Mektepli Gazete

Prof. Dr. İbrahim Ortaş yazdı: Ekoloji Okur-Yazarlığının Önemi ve Nasıl Kazanılır

"Düşünme yeteneği varlık nedeni olan insan için bütünü analiz ederek yaratışı özümler ve öneriler geliştirmesi insanı diğer bir insandan farklılaştırmaktadır. Sitemin bütünü ve yaratığı etkilerin bilinmesi insanın yaşamı bütün olarak kavramasına ve kendi yaşamını da ona göre düzenlemesine yol açmaktadır. Bu bağlamda ekolojinin işleyiş mekanizmasını gerek eğitim yolu ile veya gerekse okuyarak veya kendi deneyimleri ile farkındalık edinen inşalar doğanın yasalarını daha iyi kavramakta, kendilerini ve çevrelerini daha iyi tanımakta ve yaşam mücadelesinde daha avantajlı duruma gelmektedirler."

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Prof. Dr. İbrahim Ortaş,

Çukurova Üniversitesi, [email protected]

Özet:

Ekoloji, canlıların ve çevrenin etkileşimlerini bütünlüklü olarak inceleyen disiplinler arası bir bilimdir. Doğal sistemlerin yapısını, işleyişini ve değişimlerini analiz ederek, sürdürülebilirlik için bilgi ve çözümler üretir. Ekoloji bilgisi, doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilir kullanımı için temel bir öneme sahiptir. Ekoloji okur-yazarlığı ise, bireylerin ekoloji bilgisine sahip olması ve doğayı anlamalarını, korumalarını ve sürdürülebilirlik için doğru kararlar almalarını sağlayan bir beceridir. Ekolojik okuryazarlık, iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı, su ve toprak kirliliği gibi çevresel sorunlara karşı etkili bir mücadele için önemlidir.

İnsanların ekoloji bilincini geliştirmeye yönelik süreç, geçmişten günümüze doğanın anlaşılmasına ve taklit edilmesine dayanmaktadır. Tarımın başlaması da doğanın döngülerini gözlemleme ve taklit etme ihtiyacından doğmuştur. Uygarlık, doğa ile uyumlu bir şekilde yaşamaya dayanan bilgi birikimi ve gözlemleme ile gelişmiştir. Geçmişte ulaşım ve keşiflerin sınırlı olması, ekosistemlerin ve türlerin çeşitliliğini tam olarak anlamayı engellemiştir. Ancak ekoloji bilimi, biyoloji ve coğrafya gibi disiplinlerin katkılarıyla gelişerek doğal ekosistemlerin çeşitliliği ve evrimsel süreçlerin temel nedenleri anlaşılmıştır. Ekoloji ve ekolojik okuryazarlık, insanların doğayı anlama ve çevresel sorunlarla mücadele etme becerilerini geliştirir. Bu bilinç, küresel ısınmanın neden olduğu aşırı sıcak hava olayları gibi çevresel sorunlarla başa çıkmada etkili çözümler sunabilir. Örneğin, bitkilerin CO2 emilimi ve oksijen salımı sayesinde atmosferin hava dengesi değişebilir. Atmosferi temizleyebilir. Kentlerde güneş ışınlarının emilim ve salım mekanizmaları değerlendirilerek daha serin ve yaşanılabilir kent ortamları oluşturulabilir.

Ekoloji okur-yazarlığı sayesinde doğanın işleyişini anlayarak, çevresel sorunlara karşı doğru önlemler alınabilir ve sürdürülebilir yaşam için gereken bilinç ve duyarlılık oluşabilir. Bu nedenle, yöneticilerden başlayarak herkesin ekoloji bilgisine sahip olması ayrıca önemlidir.

Ekoloji okur-yazarlığı, doğa koruma ve biyoçeşitlilik konularında büyük öneme sahiptir. Bu konuda dünya genelinde pek çok kuruluş faaliyet göstermektedir. Ancak ülkemizde ekoloji bilincinin genişlemesi ve çevre korumasına daha fazla önem verilmesi gerekmektedir. Ekoloji bilgisinin eğitim süreçlerinde daha fazla yer alması, toplumun farkındalığını artıracaktır. Ekoloji okur-yazarlığı, insanların doğanın yasalarına uygun şekilde hareket etmelerini ve doğadan öğrendikleri bilgileri sürdürülebilir bir şekilde kullanmalarını sağlayacaktır.

Sonuç olarak, ekoloji bilinci ve ekoloji okur-yazarlığı, çevreye ve doğal ekosistemlere karşı duyarlı, bilinçli ve sorumlu bir yaklaşımın temelini oluşturur. Bu bilgi birikimi, çevre sorunlarına karşı etkili önlem almasını da sağlar.

Ekosistemlerdeki değişimleri anlamak ve doğal dengenin korunması için ekoloji okur-yazarlığına katkı sunan kuruluşların rolü büyüktür. Ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyet gösteren kuruluşlar, projeler ve kampanyalar ile ekoloji bilincini artırmaya çalışmaktadırlar.

Ekoloji bilgisinin hayatın her alanında önemli olduğu vurgulanmalıdır. İnşaat, tarım, sağlık, kent planlaması gibi alanlarda da ekolojik faktörlerin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Ekosistemlerin sağlıklı bir şekilde korunması, insan hayatının sürdürülebilirliği için hayati önem taşımaktadır.

GİRİŞ

Üzerinde yaşadığımız Dünya gezegenin birkaç milyar yıllık geçmişinde milyonlarca bitki ve hayvan türü zaman içinde evrim süreci ile farklılaşarak günümüze kadar taşındı. Aynı süre içinde değişen koşullara uyum sağlayamayanların elenmesi günümüzde de sürmektedir. İnsan nüfusunun son 100 yılda 6 milyardan fazla artarak 8 milyarı geçmesi ile zaman içinde doğal kaynakların tükenmesi, küresel ısınma ve sonucu olan iklim değişimleri, doğal yaşam alanlarının ve biyolojik çeşitliliğin azalması azalması/kaybı beraberinde bir dizi çevresel sorunları da getirmektedir. Yapılan bir hesaplama ile günümüze kadar 160 milyar insanın geçmişte yaşadığı düşünülürse insanın ekosistem üzerinde yarattığı baskının etkisi daha iyi anlaşılır olacaktır. Başta iklim değişimleri olmak üzere yaşanan bu problemler diğer çevresel sorunların da doğa ve insan sağlığının bozulması üzerine etkisinin daha çok hissedilmesine neden olmaktadır. Doğal olarak insanlığın geleceğinin de ciddi şekilde tehdit edilmekte olduğu kaygısını da yaratmaktadır. Ancak, yaşanan veya yaşanacak sorunlara karşı etkili mücadele için sorunların kaynaklarının nedensellik ilişkisi içinde doğru tanımlanmasına dayanan çözümler üretilmesi gerekir. Bu da her bir olgu ve gelişmeyi doğru tanımlamak için bilgi ve anlayışa sahip olmayı gerektirir. Doğa ile ilgili olan konularda ekoloji okuryazarlığı, becerisi ve bilgisi öne çıkmaktadır.

Bu bağlamda yer yüzeyinde beyni sebep-sonuç ilişkisine göre işleyen ve analiz yapan tek varlık olan insanın bir öğesi olduğu ve içinde yaşadığı doğanın işleyişini kavraması, onu koruması ve sürdürülebilir kılması bakımından belirli bir tarihsel ekoloji bilgisine sahip olması gerekmektedir. Dünyanın bu ağır nüfus ve üretim, tüketim yükünün oluşturduğu baskı altında tarih bilincinden ve ekoloji bilgisinden habersiz bir sürdürülebilir yaşamın artık mümkün olamayacağı görülmektedir.

Yaşamın temel unsurları olan iklim, su, toprak, bitki tür ve örtüleri, hayvan ve böcek türleri, mikroorganizma çeşitliliği ve diğer çevresel etmenler gibi bir dizi faktör tarafından oluşan biotopların, habitatların bir bütün olarak varlığının devam ettirmesi dünyayı aklı ile yönetmeye kalkan insanın tutumuna bağlıdır. İnsanın bilinçle yaşayıp, içinde bulunduğu ekosistemin varlığını ve kendi yaşamını sürdürülebilir kılması ekoloji okuryazarlığına ve farkındalığına bağlıdır. Yoksa doğa kurallarını çıkarlarına göre işleterek, zayıf halkaları eleyerek yoluna devam edecek, kendi türü yanında bir çok türün varlığını tehlikeye atacaktır. Bu bağlamda başta yöneticiler olmak üzere herkesin ekoloji bilgisi bilinci ve duyarlılığına sahip olması gerekir.

PEKÂLÂ EKOLOJİ OKURYAZARLIĞI NEDİR? SORUSUNDA ÖNCE EKOLOJİ NEDİR?

Haeckel antikYunanca’da “Yuva, ev” anlamındaki “Oeko” sözcüğünden yuva biliminin, Ekolojinin isim babası olmuştur. Yeryüzü ve atmosferde, ya da derinlerdeki organizmaların birbirleriyle ve yaşadıkları cansız ortamla etkileşimlerini farklı canlıların çeşitliliğini, biyoçeşitliliği, rekabet ilişkilerini farklılaşmalarını, popülasyonların büyüyüp küçülmesini, etkileşimlerini inceler. Doğadaki enerji ve yoğuşmuş enerji olan madde dönüşümleri üzerinden enerji akışının incelenmesi en temel konusudur. Bu nedenle de ekoloji enerji bilimi olan enerjetik, onun enerji alışverişini inceleyen dalı olan termodinamik, canlılıkla ilgili olan dalı biyoenerjetik, fizik ve biyofizik, kimya ve fizikokimya ile biyokimyadan su bilimi hidroloji, toprak bilimi pedolojiye, tüm canlı grup ve çeşitlerini inceleyen biyoloji dallarına ve canlılık mekanizmalarını inceleyen fizyolojiye kadar pek çok bilim dalı ile ilişkide olan disiplinler arası bir bilimdir.

Ekoloji tek bir virüsten tüm biyosfere, canlı küreye kadar canlılığın bulunduğu her düzeydeki ilişkiler, değişimler, gelişmeler ile nedenleri, mekanizmaları ve sonuçları inceleme konusu olduğu gibi cansız ortamlarda canlılığı kısıtlayan, dışlayan koşulları da incelemek durumundadır.

Günümüzde çok sık duyulan “Ekolojik” sözcüğüne olumlu bir anlam yüklenmekte ise de tüm bilim dalları gibi ekoloji de nesnel olmak zorundadır. Gene sık kullanılan bir terim de “Ekosistem” terimidir, “Sistem” sözcüğünün anlamı ise birbiriyle etkileşen elemanlar topluluğunu veya topluluklarını belirtir. Ekolojik sistemler de canlıların ve onlara yaşam ortamı sağlayan cansız çevre elemanlarının, oluşturduğu sistemlerdir. Ekosistemlerin işleyişinin, diğer ekosistemlerle sınırlarının ve aralarındaki geçişlerin ve etkileşimlerin ve ekosistem hizmetlerinin bilinmesi, doğadaki yaşamın her yönü ile anlaşılması bakımından önemlidir.

“Ekosistem hizmetleri” kavramı da 2006 yılında yayınlanan Milenyum Ekosistem değerlendirmesinde ekosistemlerin insanlara ya da insanlığa sağladığı hizmetler olarak tanımlanmıştır: besin döngüsü, birincil, yani biyolojik üretim, toprak oluşumu, habitat sağlama, taşkın düzenleme ve su arıtma ve tozlaşma gibi hizmetler Destekleyici olarak gruplandırılmıştır. Ekosistemin tür ve grup zenginliği, biyoçeşitliliği bu değerlendirmede önemlidir; bu da Sağlayıcı Hizmetler olarak tanımlanan besin ve diğer "Ekosistem ürünleri” zenginliğini sağlar. “Düzenleme hizmetleri”ise Karbon sekestrasyonu, yani fotosentezle karbon özümseyerek iklim düzenlemeden erozyonu engellemeye kadar çok çeşitli etkinlikleri kapsar.

Ekolojinin temel amacı, doğal sistemlerin yapısını, işleyişini ve değişimlerini bütünlüklü olarak analiz etmek, sınıflandırmak, tanımlamak ve anlamaktır. Ekosistem bilgisi doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı, korunması ve yaşanan sorunlara çözüm bulma konusunda önceliği oluşturmaktadır.

Ekoloji mikroorganizma, bitki ve hayvan varlıklarının farklı ölçeklerdeki yaşam alanlarını kendi içinde ayrı ayrı ancak bütünlük içinde incelemektedir. Organizmaların bireysel düzeyde kendi aralarında ve çevreleriyle etkileşimlerini makro-mezoekoloji, popülasyonlar ve türler arası etkileşimleri de içerecek şekilde incelemektedir.

Yakın geçmişe kadar az çalışılmış olan biyoloji ve ekoloji alanlarındaki bilimsel bilgi arttıkça ölçülen ve oluşan bilginin artması yanında verilerin analizi ve matematiksel modellerin kullanımı bütünün görülmesine ciddi katkı sunduğu gibi uzay çalışmaları ile bütünün anlaşılmasına da yol açmıştır.

Ekoloji bilimi, yukarıda da değinildiği gibi mikroorganizma, bitki, hayvan kısacası biyoloji, jeoloji, toprak, atmosfer bilimleri, kimya, fizik, matematik ve diğer bilimsel alanlarla kesişimi sonucu oluşmuş geniş bir alanda işlev görmektedir. Diğer bir ifade ile ekoloji bütün bilim dallarının sentezinden oluş bir bilim alanıdır.

Bu bağlamda ekoloji bilimi canlıların ve çevrenin etkileşimlerinin bütünlüklü olarak incelenmesi ve anlaşılması, her alanda sürdürülebilirliğin sağlanmasına katkı sunacaktır.

EKOLOJİK OKUR-YAZARLIK YAŞAM İÇİN NEDEN ÖNEMLİDİR?

Son yıllarda Dünya’da ve ülkemizde çok fazla doğa olayı ve felâketler yaşanmaktadır. Bunların başında deprem, âni yağışlar ve sıcaklık artışları ve düşüşleri gelmektedir. 6 Şubat’ta Pazarcık-Elbistan merkezli depremde yıkılan yapıların altında resmi rakamlara göre 50 bin, ancak sayısını tam bilmediğimiz on binlerce insanımız öldü. Buna benzer büyüklükteki depremlerin Japonya, Şili ve ABD’de çok daha az insanın ölümüne yol açtığı resmi rakamlar ile tespitlidir. Ekoloji bilgisine uygun yapılar yapılsaydı, bu kadar insan ölmezdi. Belediyelerde ve kamuda daha çok ekolog uzman çalışsaydı, yer seçimi, biyolojik çeşit kaybı konusunda daha çok uyarı ve önlem alınmasının gerektiğini önereceklerdi. Ülkemizin ilk deprem konusunda doktoralı jeoloğu olan merhum Prof. Dr. İhsan Ketin benzere konuların sürdürülebilir yaşamın sağlanması için önemine dikkat çekmeye çalışmış ise de maalesef pek etkili olamamıştır. Helen’de belediyelerde, Şehircilik ve Çevre Bakanlığı ve diğer ilgili kuruluşlarda ekolog bulunmamaktadır.

Benzer şekilde son birkaç yıldır Karadeniz sahil yolunun bulunduğu bölgede hemen hemen her yıl aynı bölgelerde aşırı yağışlar sonrası dere yataklarına yapılan ve ekoloji bilgisinden yoksun yapılaşma sonucu çok sayıda insanımız yaşamını yitirdi. Geçenlerde Kastamonu’da iki yıl peş peşe yaşanan sel felâketlerinden ders alınmamış olacak ki yapılan yanlışa yine yanlışlar yapılarak yeniden iki vatandaşın sele kapılmasına neden olundu. Yetkililer ekosistemin temel prensiplerinden çok olayı bir yapı ve inşaat işlemi olarak görüyorlar. Ancak her defasında doğanın gücüne yenik düştüklerinde daha iyisinin yapılacağı belirtiliyor. Ekoloji bilinci olan mühendis ve yöneticiler dört mevsimin yaşandığı coğrafyada ekolojiye uygun kentler, yollar ve benzeri yapıları yaparken doğru ve sürdürülebilir iklim kurallarını uygulayarak geleceğe yönelik sürdürülebilir temiz, dokusu bozulmamış, biyoçeşitliliği zengin, oksijeni bol sağlık ve huzur içinde daha iyi yaşanabilir bir ortam bırakabilirlerdi. Aslında aynı sorumluluğun çok daha büyüğü ‘Gelişmiş, Kalkınmış’ ülkeler olarak gruplandırılan, bilim ve teknolojinin doruklarındaki ülkelerin omuzlarındadır. Günümüzdeki çevre sorunlarını araştıran, inceleyerek raporlayan bu ülkeler alınması gerekli önlemleri de ortaya koymuşlarsa da on yıllardır küresel sorunların büyümesine izin vermiş, önlem alma konusunda bile bile ayak sürüyerek geç kalmışlardır.

Doğanın bütün renklerinin tanımak ve onların insan beni ve yaşamı üzerindeki etkileri bilinirse yaşam daha anlamlı olacaktır. Örneğin yeşil rengin gözü ve beyni dinlenmesindeki rolü anlaşılırsa dinlenme daha etkili sağlanmış olur. Gün doğumu ve batımı esnasında gelen ışığın hormonlar üzerindeki etkisi bilinirse stresin azaltılması önemli katıda bulunacaktır.

EKOLOJİ BİLGİSİ İLE AŞIRI SICAKLARLA MÜCADELE EDİLEBİLİR Mİ?

Küresel ısınmanın nedeni havanın çok küçük bir kısmını oluştursa da büyük oranlarda bulunan azot ve oksijen simetrik moleküllerinden farklı olarak uzum dalga boylarına sahip kızılötesi ışınların enerjisini atomlar arası kimyasal bağlarının rezonans titreşimi sonucu tutarak sonra salan asimetrik karbon dioksit, nem ve azot oksitleri gibi gazlardır. Bu gazlar simetrik ve küçük moleküllü gazlar ile molekül ağırlığı açısından da farklılık gösterirler. Oksijen, azot gibi simetrik ve küçük moleküllü olan hava karışımındaki gazlar havadan hafifken, asimetrik moleküllü olanlar daha ağırdır, bu nedenle denizler, sahiller geceleri daha sıcak olur, yükseldikçe gece sıcaklıkları düşer. Aynı şekilde yüksek dağların tepelerindeki buzullar erimez, ya da geç erir. Buzulların erimesi ise akarsuları oluşturarak hidrolojik döngüyü, su, buhar çevrimini sağlayarak yaşamı destekler. Bu nedenle de iklim ile ilgili olan “Ekolojik denge ”çok önemli bir sürdürülebilir yaşam elemanı, öğesidir…………………. 2023 Temmuz döneminde yaşanan aşırı sıcak hava olayı ve canlıların sıcaktan etkilenmesi sonucu bir çok ülkede çok sayıda insan yaşamını yitirdi. Küresel ısınmaya karşı daha fazla bitki yeşil ortam yaratarak daha sağlıklı bir yaşam alanı oluşturulabilirdi, fakat maalesef son yıllardaki araştırmalar küresel ısınma sonucu artan sıcak dalgaları ve şiddetlenerek sıklaşan ve uzayan kurak ve sıcak dönemler, sel ve taşkınlar, artan erozyon ve bu gelişmelerin sonucu olan çölleşme eğilimi nedeniyle artık o eşiğin aşıldığını ileri sürmektedirler. Aslında atmosferden CO2 emiliminin en büyük kısmını denizler, okyanuslar sağlamaktadır ve CO2 suda çözünerek asidik bikarbonata dönüştüğünden denizler asidikleşmekte, emilim yapma sığaları düştüğü gibi balık ve kabuklu deniz canlılarının üremesinde önemli yeri olan mercanların da azalmasına yol açmaktadır. Sonuç olarak ekolojik dengelerin değişmesi birçok zincirleme etkilere neden olmaktadır. Nitekim, “Biyocoğrafya”, yani canlı gruplarının ve cinslerinin türlerinin coğrafi dağılımını inceleyen bilim dalı bu dağılımı belirleyen öğelerden en önemlisinin iklim oldığını göstermiştir.

Önümüzdeki yıllarda ekosistem üzerinde insan etkinliklerinin sonucu artan CO2 baskısı ile daha da sıcak ve kurak, sel, taşkın, fırtına, hortum gibi iklimsel sorunların artacağı günler yaşanacaktır. Ekosistemin işleyiş mekanizmasının bilinmesi durumunda alınacak önlemler ile sorunlar kısmen daha kolay aşılabilir. Örneğin bitkilerle küresel ısınmaya neden olan CO2’in emilmesi ve ortama oksijen salımı ile atmosferin hava dengesinin değişeceği ve kentlerin daha temiz olacağı bilinir. Kentlerde güneşten gelen uzun, kızılötesi dalga boylarının beton tarafından gündüz emilmesi, gece salımı sonucu kentler açık alanlardan 4-8 0C daha sıcak olmaktadır. Eğer güneşten gelen ışığın yer yüzündeki emilim ve salım mekanizması değerlendirilirse ona göre önlem alınabilir. Örneğin atmosferden gelen uzun dalga boyu olan ışınlar beyaz yüzeye değdiğinde geriye yansıtıldığı için kentlerin bina ve yollarının beyaza boyanması sonucu kentler daha serin tutulmuş olacaktır.

EKOLOJİNİN YASALARI NASIL FARK EDİLİR?

İnsanın insan olarak çevresindeki nesneleri ve olguları tanıması ve sorgulaması ile ekoloji bilinci yavaş yavaş ve küçük ölçekte gelişmeye ve içinde yaşadıkları ekosistemden öğrendikleri ile yaşamlarına anlamlı farklılıklar kazandırmaya başladılar. Tarım yapmaya başlanması da ekolojiden öğrendiklerinin sürekli kılınmasının bir sonucudur. Uygarlık zaman içinde el becerileri ile doğayı taklit ederek ve öğrenilenleri üst üste koyarak dünyanın üst yapısını geliştirerek bugüne kadar gelebildi.

Ancak geçmişte ulaşım araçlarının yetersizliği ve merak eksikliği nedeniyle belirli sınırların ötesi ve diğer ekosistemler ve farklılıkları hakkında hiçbir bilgisi yoktu. Örneğin küçük tekneler, sonra gemiler yaprak denizlere açılıncaya kadar dünyanın şeklini bilmiyordu, değişimler, iklimler ve bunlara bağlı bitki ve hayvan tür ve çeşitleri hakkında hiç bilgileri yoktu. Ta ki inşalar, Bilgi dağarcığının gelişimi suda ve karada daha geniş alanları ziyaret ederek oradaki farklılıkları gözlemleyen ufku açık insanların topladıkları bilgileri bir birlerine aktarmaları yolu ile oldu. İnsanın üzerinde yaşadığı Dünya’nın birkaç milyarlık birikimli biyotop rezervlerini fark etmesi son birkaç asırda oldu. Halbuki antik çağlarda bile çok geniş alanları kapsayan büyük imparatorluklar kurulmuştu. Yani, maalesef günümüzde olduğu gibi geçmişte de insanlık zihniyet sorunları nedeniyle yanlış yollara sapmıştır. Örneğin günümüzün teknolojik olanakları kullanılarak yapılan araştırmalar en büyük çöllerden olan Sahra Çölü’nün binlerce yıl önce orada yaşayan toplulukların yeşil Sahra bölgesini aşırı ve yanlış kullanımla çölleştirdiğini ortaya koymuştur. Antik Mısır uygarlığı da Sahra çölünün oluşmasında rol oynamış ve gelişmesinden etkilenmiştir. Bu noktada değinilmesi gereken bir konu da “Çölleşme ve Doğal Çöller” ile insanların “Ekolojik Baskı” uygulaması, Ekolojik Ayakizi”sonucu olan “Çölleştirme”dir.

Sanayi devrimi ile iletişim ve ulaşım artınca, keşifler gelişince insan canlılar arasındaki ilişkileri ve olguları daha iyi tanımladı. Zamanla yazıyı geliştirerek doğadan öğrendiklerini bir birlerine ve daha uzak mesafelerde yaşayanlara, sonraki nesillere bilgiyi aktarma şansı yarattılar. Bu bağlamda keşiflerin ekosistemin ve yer yüzeyinin bütün olarak tanınmasına katkısı ok büyük olmuştur.

İnsanlığın on binlerce yıllık kümülatif brikimi ile şekillendirdiği yönetim şekilleri yanında insanın insana karşı tutumu değişmiş, gelişmiş imparatorluklar güçleri ölçüsünde dünyanın zenginliklerini kendilerine katmak için yaptıkları dünya turları bu bağlamda ekolojinin sırlarının anlaşılmasına da katkıda bulunmuştur.

Avusturyalı bir rahip olan Gregor Mendel (1822-1884) kilisenin bahçesindeki bezelye bitkilerinin farklı renklerinin dikkatini çekmesiyle başladığı çalışmada bitkilerin belirli özelliklerinin nasıl aktarıldığını ve nasıl değiştiğini gözlemlemiştir. Mendel bezelyelerin çiçek rengi, tohum şekli, bitki boyu gibi özelliklerinin nasıl kalıtım yolu ile farklılaşarak çeşitlendiğini gözlemlemek için farklı bezelye bitkilerinin saf hatlarının melezlemesini sağlayarak farklı renkler oluşturup genetik biliminin temellerini anlaşılır kılmıştır.

Bezelye bitkilerini kullanarak çeşitli özelliklerin nasıl aktarıldığını inceleyen deneyinde çaprazlama, çapraz dölleme ile ıslah sonucunda genlerin baskın karakterini belirleyen çalışmaların anlaşılması bize neyi gösterdi? Evrim bilgisinin önemini ortaya koydu. Bu kadar bitki ve hayvan çeşitliliğinin nedeni tam da buydu. Çeşitliliğin sebebi melezleme yolu ile canlıların farklılaşmasına bağlıdır. Belki o dönem de Mendel’in çalışması kimsenin ilgisini çekmedi. Ancak zamanla insanlığın biyoloji bilgisi arttıkça ve evrim konusunda sorulan birçok soru Mendel’in çalışmalarını yeniden gün yüzüne çıkardı. Mendel belki de farkına varmadan, 1- doğada farklı karakteristiklerin eşit olasılıkla birleştiğini, baskın ve çekinik genlerin kompozisyonuna bağlı özelliklerin olduğunu,

2- farklı özelliklerin birbirinden bağımsız olarak kalıtıldığını,

3- kalıtım yoluyla birbirinden bağımsız olarak aktarılan özelliklerin kombinasyonlarının çeşitliliğe yol açtığını ve bu gibi ilişkilerin bizlerin doğanın renkliliğini açıklamamıza yardımcı olduğunu üç temel yasa ile belirlemiştir.

Benzer şekilde; Charles Darwin, 1830'lu yıllarda İngiliz Beagle adlı gemiyle yaptığı dünya seyahati sırasında birçok farklı coğrafi bölgede çeşitli bitki ve hayvan türlerinin farklılıkları ve kökenini fark etti. Özellikle Güney Amerika'nın Galapagos Adaları'nda yaptığı gözlemler sırasında farklı adalardaki kuş türlerinin benzerlikleri ve farklılıkları dikkatinden kaçmadı. Aynen Mendel gibi Darwin de İspinoz kuşlarının gagalarının her bir adada farklı şekillerde geliştiğini ve çeşitli özelliklere sahip olduğunu fark etti. Bir adadaki kuşların ince gagalara, diğer adadakilerin ise daha farklı ve güçlü gagalara sahip olduğunu gözlemledi. Bu arada öğrendikleri kuşların ortak bir atasal türe dayandığını ancak koşulların bu kuşları farklı türlere dönüştürdüğünü belirterek tezini güçlendirmeye çalıştı. Bu gezide edindiği gözlemler, türlerin çevrelerine uyum sağlamak için zamanla değişebileceği ve yeni türlerin ortaya çıkabileceği düşüncesine ulaştı.

Doğayı gözlemlemek, analiz etmek ve deneyleyerek elde edilen bilgiler yaşamın anlaşılmasına katkıda bulanmaktadır. Darwin, "Türlerin Kökeni" adlı kitabı ile evrimin anahtar mekanizmalarından olan “Doğal seleksiyon, seçilim” kavramını açıklığa kavuşturmuş oldu. Darwin'e göre, canlılar arasında doğal seleksiyon ve varyasyonlar vardır ve bu varyasyonlar içinde habitatın koşullarına en iyi uyumu gösterenler hayatta kalarak üreme avantajına sahip olurken, diğerleri elenmektedir. Doğanın temel kuralı olan güçlü olan yaşar ilkesi bu çalışma ile belirlenmiş olmuştu. Tabiî bu durum sürekli olarak farklı olup da döllenme, üreme sağlayabilir türler arasındaki melezleşme ve çiftleşmeler sonrası yavaş yavaş yeni türlerin ortaya çıkmasını da sağlamaktadır.

Doğadaki bu farklılıkları kim bilir kaç kişi daha önce görmüştü. Ancak çoğu Mendel veya Darwin gibi farkındalığı yüksek, gözlem merakı olan kişiler olmadıkları için doğanın bu farklılıklarını ayırt edemediler ve soru da soramadılar. Merak ve sorgulama, farklılıkları fark edip öğrenerek bilgi sahibi olmak insanlığın doğadan yararlanmasını arttırmaktadır. Bu artışın günümüzde vardığı aşama ise elde edilen yarar ile verilen zarar arasındaki dengenin doğanın Ekolojik Taşıma Kapasitesi’nin aşılması ile bozulması sorunudur. Doğa üzerindeki ekolojik baskıya tepki vererek dengesini koruma kapasitesine sahiptir ama bu kapasitenin üzerindeki baskı ekolojik dengenin kalıcı şekilde zarar görmesine neden olmaktadır.

İnsanlığın geçmiş tarihini tam olarak bilmiyoruz. Ancak eldeki en eski kanıt olan Göbeklitepe yaklaşık 15 bin yıl geriye kadar götürüyor bizleri. Ondan önce de insanlar vardı ve bu insanlardan bazıları yarattıkları kültürleriyle diğerlerinden farklılaştılar. Muhtemeldir ki bitkilerin güneş ışığı, toprak ve su sâyesinde büyüyüp geliştiğini fark eden insanlık bazı bitkilerin tohumlarının, yaprak, gövde ve köklerinin diğerlerinden daha doyurucu ve lezzetli olduğunu fark ederek tohumlarını toplayarak çoğaltmaya başladılar ve ihtiyaç duydukları ürünleri bollaştırdılar. Bu arada toprakların bir kısmında ürünün bereketli bir kısmında ise daha az verimli olduğunu gözlemlendi ve uzun süreli gözlemler sonucunda bazı bitkiler çoğaltılarak evcilleştirildi.

Darwin’in gözlemlediği doğa yasaları gibi toprak ve bitkilerin de nedensellik ilişkisi içinde farklılıklar sergilediği yapı da günümüze kadar gelmiştir. İnsanlık doğanın bu yasalarını fark ettiği ölçüde bitkiyi zamanla daha iyi tanıyarak ondan yaralanmanın yollarını geliştirerek gıda güvencesini bugünlere kadar getirebildi. Fakat artık yarar/zarar dengesinin sınırlarına yaklaşma noktasında olunduğunun farkında olunmasına karşın gereken önlemler konusunda yeterli adımlar atılamamaktadır, ülkelerin yönetimleri arasında siyasal alanlardaki hesaplaşmalar buna on yıllardır engel olmaktadır.

EKOSİSTEM OKUR-YAZARLIĞI KONUSUNDA DÜNYADAKİ YERİMİZ VE İLGİLİ KURULUŞLARIMIZ NEDİR?

Ekosistem okur-yazarlığından önce ekosistemler konusunun kısaca gözden geçirmesinde yarar olabilir. Ekosistemler dinamiktir, yani değişen koşullara belli bir sınıra kadar uyum sağlayacak değişimler gösterebilirler, buna “süksesyon” adı verilmektedir. Ekosistemde yer alan cins ve türler, hatta canlı grupları aralarındaki rekabet koşullarını etkileyen değişimler sonucunda farklılaşırlar. Ekosistemde yer alan canlıların tümü bile yerini yeni koşullara uyan canlı grupları ve türlerine bırakabilir. Bir orman ekosistemi de çöl ekosistemine dönüşebilir. Tersi de geçerli olabilir, çöller de ormanlaşabilir veya ormanlaştırılabilir vs. İklim başta olmak üzere erozyon, toprak yorulması, tuzlanm- çoraklaşması gibi birçok etken bu tür değişimlere neden olabilmektedir. Ekosistem okur yazarlığı da doğa koruma, çevre sağlığı ve biyoçeşitlilik koruma gibi yararlı etkinlikler açısından büyük öneme sahiptir. Uluslararası kuruluşlar ya da ülke veya bölge yönetimlerinin alacağı kararların doğruluğunu sorgulamaktan uygulama başarılarına katkı sağlamaya kadar büyük öneme sahiptir.

Türkiye ekoloji ve ekoloji okur yazarlığı konusunda dünyada kaçıncı sırada ve Türkiye’nin çevre ve ekolojiyi koruma ve geliştirme konusundaki yeri nedir? Bu konularda elimizde somut veri olmadığı için genel bir değerlendirme yapılamamaktadır. Ancak basına yansıyan haber ve görüntüler ülkemiz insanının gördüğü yılan, çıyanı, fareyi, kaplumbağayı, domuzu ve diğer canlıları kendine zarar vereceğini düşünerek öldürmekte fazla aceleci olduğunu göstermektedir. Ayrıca doğadaki bir çok bitki ve hayvan türünü tanımamaktadır; nitekim Korona virüs salgınında toplumun çoğunluğunun virüs diye bir canlı varlığını ilk defa duyduğu gibi okumuşların da mikroorganizma ve ekolojileri hakkında bilgisinin olmadığı anlaşıldı.

EKOLOJİ OKUR-YAZARLIĞINA KATKI SUNAN KURULUŞLAR

Ekoloji okur yazarlığı ve ekoloji bilincinin aşılanması için destek veren bir çok ulusal ve uluslararası kuruluş bulunmaktadır. Ekoloji bilincinin topluma aşılanması için bu kuruluşlar, eğitim, bilinçlendirme, projeler ve kampanyalar yoluyla farkındalığı artırmaya çalışmaktadırlar. Ancak ülkemizde çevre ve ekosistem konusundaki duyarlılık gelişmiş ülkelerdeki kadar geniş değildir.

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), Greenpeace, Doğa Derneği, Buğday Derneği, TEMA Vakfı, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), Çevre vakfı ve benzeri bir çok kuruluş ekosistem, çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması konularında faaliyet yürütmektedirler.

EKOLOJİ BİLGİSİ NASIL ÖĞRETİLMELİ?

Doğada görülen büyük bitki, küçük bitki ve su bitkisi, ayrımı yapmadan bütün bitkilerin canlılığın kaynakları oldukları hiç unutulmamalı, kara bitkilerinin topraktan çabaları ve sahip oldukları kök kütlesi ve kök uzunluğu ölçüsünde besinlerden ve sudan yararlandığını öğrenen insanlık bugün bitki yapısına ve su tüketimine dayalı olarak sulama sistemleri geliştirmektedir. Bitki su tüketiminin bilinmesi ile baraj, gölet, kanal kapasiteleri hesaplanmakta ve planlanmaktadır. Bu konuda önemli olan bir değişken Su Kullanım Etkinliği’dir, İngilizce ’de WUE kısaltması ile gösterilir; ve ‘Evapotranspirasyon’ bitkinin terleme, toprağının da buharlaşma ile atmosfere verdiği suyun karşılığında ürettiği canlı kütlesi, “Biyokütle” kg/ha olarak hesaplanır.

Günümüzde bir taraftan artan ikim değişimleri ve endüstriyel üretime ve tüketime bağlı çevresel sorunlar, diğer taraftan yaşamımızda önemli bir yeri olan toprak, tarım ve yararlı mikroorganizmaların kaybı sürdürülebilir gıda güvencesini de olumsuz etkilemektedir.

Tabiî hepsinden ötesi ve de çok önemsediğim ekosistemin insanlara öğrettikleri çok önemli düzeydedir. Küresel ısınma ve sonucu olan iklim değişimine bağlı olarak yaşanan ve yaşanacak çevre sorunları insanlığın yaşam alanlarını çok daraltabilir. Yaşanacak biyolojik çeşitlilik kaybı ve habitat tahribatı içinde insan kendini görecektir. İnsan, doğa olmadan tek başına yaşayamayacağı için doğadan öğrendiklerini doğanın yasalarına uygun olarak kullanmak zorundadır.

Bu bağlamda bu makalede de ekoloji okur-yazarlığının toplum hayatındaki önemini tek yönlü değil çok yönlü olarak işlemek gerekir. Ülkemiz ilk-orta ve üniversite eğitiminde ekoloji bilgisi biyoloji dersleri içinde ne kadar yer buluyorsa o kadar işlenmektedir. Üniversitelerin jeoloji, çevre, inşaat, endüstri ve mimarlık ve tarım ile ormancılık gibi bölümlerinin de bilgileri çok önemlidir.

Ülkenin alt yapı ve kent dokularının şekillenmesinde yer alan belirli mühendislik bilimlerinin doğrudan ekolojik ile ilgili koşullarda yerleşim yeri, endüstriyel kompleks, baraj vs. yapmalarına rağmen ekoloji bilmeden insan hayatını riske atacak faaliyetler yürütmektedirler. Belediyeler keza aynı şekilde bünyelerinde ekoloji bilgisi bulundurmamaktadırlar. Aslında hayatın her alanında ekoloji bilgisinin işlevsel olması gereklidir, tıp-sağlık alanında ekoloji bilgisi olmadan sağlıklı bir çevre yaratılabilir mi? Hastalık etmeni böcek ve mikroorganizmaların yaşam alanı için ekosistem ve iklim önemli değil mi?

Bu bağlamda ekoloji okur yazarlığı hayatın her alanında önemsenmeli ve öncelikle dikkate alınarak işe başlanmalıdır.

HER İNSANIN HAYATINDA ASGARİ DÜZEYDE EKOSİSTEM OKUR-YAZARLIĞI VE FARKINDALIĞI SAĞLANMALI

Ekolojik okuryazarlık, insanların doğal çevreleriyle ilişkilerini anlamayı ve geliştirmeyi sağlayan farkındalık, beceri ve/ya bilgi birikimi özelliğidir denilebilir. Bu farkındalık, beceri ve bilginin düzeyi kişinin ekosistemi bütünlüklü kavramasını sağlayacağı için günlük yaşamda ve geleceğin kurgulanmasında önemli yararlar ve faydalar sağlayacaktır.

Hayatın başlangıcında bir insanın eğitilmesinin temel amaçları arasında yaşadığı ekosistemin bütünlüğünü kavraması, elemanları olan insan ve diğer canlılar arasındaki ilişkileri olabildiğince ayrıntılı şekilde anlayacak kadar genel bilgi sâhibi olması istenir. İçinde yaşadığı ve geliştiği ortamın durumunu açıklayan bir makale yaz dendiğinde gördükleri ve okuduklarından anladığı kadarını ve fark edebildiği kadarını anlatacaktır. Aynı ortamda farklı bir yapıda gelişmiş olan bir başka insan belki farklı açıklayacaktır. Bu bağlamda ilk ve ortaokul çağlarında çocuklara ilgi duydukları ve amaçladıkları bir konuda kompozisyon yazması istenmektedir. Okuyucuların da temel amacı yazılanı okuyarak konu hakkında farkındalık ve bilgi sahibi olmasıdır. Bu makalede, ekolojik okuryazarlığın tanımı, kapsamı ve örnekleri verilerek, okuyucuların bu konuyla ilgili farkındalıklarının görmeyiz veya fark etmeyiz. Çünkü etrafımızda yüzlerce bitki ve hayvan tür ve çeşidi var ki arttırılması hedeflenir.

Ekolojik bir habitatta yaşayan, onun nimetlerinden yaralanan biz insanların çoğu zaman yanı başımızdaki büyük biyosfer rezervini ve bunun gıda kaynağımız olarak önemini göz ardı etsek de onların çoğu bizim gıda zincirimizin, ilaç ve sanayi hammaddelerinin temel halkalarını oluşturmaktadırlar. Ancak belki bir gün bu canlıların farklı bir yönü keşfedilip değerlendirildiğinde her birimizin ilgisini üzerine çekmiş olur. Yoksa ekoloji ile birlikte temel fen okur-yazarı olmadığımız durumda her şey bir nesne olarak görülür ve doğada ve yaşamımızdaki önemi ve etkisi anlaşılmaz.

ERKEN DÖNEMDE EKOLOJİ OKURYAZARLIĞI NEDEN ÖNEMLİ

Ekoloji okuryazarlığı geç dönemlerden ziyade erken dönemlerde çocukların gözünü dünyaya açtığı andan itibaren içinde yaşadıkları ortama uyum ve birlikte yaşamın kurallarını geçmişte genetik kodlarını taşıdıkları ataları gibi sınarak-deneyerek öğrenmeleri ve sonra da korumaları öğretilmelidir. Çok önemsediğim ve gözlemlerine yansıyan çok sayıda objeden biri çocukların doğaya bırakıldıklarında öncelikle çamurla, toprakla ve kumla oynamalarıdır. Çocukların yaptığı objelerin temelinde evler, güneş, bitki figürleri yer almaktadır. Bu bağlamda çocuklara okulda okuma yazma öğretmeden önce doğayı anlayacak kadar ortam sunsak, ayakları toprağa değse, sonra da değişik doğal ortamlar hakkında bilgi sunsak ve anlatsak daha yararlı olacaktır. Çocukların anladıkları doğayı betimlemesini sağlasak doğanın işleyişini kavramları ve kendi yaşamlarına da uygulamaları daha kolay ve yararlı olacaktır. Verelim çocukların ellerine çamur, kum, kâğıt-kalem, anladıklarını beyinlerinde betimleyebilsinler, hayal güçlerini kullansınlar, muhakeme gücünü arttırarak motor becerilerini geliştirsinler. Motor becerisi gelişmiş inşalar daha yaratıcı ve sorun çözümü odaklı olmaktadırlar.

Bu bağlamda önce beyinde motor-nöron sistemi işlevlik kazanmalı, soyut düşünme gelişmeli. Sonra gelişen beyinin aldığı bilgiyi organize ederek yaratıcılığa dönüştürebileceği daha rahat görülecektir.

Toprakla, taş-kaya-jeolojik malzemeleri ile tanışmadan, börtü böcek görmeden, zihin kodları arasında ilişki kurabilir mi? Zihinde hiçbir kavramın görünümü ve şekli yok ise kişi hiçbir şekli zihinde geliştiremez. Ezbere eğitim sisteminde, geniş beton yığını karanlık binaların içinde kara tahtaya yazılan “ Ali top at” ile çocuk hangi beceriyi hangi dil bilgisini kazanabilir. Dil bilgisi doğrudan soyut düşünme ve matematiksel düzleme bağlıdır ve çocukların yaratıcı olması için dokunması, hissetmesi ve anlaması gerekir.

Ezberlediği ifadeyi nasıl anlayıp öğrenecek? Ezbere bilgi bir süre sonra unutulur gider. Karşılaştırmalı/mukayeseli ilişki kurularak yapılan öğrenme biyolojik öğrenmeye daha uygundur. Beynimiz de görselleri ve onlara uygun bilgileri bir arada yükleyerek kaydediyor. Bir cismi sınıflandırarak, tanımlayarak yapılan öğrenme daha etkili ve kalıcı olmaktadır ve olacaktır. Bu bağlamda ilk okul hatta ana okulu öncesinden doğa okulu ile başlayarak insanına ekoloji ile bütünleşme şansı sunulmalı, yeteneği kazandırılmalıdır. İleriki sınıflarda da deneyler, doğa gezileri yaparak ve araştırmalar ile doğanın özellikleri ve işleyiş mekanizmaları öğrenilebilir.

EKOLOJİ OKUR-YAZARLIĞI NASIL KAZANILIR?

Ekoloji okur-yazarlığı temelde doğanın temel fizik, kimya ve biyoloji bilimlerinin mekanizmalarının bütünlüklü olarak öğrenilmesi ve anlaşılmasına dayanır. Ayrıca çevre ve bunun içinde ekosistemlerle ilgili bilgiler doğru tanımlanması ve anlaşılması becerilerinin bilinmesi gerekir.

Ekoloji okur-yazarlığını kazanmak için;

-İçinde yaşadığımız ekosistemin ve komşu ekosistemler ile ilişkisinin yanında küresel değişimlerden etkilenme durumlarının bilinmesinin öneminin farkında olmak, gelişmeleri izlemek ve bilgileri güncellemek için merak sahibi olmak gerekir. Doğal olarak gerek insan ve gerekse de diğer canlılar bulundukları ekosisteme uyum sağlamak zorunda olduklarını bilincinde olmasalar da uymak zorundadırlar; yoksa elenir giderler. Bilinç sahibi insanın ekosistem hakkında eğitim alma yoluyla ve kendini eğiterek geliştirmek için okuması ve gözlemler yapması önemlidir. İnsanlar içinde bulundukları ekosistemleri ve bunların doğal süreçlerini, biyolojik tür çeşitliliklerinin yanında bunların çevre ile etkileşimini öğrenmeli, öğrenmeleri sağlanmalıdır.

-Anaokulundan itibaren eğitiminin her aşamasında ekosistem eğitimi her alanın içinde kendine yer bulduğu için temel yasalara uygun olarak işlenmeli. Üniversiteler dışında diğer sivil toplum kuruluşu niteliğindeki çevre-doğa koruma dernek ve vakıfları düzenli ekoloji eğitim programları düzenlemeli. Ekoloji konusunda görsel belleği canlı tutmak için ilgili filmler, resim ve tablolar izlenmeli,

-Kamu spotları, TV ve internet gibi sosyal medya ortamları üzerinden belgesel nitelikli ekoloji eğitimi-kurs ve webinarlar düzenlenmeli.

-Sağlıklı yaşam ekseninde doğa gezileri düzenlenmeli, özellikle eğitim kurumları bu konularda öncülük etmelidir. Kentlerin betonları arasında gezinmekten çok kentlerin içinde ve çevresindeki park ve milli parklarda yürüyüş yolları yapılmalıdır.

-Kentlerde mutlaka geniş çeşitliliği sağlayan doğal botanik bahçeleri, hayvanlara doğal ortam sağlayan hayvanat bahçeleri, doğa müzeleri kurulmalı ve buralara ziyaretler düzenlenmelidir. Rehberler eşliğinde yapılacak doğal yaşam alanları, ormanlar ve göller gibi yerlerdeki gezilerde canlı organizmaların davranışları ve etkileşimleri gözlemlenmelidir. Canlıların farklılıkları ve davranışları konularında okumalar yapılmalıdır. Başta yerel yönetimler, artan devâsa kentlerin içinde ekoloji koridorları oluşturarak hem kent havasını temizlemeli hem de insanları doğanın içinde tutmayı sağlamalıdır.

-Çevre bilincini artırmaya yönelik değişik etkinliklere ve kulüplere katılarak ekosistem hakkında daha fazla bilgi edinilebilir.

-Başta orman ve çevre temizliği, fidan dikme etkinliklerine katılım sağlanmakla birlikte çevrenin rolü üzerinde sohbetler yapılarak bilinç kazanımı sağlanabilir.

-Evlerin balkonları, hobi bahçeleri vs. değişik ortamlarda değişik bitkiler yetiştirilerek, toprak ve bitki hakkında farkındalık yaratılabilir. Her fırsatta doğaya çıkmak, bitki yetiştiriciliği, hayvan bakımı, toprakla uğraşmak hem sağlığa hem de çevre bilincine katkı sağlayacağı için bu tür etkinliklere ayrıca zaman ayrılabilir.

-Ekoloji okur-yazarlığı bilgisini yaşam boyu sürecek uğraşlar içinde görüp, sürekli doğanın bir parçası olarak doğadan öğrenmek için çaba harcayarak ekosistem ile ilgili bilgi birikimimizi arttırabiliriz.

EKOLOJİ OKUR YAZARLIĞININ GELİŞMEMESİNİN OLUMSUZ ETKİLERİ NELERDİR?

Günümüzde yaşanan birçok felaket kapsamlı incelendiğinde temelde insandan kaynaklanan birçok yanlış uygulamalar görülecektir. Başta orman yangınları, kentlerin yanlış mimarisinden kaynaklanan sel baskınları, yanlış zemin üzerine ve ekolojiye uygun olmayan alanlarda yapılan demiryolları ve karayollarının çökmesi. Maden ve diğer yer altı kaynaklarının çıkarılması kullanılan yönetimlerden kaynaklanan çevresel kirlilik ve olumsuzluklar sayılabilir. En son Temmuz 2023’de Muğla Milâs’ta kömür madeni yataklarının açılmasında köylüler ile devletin karşı karşıya gelmesi ve siyasi iradenin verdiği kararla kömür üretim sahasının genişletilmesi için orman ağaçlarının kesilmesi olayında ekoloji bilgisi yetersizliği veya farkında olmayışı görülmektedir. Ekoloji bilgisi eksikliğine bağlı olarak verilen kararlar sonrası binlerce ağaç kesilmek zorunda kaldı. Siyasilerin danışmanları veya ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişimleri Bakanlığı, tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerinin konunun ekosistem hizmetleri ekserinde yetkililere açıklıkla anlatamamaları sonucu binlerce ağacın kesilmesi bir milli mesele haline getirilmiş oldu. Yetersiz ekoloji bilgisi, yanlış politikaların alınmasına yol açmaktadır. Ancak Kızılderili Reisi Seattle’ın 1854’te, kendisinden toprak satın almak isteyen ABD Cumhurbaşkanına yazdığı mektupta görebiliyoruz. Toprağın, suyun, havanın, güneşin önemini kavramalı ve doğaya yapılacak en küçük bir olumsuz etkinin sonunda insana olumsuz etki olarak döneceğini belirtiyor. 170 yıl kadar önce Kızılderili şefin o zaman fark ettiği gerçeği biz ancak sıcaklar canımız yaktığında, içme suyumuzu kaybettiğimizde, gıda krizine girdiğimizde ve yakılan kömür akciğerlerimizi hasta edip sağlık sorunları yaşadığımızda, bedeller ödediğimizde her halde anlayacağız ağacın, oksijenin ve suyum öneminin kar hırsından daha yüksek oluğunu. Belki o zaman anlayacağız Kızılderili’nin şu anlamlı sözünü “Şu gerçeği iyi biliyorum. Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki her şey: bir ailenin bireylerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenlerde: dünyanın başına gelen her felaket, insanoğlunun da başına gelmiş demektir”.

EKOSİSTEM OKUR-YAZARLIĞI KAZANMIŞ İNSANIN FARKI NEDİR?

Bu bağlamda ekoloji okuryazarlığını erken dönemde kazanan çocukların doğa ve çevre bilinci ve bilgisi erken gelişecek, artan farkındalıkları ile çevre sorunlarına duyarlı bireyler olarak yetişeceklerdir. Ekoloji okuryazarlığı eğitimi olan kişiler sürdürülebilir yaşam konusunda farkındalığa sahip olur ve doğal kaynakların etkin kullanımı konusunda daha duyarlı davranırlar.

Ekoloji okur yazarı kişiler ekosistemlerin önemini bilerek çevre koruma ve rehabilitasyonu ile restorasyonuna katkı sağlarlar. Böylece de içinde yaşadığımız biyolojik çeşitliliğin korunması ve ekosistemlerin daha iyi ve sağlıklı işleyişi sürdürülebilir olur.

Ekoloji okuryazarlığı olan insanlar çevre politikalarının oluşturulmasında etkili roller alarak çevrelerini de benzer şekilde katkıda bulunmaya yönlendirirler. Hükümetlerin ve toplumun çevre sorunlarına yönelik politikalar geliştirmesi konusunda duyarlılık talepleri yaratabilirler.

Ekoloji okuryazarlığı olan insanlar doğa-çevre ile ilgili konularda duyarlı ve sorumlu bireyler olarak aileleri, arkadaşları ve diğer insanlar üzerinde olumlu etkide bulunmaktadırlar. En azından evden çıkarken elektriğini, klimasını kapatır, suların boşa akmasını, yere çöp atılmasını istemezler.

Ekoloji okuryazarlığı ile eğitilmiş çocuklar, insanlar daha geniş ve evrensel görüş ve yaşam bakışı açısına sahip olacaklardır. Biyoçeşitlilik zenginliği kişinin iç dünyasını da zenginleştirecektir. Olaylara bakış açısı günlük değil, geniş boyutlu ve doğanın işleyişine uygun olacağından da daha paylaşımcı ben merkezcilikten kısmen kurtulmuş ve birlikte yaşamın temel mekanizmalarını anlamış olarak yaşayacaklardır. Doğa, ekoloji, çevre sorunları ve sürdürülebilir yaşam ve kalkınmaya bağlı olup yaşadığı ortamı yaşanır şekilde tutma ve geliştirme amacında olacağı için ülkenin sağlıklı geleceğine de katkı sağlamak için de çaba sarf edecektir.

Hepsinden de yaşamı bir bütün olarak algılayacağı için her konuyu ekosistem bütünlüğü içinde değerlendirecek ve yaşama o pencereden bakacaktır.

SONUÇ:

Ekosistemi oluşturan çok sayıda bitki havan ve mikroorganizma gurupları birçok yönden farklılıklar göstermekle birlikte kedi içinde belirli bir yapısal sistematiği olan yapılar oluşturmaktadır. Doğanın kompleks/karmaşık yapısı ve çeşitliliği içinde gezintiye çıkan insanların kendilerini dinlenmiş hissetmesinin ötesinden yaratıcı düşüncenin gelişmesi ayrıca dikkate alınması gereken bir yarar sağlamaktadır.

Ekoloji okur-yazarlığı, doğanın bize öğrettiklerini anlamamızı ve doğal dengenin korunmasına katkıda bulunmamızı sağlar. Ekosistemlerin çeşitliliği ve evrimsel süreçlerin anlaşılması, ekoloji biliminin önemini vurgular. Doğa ve insan arasındaki uyumun korunması için ekoloji okur-yazarlığına daha fazla önem verilmelidir. İnsanların, çevrelerindeki nesneleri ve olguları tanıyarak ekoloji bilincini geliştirmeye başlamışlardır. Bu bilinçle uygarlık ve teknoloji gelişimini takip etmişlerdir. Geçmişten günümüze kadar ekoloji bilinci, doğayı tanıma ve doğadan öğrenme ihtiyacından kaynaklanmış ve bu bilgi birikimi sayesinde insanlar doğayı anlama yolunda adım atmışlardır.

Düşünme yeteneği varlık nedeni olan insan için bütünü analiz ederek yaratışı özümler ve öneriler geliştirmesi insanı diğer bir insandan farklılaştırmaktadır. Sitemin bütünü ve yaratığı etkilerin bilinmesi insanın yaşamı bütün olarak kavramasına ve kendi yaşamını da ona göre düzenlemesine yol açmaktadır. Bu bağlamda ekolojinin işleyiş mekanizmasını gerek eğitim yolu ile veya gerekse okuyarak veya kendi deneyimleri ile farkındalık edinen inşalar doğanın yasalarını daha iyi kavramakta, kendilerini ve çevrelerini daha iyi tanımakta ve yaşam mücadelesinde daha avantajlı duruma gelmektedirler.

Not:

Dr. Ergin Duygu hocam makaleye titizlikle okuyarak yaptığı katkılarından dolayı çok teşekkür ederim.

Mektepli Gazete | Prof. Dr. İbrahim Ortaş yazdı: Ekoloji Okur-Yazarlığının Önemi ve Nasıl Kazanılır