Mektepli Gazete

Rakamlar yalan söylemez: İşte gelir ve eğitim ilişkisi

Rakamlar yalan söylemez: İşte gelir ve eğitim ilişkisi

Paylaş
Yazı boyutu
100%
Türkiye 2018 yılı itibariyle 81 867 223 kişilik bir nüfusu barındırmakta ve nüfusun ortanca yaşı 32’dir. 21. yüzyılın başında 2000 yılında nüfusun ortanca yaşı 24,8 idi. 18 yıllık zaman diliminde nüfusun ortanca yaşı 7,2 yıl artmıştır. TÜİK nüfus projeksiyonlarına göre Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 yılında 83 894 000 yurttaşımızın yaşayacağı ve ortanca nüfusun 34 yaş olacağı varsayılmaktadır. 2018 yılı verilerine göre sadece 0-14 yaş grubunda 19 033 488 çocuğumuz yani nüfusumuzun %23,6’sı bulunmaktadır. Okul öncesi eğitim kademesinden lisansüstü eğitme kadar olan 5-24 yaş grubunda ise ülke nüfusunun %32,2’si yani 25 585 662 çocuk ve gencimiz yer almaktadır. Bu rakamlar insangücü eğitiminin önemini net bir şekilde ortaya koymaktadır. [1] Grafik: Nüfusumuzun Yaş Gruplarına Göre Dağılımı Bu veri nüfus artış hızının ve doğurganlığın azaldığı bir süreçte her ortamda uzun yıllardır övünerek sahiplendiğimiz genç nüfusumuzun yaşlandığını da göstermektedir. Yeraltı kaynaklarımızın yok denecek kadar az olduğu ve ekonomik kalkınmaya kaynak oluşturmadığı gerçeği, insan gücümüzün nitelikli olarak işgücü piyasalarında yer alması için politika oluşturmayı zorunlu kılmıştır. Nüfusun verimli ve efektif bir yapıda işgücü piyasalarında yer alması kuşkusuz nitelikli bir eğitim sisteminden geçmektedir. Ortalama nüfus yaşının 32 olduğu günümüzde bu nüfusun nasıl ve ne şekilde yetiştiği önem kazanmaktadır. 2000 yılında ilköğretim 8. Sınıftaki (14 yaş) öğrencinin bugün 32 yaşında olduğu ve işgücü piyasalarında yer aldığı düşünülebilinir. Yine 2000 yılında 18 yaşında üniversiteye giriş sınavına başvuran bir gencimiz bugün 36 yaşındadır. “Tek zenginliğimiz insan gücümüz” söyleminin anlam bularak nüfusun niteliğinin artması Türkiye’nin içinde bulunduğu ve sıkışıp kaldığı orta gelir tuzağı girdabından kurtulmasının tek çıkış yolu akla ve bilime dayalı nitelikli bir eğitim sistemidir. Tablo: Gayri Safi Yurt İçi Hasıla ve Kişi Başı Milli gelir 2018 yılında kişi başına milli gelirde geldiğimiz nokta 2007 yılıdır. Üretimde, nitelikli işgücünde ve ekonominin diğer bileşen ve paydaşlarında gözle görülür bir sorun vardır. Eğitim sistemimiz güven, başarı, nitelik ve kadro gibi sistemin en önemli ayaklarının işlevsel bir şekilde toplumca algılanması; nitelikli bir sistem inşasının başlangıcı olacaktır. Eğitim sistemindeki sürekli reform girişimleri, yasal düzenlemeler toplum kesimlerince yeterince kabul görmemekte, yapılan düzenlemelerin sadece siyasal yandaşlık ve karşıtlıklarla desteklenmesi ya da karşı çıkılması sistemin kendini sorgulatamamasına neden olmakta, değişiklik girişimlerinin oy ile değerlendirilmesine yol açmaktadır. Oysa görünen gerçek kişi başına gelirimizin gittikçe düştüğü, en büyük 20 ekonomiden biri olma övgümüzün dışına itilme sürecine girdiğimiz gerçeğidir. Siyasal iktidarlarca eğitim sistemimizde sürekli reform yapma girişimleri olmuş ve olmaktadır. Bu girişimlerin geri planında eğitim sisteminden beklenen ekonomik kalkınma, toplumsal gelişme vb etkenler ön planda olmamış; genelde siyasal anlayışlarını idame edecek, gelecekte kendilerine oy verecek seçmen ve düşündaş yaratma çabası ön planda olmuştur. Eğitim gibi toplumsal uzlaşının tam bir mutabakatla çıkması düşünülen bir alanda parlamentoda yapılan yasal düzenlemelerde neredeyse çoğunluk hesabı ile düzenlemeler yasalaşmış, karşıt görüştekilerin ve toplumun bir bölümünün muhalefetiyle karşılaşılmıştır. Eğitim sistemimizden yetişen çocuklarımız dünyada ki akranları ile yarışamaz hale gelmiş, sistemden mezun olanlar niteliksiz diye işverenlerce ret edilmiş, işsiz yığınlar, niteliksiz bir kuşakla toplum karşı karşıya kalmıştır. Dolayısıyla yukarıda söylediğimiz genç nüfusun ekonomik kalkınmamız için büyük ve en önemli zenginliğimiz olduğu gerçeği bir anlam ifade etmemektedir. Eğitimin ekonomik büyümeye sağlayacağı katkı, toplumsal gelişme ve ileriye doğru değişim, üretime katkı, nitelikli emek, sorgulayan, eleştiren bir nesil ve en önemlisi Milli eğitimin temel amaçlarını gerçekleştirebilecek nesillerin yetiştirilmesinin düşünülmesi ve hedeflenmesinin şart olduğu bir dönemde bulunuyoruz. Ailelerin, velilerin çocuklarını en iyi okullarda okutma isteği, nitelikli olarak adlandırılan ve bir üst kademeye öğrenci yerleştirme oranı yüksek olan okullar ile iyi bir meslek edinecekleri üniversitelerin tercih edilmesi kamunun sunduğu arz ile ailelerin talebini karşılanamaz hale gelmesi sınavları zorunlu kılmıştır. Gerek ortaöğretime giriş sınavlarında gerekse de yükseköğretime giriş sınavlarının sonuçlarıyla, uluslararası bir sınav olan PİSA’da öğrencilerimizin test sonuçları eğitim sistemimizin bir çıkmazda olduğunu göstermektedir: 2005 yılı Ortaöğretime Giriş Sınavlarında:
  • 23 soruluk Türkçe testinden 9.09 ortalama
  • 20 soruluk Matematik testinden 2,35 ortalama
  • 20 soruluk Fen bilimleri testinden 4,78 ortalama
  • 20 soruluk Sosyal Bilgiler testinden 8,02 ortalama yapılmıştır.
2017 yılı TEOG ikinci sınavında ise 5’lik not sistemi karşılığı:[2]
  • Türkçe testinin not karşılığı 3
  • Matematik testinin not karşılığı 1
  • Fen bilgisi testinin not karşılığı 3
  • Sosyal bilgilerden 3 olmuştur.
Üniversiteye giriş sınavlarında ( birinci basamak) ise durum şöyledir. 2005 ÖSS de:
  • 45 soruluk Türkçe Testinden 20,2 ortalama
  • 42 soruluk Fen Bilimleri testinden 3,9 ortalama
  • 45 Soruluk Matematik testinden 7,5 ortalama
  • 42 soruluk Sosyal bilimler testinden 11,3 ortalama yapılmıştır.
2018 yılı YKS ise:
  • 40 soruluk Türkçe testinden 16
  • 20 soruluk Sosyal bilimler testinden 6
  • 40 soruluk Temel Matematik testinden 5,6
  • 20 soruluk Fen bilimleri testinden 2,8 ortalama yapılmıştır.
PİSA sonuçları incelendiğinde ise Okuma becerileri sınav puanı 2002 yılında 441 iken 2015 yılında 428’e, Matematik sınav puanı 2002 yılında 423’den 420’ye ve Fen bilimleri puanı da 434’den 425’e gerilemiştir. PİSA’nın bilgi değil temel becerileri ve okur-yazarlığı, anlama ve yorumlamayı ölçtüğü düşünüldüğünde sonuçların hiç de iç açıcı olmadığı görülecektir. Uzun yıllar içerisinde yapılan gerek ortaöğretim giriş sınavlarında gerekse yükseköğretime giriş sınavlarında karşımıza çıkan tablo farklı değildir. Eğitimde nitelik ölçütü tek başına sınav başarısı değildir. Ancak yukarıda da verilen nüfus, milli gelir verileri eğitimli üretken nüfusla anlam kazanacaktır. İdeolojik dayatmalarla değil, ussal bir eğitim planlaması ile nüfusa nitelik vermek eğitim sistemimizin öncelikli görevi olmalıdır. Fabrikalarımı alabilirsiniz, binalarımı yakabilirsiniz fakat çalışanlarımı bana geri verin; bu işi hemen yeniden kurarım diyen işadamı Henry FORD’un dediği gibi insana yatırım yapmak; üretime, geleceğe ve zenginliğe yatırım yapmak olacaktır. [2] MEB test ortalamaları verilerini yayımlamamış, puan olarak açıklamıştır. [1] TÜİK www.tuik.gov.tr/PretHaberBultenleri
Mektepli Gazete | Rakamlar yalan söylemez: İşte gelir ve eğitim ilişkisi