Mektepli Gazete

Prof. Dr. Semih Çelenk anlattı… Türkiye'de sanat eğitimi ne durumda

Prof. Dr. Semih Çelenk ile  "Sanat Eğtimi" üzerine...

Paylaş
Yazı boyutu
100%

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi (GSF) Sahne Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Semih Çelenk, Türkiye'de tartışılan sanat eğitimiyle ilgili Mektepli Gazete'nin sorularını yanıtladı.

Çelenk, Covid 19 salgınıyla birlikte uzaktan eğitimin sanat eğitimine yansıması ve sanat eğitiminin toplumsallaşmasına dair çarpıcı tespitlerde bulundu.

İşte Prof. Dr. Semih Çelenk'in sorularımıza verdiği yanıtlar:

-Türkiye’de “sanat eğitiminin” gelişiminin başladığı ‘yıllar’ ile sanat eğitimine ‘bugünkü’ yaklaşım arasındaki farktan bahsedebilir miyiz?

Ülkemizde sanat eğitiminin başlangıç döneminin sonraları “Akademi” olarak anılacak Sınai Nefise Mektebi ve Bauhaus ekolünün ilkemizdeki temsilcisi olan Tatbiki Sanatlar Yüksek Okulu bu alandaki ilk okullaşma çabalarıdır. Bu okullar 70’li yıllardan başlayarak “Güzel Sanatlar Fakülteleri” formuna kavuştu. Bugün fakülteleşme çabaları yanında Tiyatro eğitimi, Müzik Eğitimi, Bale Eğitimi için de konservatuvar formunun korunduğunu görüyoruz.

1910’larda tiyatro eğitimi adına Darülbedayi bünyesindeki kurslardan sonra Ankara Konservatuvarı ve Tatbikat Sahnesi’ne doğru evrilmesini anabiliriz. Bunun yanında Öğretmen Okulları ve Köy Enstitüleri’nin de kitlesel sanat eğitiminde önemli duraklar olduğunu söyleyebiliriz. Buna daha sonraları Eğitim Fakülteleri’nin sanatla ilgili bölümleri Sanatçı/ Sanat Eğitmeni yetiştirme göreviyle devam etmiştir.

“SAYI ARTTIKÇA NİTELİK AZALIR”

-Günümüzde Güzel Sanatlar Fakültelerinin ve Eğitim Fakültelerinin Güzel Sanatlar eğitimi bölümlerinin, sanat eğitiminde donanımsal yeterliliğe sahip olduğundan bahsedebilir miyiz?

Bugün için Eğitim Fakültelerinin Sanat Eğitimi veren bölümleriyle birlikte Güzel Sanatlar Fakültelerini bir arada düşündüğümüzde 78 adet kurum olduğunu görüyoruz. Bu sayı hiç de azımsanacak bir sayı değil. Ancak nicelikle nitelik arasında her zaman için ters bir orantı vardır. Sayı arttıkça nitelik azalır. Bugün ülkemizdeki sanat eğitimin başlangıç yıllarından çok daha iyi olduğunu söyleyemeyiz.

Mekansal, sayısal olarak belki de yaygınlık olarak bir gelişmeden bahsedilebilir ama bunun niteliği çok beslediği ne yazık ki söylenemez. Akademik gelişim, eğitmenlerin sayısı, kurumların sayısı vb. olarak pek tabii ki bir gelişmeden söz edebiliriz. Ama dikkatlice bakıldığında, ülkemiz bugün başlangıç yılları dediğimiz zamanların sekiz katı bir nüfusa sahiptir. Böylelikle bu çoğalmanın da aldatıcı olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Okullaşmanın artışının sanatçı sayısını arttıracağını düşünmek çok gerçekçi değildir. Bunun yanında sahnesi, atölyesi, stüdyosu olmayan, yeterli deneyime sahip eğiticileri olmayan sanat eğitim kurumlarının yarar değil zarar getireceğini düşünüyorum.

Bu alanda yetkili olsam sanat okullarını biraz daha bölgesel merkezlerde toplar ve 15-20 yıllık bir deneyim paylaşımı ve eğitici eğitiminden sonra desantralize ederdim. Sanat hayatın içinde olmalıdır, hayatı değiştirmelidir diye düşünülür. Ancak sanat ya da sanat eğitimi de çevreden beslenir. Kültür sanat ortamı olmayan şehirlerde kültür sanat eğitimi yapan gençler büyük bir çaresizlikle yetişmiş oluyorlar. Küçük şehirlerde, zengin bir kültür sanat hayatı olmayan şehirlerde sanat eğitimi yapmak hiç de kolay değil. İnternet, ulusal ya da uluslararası bağlantılar da bir yere kadar. Bu deneyimi edinmeniz bu çevreyi yaşamanız gerekir.

“SANAT EĞİTİMİNDE BU DÖNEMDEKİ RANDIMAN %50Yİ BİLE BULMAMIŞTIR”

-2020 Mart ayından başlayıp, 2020 eğitim döneminin sonuna dek ve de 2021 yılının eğitim döneminin neredeyse tamamında uzaktan eğitim sürdürüldü. Eğitimin tüm alanlarında yaşanan sorunların giderek derinleştiği bu salgın döneminde, uzaktan eğitim süresince güzel sanatlar eğitiminde, sahne sanatlarında ve genel itibariyle sanat eğitiminde yaşanan sorunları ve bu sürecin bıraktığı izleri değerlendirebilir misiniz?

Salgın döneminde sanat eğitimi mecburen bir ekrana hapsoldu. Tabii öğrenciler de hocalar da elinden geleni yaptı bu süreçte. Kimsenin hatası olmayan, beklenmedik bir durumda çareler aradık. Bilgi alışverişimizi sürdürmeye devam ettik. Derslerimizi ekran üzerinden yapmaya çalıştık. Ancak gerçekçi olmak gerekirse sanat eğitiminde bu dönemdeki randıman %50yi bile bulmamıştır.

Bu dönem yetişen mühendislerden, doktorlardan filan kuşku duyulması gerektiğini anlatan bir yazı okumuştum geçenlerde. Hem toplumsal davranış hem de hüner eğitimi olarak adlandırabileceğimiz sanat eğitiminin bir ekran üzerinden yapılması gerçekten çok güç. Şimdi yüz yüze eğitimin başlamasıyla bu kayıpları telafi etmeye çalışacağız. Oyun oynamadan oyunculuk eğitimi alabilmek ne kadar mümkün. Sergi izlemeden, sergiye katılmadan, atölyede çalışmadan, diğer öğrencilerle, sanatçılarla, hocalarla etkileşime girmeden bir sanat eğitimi mümkün mü? Bunlar ciddi sorular. Cevaplanması gerekiyor.

“BU YAKLAŞIMA ÇOK İHTİYAÇ OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİM”

-Sanat eğitimi ve sanatla eğitim arasındaki ilişkiyi biraz açar mısınız? Bugünün eğitim sorunlarına dair yapılan çözüm arayışlarında, sanat eğitimi ve sanatla eğitimin yerini değerlendirebilir misiniz?

Sanat Eğitimi belli bir hünerin kazandırılması, geliştirilmesini hedefler. Bu bir müzik aletini çalma da olabilir, şarkı öyleme, dans etme, oynama, çizme, yontma vb. de olabilir. Sanat yoluyla eğitim ise daha başka bir şey, Örneğin tiyatro yoluyla İngilizce, Tarih, Coğrafya öğretmek… Bu da sanatla eğitimdir. Ya da öğrenme handikapı olan bireylerin resimle, müzikle vb. entegrasyonlarının sağlanması ve bireysel ve toplumsal becerilerinin geliştirilmesi mümkündür.

Ezberci eğitim dediğimiz, öğrenciye ve öğretmeni eğitim süreçlerine yabancılaştıran süreçlerde farkındalığı arttıran sanatın bir eğitim öğretim yöntemi olarak kullanılması tüm dünyada çok önemli sonuçlar verdi, vermeye de devam ediyor.

Ben öğrenciliğim sırasında Oyun Pedagojisi, Tiyatro Pedagojisi eğitimleri aldım. Bunları bugün verdiğim eğitimde de sıklıkla kullanıyorum. Sanat eğitimine gelince ilköğretimde ve Ortaöğretimde sanat eğitiminin ya da sanat hünerlerinin, becerilerinin, yeteneklerinin ortaya çıkarılması da diyebiliriz buna...

Bu yaklaşıma çok ihtiyaç olduğunu söyleyebilirim. Sonuçta sanat hem sanatsal becerileri olan insanların ortaya çıkmasında hem de eğitim öğretim sürecinde etkili bir eğitim öğretime ulaşma bakımından dikkatle üzerine eğilinmesi gereken bir yöntem.

“BU MEKANLAR BU MAHALLELERİN VAZGEÇİLMEZ DEĞERLİ ALANLARI OLACAKTIR GELECEKTE”

-Sanat eğitiminin doğru yöntem ve tekniklerle, niteliği düşürülmeden toplumun tamamına ulaşabilmesinin önündeki engeller nelerdir?

Toplumsal yaşantımızın farklı mekanlarında nitelikli bir sanat eğitimi olanağı sunulabilmesi bu dediğiniz amaca hizmet eder diye düşünüyorum. Benim de içinde yer aldığım “Mahalle Tiyatroları” çalışmaları bu anlamda örnek çalışmalardır.

Kentin farklı odaklarında, sanatsal çalışmalardan yoksun muhitlerde Rol, Sahne, Dans, Şan, Konuşma gibi alanlarda eğitim veren ve bir oyun çalışılan küçük bir tiyatro akademisi olarak hizmet veren bu yapılar gelecekte kentin bu muhitlerinde alternatif kültür sanat odakları olacaklardır.

Kadınlar, çocuklar, gençler, emekliler bir şey yapmak istediklerinde mahallelerinde bu mekanları bulabileceklerdir. Bu mekanlar bu mahallelerin vazgeçilmez değerli alanları olacaktır gelecekte. Engel diyebileceğimiz şey, kentin tüm muhitlerinde ulaşılabilecek kültür ve sanat odaklarının olması, herkesin oynayabildiği, müzikle, resimle uğraşabildiği mekanlar olması ve bunların sürekliliği, nitelikli bir biçimde devam etmesi yeterli olacaktır.

“TOPLUM İÇİN SANAT ANLAYIŞININ YAYGINLAŞMASI GEREKTİĞİNE İNANIYORUM”

-Yaşam boyu sürmesi beklenen bir eğitim alanı olarak da değerlendirilen sanat eğitiminin Türkiye’de topluma nüfuz edememiş olmasının nedenleri nasıl ortadan kaldırılabilir?

Toplum için sanat anlayışının yaygınlaşması gerektiğine inanıyorum. Sanatın kendisi çok sofistike bir alan haline getiriliyor. Evet, sanat tabii ki uzun yıllar emek gerektiren, hüner gerektiren bir alandır, kabul. Ama bu alana giriş de pasaport ile olmamalıdır.

Herkes müzikle, tiyatro ile resim ile uğraşabilir. Bu alanlarda kendini deneyebilir ve bir gelecek görüyorsa kendinde devam edebilir, profesyonelleşebilir.

Bunun yanında flüt çalan bir avukat, ömrü boyunca amatör tiyatro yapan bir temizlik işçisi, dans eden bir diş hekimi, ressam bir bürokrat neden olmasın... Sanat insanı ve davranışlarını rafine eder, inceltir. Hayatı yumuşatır, toleransı arttırır. Bütün bunlar da toplumsal barış bakımından hiç de azımsanacak şeyler değildir.


mektepli-bulten_sayi17



Tebeşir'in PDF'i için lütfen tıklayın
Mektepli Gazete | Prof. Dr. Semih Çelenk anlattı… Türkiye'de sanat eğitimi ne durumda