Mektepli Gazete

ŞAFAK AKÇA YAZDI: ACELENİN MEYVESİ YANLIŞLIKTIR

Siyasetin anlamsız çekişmeleri, onların televizyonlardaki şuursuz savunucuları ve eleştirenleri. “O şöyle dedi”, “bu böyle dedi” hatta daha ileri giderek hakaretler hatta ve hatta küfürler… Oysa halkın gündemi çok farklı. Bu süreç ekonomik sorunların, işsizlik sorununun ve covid sorununun konuşulması gereken bir süreç.

Paylaş
Yazı boyutu
100%

ACELENİN MEYVESİ YANLIŞLIKTIR

Dünyayı kasıp kavuran, yaşamı donduran, hayatı erteleyen ve herkesin en büyük sorun olarak gördüğü pandemi sürecini yoğun bir şekilde yaşıyoruz. Ülke özelinde yaşadığımız tartışmalar ise çok farklı. Siyasetin anlamsız çekişmeleri, onların televizyonlardaki şuursuz savunucuları ve eleştirenleri. “O şöyle dedi”, “bu böyle dedi” hatta daha ileri giderek hakaretler hatta ve hatta küfürler… Oysa halkın gündemi çok farklı. Bu süreç ekonomik sorunların, işsizlik sorununun ve covid sorununun konuşulması gereken bir süreç. Ayrıca geleceği inşa edecek olan, hani “yarınlarımızın teminatı” diye sürekli dilimize pelesenk ettiğimiz gençleri konuşmamız gerekiyor.

18 milyonu aşkın ilköğretim ve ortaöğretim öğrencimiz var. Ayrıca 8 milyonu aşkın da (açık öğretim dahil) üniversite öğrencimiz bulunuyor. Yani tüm kademelerdeki örgün öğretim öğrenci sayımız 22 milyonu buluyor. Eğitim nüfusumuz ya da öğrenci sayımız dünyanın 143 ülkesinin nüfusundan büyük. Bu durum hem avantaj hem dezavantaj. Hizmet götürmede, eğitime erişimde dezavantaj, genç nüfusa sahip olma konusunda avantaj gibi görünüyor. Ancak eğitime nitelik kazandırmadıktan sonra bu kitle de gelecekte büyük ve sorunlu bir dezavantajlı grup olarak karşımıza çıkabilir. Unutmamak gerekir ki nitelikli bir eğitim sistemini de işletemiyoruz.

Salgının seyrinin sürekli değişmesi ya da güncel adlandırmasıyla “yeni dalga” sayısının artması eğitim sistemini nasıl ve ne şekilde işleteceğimizin temel konusu olageldi. Ülkemizde salgının ilk görüldüğü mart ayında alınan ilk kararla okulların 16 Mart’tan itibaren uzaktan eğitme geçileceği şeklindeydi. Sistemi ve günceli hem ilgi alanım hem de işim gereği takip eden birisi olarak o günden bu yana eğitim sisteminin salgına ilişkin olarak aldığı kararların hızına yetişemediğimi itiraf etmeliyim. Hala bu belirsiz süreç ve belirsiz karar verici tutum devam ediyor.

Aslında köktenci bir çözüm belki yoktu, belki salgının seyrini izlemek en doğrusuydu. Ancak gelinen nokta öylesine belirsiz bir duruma evrildiki “acaba bir yıl tüm sistemi durdursaydık ne olurdu?” sorusunu sorduruyor. İnsan yaşamında bir yıl çok uzun bir süre değil. Ama gençlerimiz, çocuklarımız “Bu dönem okullar açılacak mı? Bu yarıyıl okullar kapanacak mı? Bu yıl sınav olacak mı? Notlarımız yazılı yöntemi ile mi olacak? Ödevler ne şekilde verilecek? Üniversiteler açılacak mı? Yurtlar açık olacak mı? Uygulamalı dersler ne zaman yapılacak?” gibi sayısız soruları her gün soruyor. Bakanlık ise neredeyse her gün farklı kararlar ile belirsizlik sürecini yönetmeye çalışıyor.

O kadar belirsiz bir karar verici durum ki bir gün arayla açtığı okulu-kademeyi kapatan bir bakanlık var. Aslında sorun karar verme sürecinde. Karar verme süreci problem çözümünün en kritik eşiğidir. Verilecek karar dönüşü olmayan hataları da beraberinde getirebilecek bir evreyi gösterir. Rahmetli hocamız Prof. Dr. Ziya Bursalıoğlu 1972 yılında yazdığı okul yönetimi kitabında “Karar sürecinden etkilenen örgütler, alınacak kararlara ne kadar çok katkıda bulunursa uygulamada da o kadar verim gösterir. Benimsenemeyen kararlar ise sahadaki uygulayıcılar üzerinde olumsuz bir direnç geliştirebilir” derken sanki Milli Eğitim Bakanlığı’nın bugünlerde yaşadığı içinde bulunduğu kaotik ortamı dile getirmiş. Şöyle ki; pandemi ile ilgili olarak oluşturulan bir bilim kurulu var, mücadeleyi yürüten bir bakanlık var ve yürütme erki var. Ayrıca alınan-alınacak kararları benimsemeyebilecek bir öğrenci nüfusu ve aileleri var.

Bu karasızlık sürecinin yanında eğitim sistemimizin okulları bir an önce açma gerekçesi kanımca ölçme değerlendirme sistemimizin sadece sınav odaklı olmasıdır. Sınavla not verme, sınavla ortaöğretime geçme, sınavla yükseköğretime geçme, sistemimizin yumuşak karnı. Neredeyse ilkokul birinci sınıfta başlayan test kültürü ve sınav odaklı eğitim doktora kademesine kadar sistemi esir almış hale gelmiştir. Hakkını yemeyelim Milli Eğitim Bakanı bu sistemi değiştirmek adına çokça girişimlerde bulunuyor. Tasarım atölyelerinden, bilgisayar oyun-animasyon yaratıcılık çalışmalarına kadar bir yelpazeye eğitimi açmaya çalışıyor ama test kültü öylesine toplumda yer edinmiş ki aileler sınav yapmayan, test kitabı aldırmayan öğretmeni sorgular hele gelmiş. Geleneğimizde yer alan işbaşında eğitim unutulmuş, kes kopyala yapıştır sistem egemen olmuştur. Eğitim kademesi ilkokulda 3, ortaokulda 4 üniversitede 5 seçenekten ibaret haldedir.

Son bir paragrafta uzaktan öğretimde üniversite öğrencilerine olan güvensizlikle ilgili olacak. Bazı üniversitelerin elektronik ortamda sınavlarda kopya çekilmesine karşın ayna bulundurma zorunluluğu eğitim sistemimizin içinde bulunduğu tüm çarpıklığı göstermeye yetiyor.

Hz. Ali “Acelenin meyvesi yanlışlıktır” derken karar verme sürecinde ussallığı vurgulamıştır. Eğitimde verilecek kararların akıl, bilim yolundan çıkmaması dileğiyle…

Mektepli Gazete | ŞAFAK AKÇA YAZDI: ACELENİN MEYVESİ YANLIŞLIKTIR