı yoksa öğretmeni ayrıştıran unvan mı?
Yazımızda niteliğin olmadığı zaman, güzel mekânların içinin ve içeriğinin boş kalacağına vurgu yapmıştık. İçeriği dolduracak öğretmenlerin bu şekilde ayrıştırılmasının geri dönüşü olmayan yaralara neden olacağını söylemek için kâhinliğe gerek yok. Uzmanlığın, yetişmenin, liyakatin yok sayıldığı toplumlarda cahil cesaretinin yüksek ses çıkarması bir gelişim değildir.
Büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk “Gerçek kurtuluş ancak cehaletin ortadan kaldırılmasıyla olur. Cehalet kaldırılmadıkça toplum yerinde kalıyor demektir, yerinde duran bir şey ise geriye gidiyordur” derken yaptığı sosyolojik tahlil günümüzde yaşadıklarımızı tanımlayan bir gerçektir.
Şafak Akça