Mektepli Gazete

Prof. Dr. Esergül Balcı Yazdı: Siyaset-Tarikat Ekseninde Günümüz Eğitimi

Etienne de La Boétie “Gönüllü Kulluk” adlı kitabında der ki, eğer iki kuşak köleleştirilirse, bundan sonra gelen kuşak, özgürlüğü hiç görmeyip tanımadığından dolayı, pişmanlık duymadan hizmet eder ve ondan öncekilerin zorla yaptıklarını seve seve yerine getirir. İktidarlar, eğitim politikaları* ile isterse kartal, isterse tavuk yetiştirirler. Atatürk kartal yetiştirmek istemişti. Bazıları kartallara düşman, onlar tavuk beslemek istiyor. Bu makalede eğitim-politika ekseninde çocuklarımızın kartallıktan, tavukluğa nasıl dönüştürüldüğü anlatılmaktadır.

Paylaş
Yazı boyutu
100%
SİYASET-TARİKAT EKSENİNDE GÜNÜMÜZ EĞİTİMİ

Prof. Dr. Esergül Balcı[1]

Etienne de La Boétie “Gönüllü Kulluk” adlı kitabında der ki, eğer iki kuşak köleleştirilirse, bundan sonra gelen kuşak, özgürlüğü hiç görmeyip tanımadığından dolayı, pişmanlık duymadan hizmet eder ve ondan öncekilerin zorla yaptıklarını seve seve yerine getirir. İktidarlar, eğitim politikaları* ile isterse kartal, isterse tavuk yetiştirirler. Atatürk kartal yetiştirmek istemişti. Bazıları kartallara düşman, onlar tavuk beslemek istiyor. Bu makalede eğitim-politika ekseninde çocuklarımızın kartallıktan, tavukluğa nasıl dönüştürüldüğü anlatılmaktadır.

Giriş

Eğitimin politika ile ilişkisi, her iki disiplinin ve olguların kişiler arasındaki ilişkilerde sürekli gündemde olmasından kaynaklanmaktadır. Siyasetin işlevleri arasında eğitim olduğu kadar, eğitimin işlevleri arasında da siyaset bulunmaktadır. Bu etkileşim süreklidir. Eğitimin geliştirdiği dünya görüşü, siyasetin yönünü etkilerken, siyasi görüşler ve siyasi ortam da sürekli olarak eğitimi etkilemiştir. Bu etkileşimle, eğitim sonucundaki beklenti nedeniyle, siyasi iktidarla eğitim aynı makinanın çarkları gibi birbirleriyle özdeş duruma gelmişlerdir. Kısaca her siyasal ortamın benimsediği bir insan tipi ve bu insan tipini oluşturan bir sistem olması söz konusudur.

Eğitim politikaları, bireysel ve toplumsal yaşantıları doğrudan etkiler. Eğitim politikalarındaki değişiklikler etkisini 15-20 yıl gibi uzun yıllar sürdürdüğü için, eğitim politikası yapanların aldıkları kararların sonuçlarına ilişkin olarak artık hesap soracak kimse bulunmaz. Bu nedenle eğitim politikası belirlenirken son derece dikkatli olmak gerekmektedir. Bu konuda karar verilirken, ulusun bütünlüğü, hükümetlerin gelip geçici olduğu ve kendi dünya görüşüne göre düzenleme ve siyaset yapmamaları, eğitimdeki başarı ile başarısızlığın herkese ait olduğu, eğitim politikalarının süreklilik ve planlama gerektirdiği, bireysel ihtiyaçlara, belirli bir zümrenin taleplerine ve dünya görüşüne bırakılamayacağı, eğitim yatırımlarının tüm ulusun parası ile gerçekleştirildiği unutulmamalıdır. Bu durum eğitim politikası konusunda karar vericilere önemli sorumluluklar yüklemektedir.

Her ülke yönetildiği siyasi rejimin gereklerine uygun bir eğitim sistemi geliştirir ve uygular. Hiçbir siyasi sistem amaçlarına ters düşen bir eğitim sistemini benimsemez. Eğitim sistemleri, iktidarların felsefe ve amaçlarını yansıtır. Eğitim, ülkelerin toplumsal ve siyasi eğilimlerini izler ve aynı zamanda bu eğilimleri oluşturur. Toplumda radikal değişim yapma amacındaki partiler, mevcut siyasal kültürü değiştirerek, yeni değer ve inançlar yaratmayı amaçlar. Toplum üyelerine yeni siyasal kimlik ve roller verme işlevine ağırlık verir. Günümüzde de eğitim politikaları, siyasi iktidarın hedefleri doğrultusunda düzenlenmekte, laik Cumhuriyet eğitimi yerine getirilen eğitim ile “Ilımlı İslam” devletinin alt yapısı hazırlanmaktadır(Balcı, 2020).

Türkiye’de dini yapılanma 4 aşamada olmuştur.
1)Türkiye’nin NATO’ya girişi, çok partili hayata geçiş ve iktidara gelmek için bu yapılara verilen tavizler,
2) 12 Mart sonrası birtakım dini yapıların belli *Politika ile siyaset aynı anlamda birbirlerinin yerine geçecek şekilde kullanılmıştır. partileri desteklemesi, tarikatların kentlerde oy fabrikası, kırsalda oy tarlası haline gelmesi,
3) 12 Eylül sonrası “Siyasal İslam” ya da “Ilımlı İslam” adıyla devlet tarafından desteklenmesi ve neoliberal ekonomi politikası ile yarı resmi devlet politikası haline gelmesi,
4) AKP iktidarıyla, iktidar paydaşı olmaları, Türkiye’nin siyaset gerçeği olmuştur(Özakıncı, 2000).

Dini Yapılanmanın Eğitimdeki Alt Yapısı

Özel okullarla ilgili olarak çıkarılan 1965 tarih ve 625 sayılı özel öğretim kurumları yasası, dini yapılanmanın başladığı ilk döneme rastlar. Söz konusu özel öğretim kurumları kanunu ile özel okulların, dershanelerin, özel dershanelerin ve yüksekokulların açılmasına izin verilmiş, böylece özel okulların sayısı giderek artmıştır. Dini yapılanmanın ikinci döneminde, muhtıra sonrasında, “komünizmle mücadele” bağlamında birtakım dernekler ve yapılar kurulmuş, bunlar siyasetle işbirliği yaptıkları için güçlenmişlerdir.

Dini yapılanmanın üçüncü dönemine rastlayan, 24 Ocak 1980 ekonomik kararları ve 1980 askeri darbesi sonrasında küreselleşme ve piyasa ekonomisi ile cemaatçi yurtlar, özel okullar ve dershaneler hızla artmıştır. Türkiye’de ekonomik sistem, askeri harekâtın alt yapısını oluşturduğu küreselleşmeye ve piyasa ekonomisine yöneltilmiştir. Bu dönemde, Türk-İslam sentezi yarı resmi politika olmuş, hatta Doğu ve Güneydoğuda Türk ordusu ayet ve hadisli bildiri dağıtmıştır.

Eğitimin özelleştirilmesi, 24 Ocak kararlarından sonra, ekonomik küreselleşmenin dayattığı bir uygulama olarak karşımıza çıkar. Eğitim sisteminden ortaya çıkan hoşnutsuzluk nedeniyle, ekonomik gücü olanlar çocuklarını özel okula gönderirken, orta ve alt sosyo-ekonomik kesim, çocuklarını devlet okuluna göndermektedir. “Ilımlı İslam”a dönüşüm bağlamında,1982 Anayasasına kâr amacı gütmeyen vakıfların yüksekokul açabileceği maddesi eklenmiş; ANAP, 625 sayılı yasada 1983 yılı ve sonrasında, özel okullar lehine değişiklik yapmıştır.

AKP iktidarı, 2003’te çıkardığı acil eylem planı ile % 2.5 olan özel okul payını % 10’ a çıkarmayı hedeflemiştir. 2007 yılında da AKP’nin yaptığı değişiklikle yönetmeliklerde özel eğitim (okullar) lehine düzenleme yapılarak, sözü edilen yasa yerine 5580 sayılı yasa getirilmiştir. Bu bağlamda, AKP Hükümeti, “Vakıf üniversitelerine % 45’ e kadar devlet yardımı yapılabilir” hükmünü değiştirerek, “devlet yardımı yapılır” şekline dönüştürmüş, böylece, yüzdelik limit kaldırılarak yoksul kesim aleyhine bir adım atılmıştır. Özel okullaşmada hedeflenen oran, bugün % 25’e, öğrenci sayısı ise % 1’den, % 8.2’ye ulaşmıştır.

Devletin uyguladığı politikalarla sosyal devlet anlayışı ve eğitimden giderek uzaklaşması, özellikle yoksul kesimi olumsuz yönde etkilemiştir. Özelleştirme kapsamında açılan özel okulların çoğu, bir tarikat ya da cemaatle bağlantılı olup desteğin önemli bir bölümünü devletten almaktadırlar. Çocuklarını okula gönderemeyen ve bilinçsiz tutucu aileler, ülkemizde öğretmene duyulan güvenle, ‘çocuğumuz eğitim alsın, evden de bir boğaz eksilsin’ düşüncesiyle, “çaresizliğin çaresi” olarak çocuklarını tarikat ve cemaat okullarına göndermektedirler.

Cemaatler ve Tarikatlar

Bu yapılar, güvenli olmayan bir dünyada güvenlik arayışıdır. Bir çeşit topluluk grubu olan cemaatin alt kolları içinde, mezhep ve tarikatlar vardır. Tarikatın kelime anlamı “yol-yollar” demektir ve “Allaha ulaştıran yol”u tanımlar. Cemaat ise “topluluk” demektir ve bu kelime birtakım duyguları içinde barındırır (Gölpınarlı, 2016). “Bir cemaate dahil olmak” ve içinde bulunmak, insanlara iyi gelir. O nedenle insanlar, bunların içinde yer almak isterler. Sıcaktır, keyiflidir, rahattır. Adeta şiddetli yağmurda, fırtınada ve karda sığındığımız ve içinden çıkmak istemediğimiz bir yerdir. Dışarıda tehlike vardır ve sürekli dikkat etmeniz gerekir ama cemaat güvenlidir. Bir cemaatte birbirimizin iyi niyetine güvenebilir, yanlış yaparsak itiraf edebilir, özür dileyebiliriz. Zor günlerimizde ve anlarımızda, elimizden tutacak birileri vardır, ihtiyacımız olup olmadığını da soracaklardır. Cemaat bir yerde kaybedip döne döne aradığımız kayıp cennetin ta kendisidir, oraya sıcak bir duygu ve hayal beklentisi içinde girilir. Ancak hayallerimizdeki cemaat ile gerçekte var olan cemaat farklıdır. Cemaat, pençesine düşenlerden koşulsuz itaat bekler. Hayal edilen değil, gerçekte var olan cemaat, verdiği ya da vermeyi vaat ettiği hizmetler karşılığında katı itaat bekler. Bu sıkı itaat sonucunda havanın ağırlaşması ve bunalma hali oluşur. Cemaate girmenin sonucu özgürlük kaybı ancak güvenlik kazancıdır. Kısaca güvenliğe karşı özgürlüğü feda etme söz konusudur (Bauman, Z; 2017).

Dünyada ve ülkemizde işte bu güvenlik ve iyi hissetme duygusu insanları cemaatlere, tarikatlara ve cennet vaat eden çeşitli dini gruplara yöneltmektedir. Yine bu nedenlerden dolayı cemaatler, kişilerin kendilerini oralara teslim ettikleri yerler olmaktadır. İnsanların kolayca ulaşamayacağı, ama içinde yaşamayı arzu ettiği bir dünyayı temsil ederler ve daima mevcutturlar. Sözü edilen cemaatler eğitim politikalarını da etkileme yoluna giderek, kendi istedikleri nitelikte, kendilerine bağlı insan yetiştirilmesi için çaba göstermektedirler. Ülkemizde de şu anda yapılan budur.

Nitekim dünyada sesini duyuran belli başlı cemaatler olarak, Mısır’da Müslüman Kardeşler, İsrail’de Sefarad Tevrat Muhafızları, ABD’de Kurtuluş Ordusu, İtalya’da Comunione e Liberazione ( Kurtuluş Cemaati), bizde Fetö bunlara örnek gösterilebilir. Her birinin benzer stratejileri vardır. Devlet içinde devlet kurarak hedeflerine ulaşmak isterler. Bu dini örgütler, alternatif dini, kültürel ve ekonomik kurumlarla büyük ağlar kurarak, devletin etrafından dolanırlar. Ortak strateji budur. Bunu da sabırla az görünerek, çeşitli maddi-manevi yardımlarla yaparlar. Toplumdaki kurumlara, dernekler, okullar, kulüpler, ibadethaneler, temsilcilikler yoluyla nüfuz ederler. Toplumu ele geçiremeseler de sağlam köşe başlarını tutarlar. Bizdeki cemaatler de dünyadaki benzerleri gibi aynı yöntemleri izlemektedirler. Müritlerine belli kurallar koyarlar: Örgüt dışından olanlarla evlenme yasağı, kadın ve erkeğin rollerini daraltma, boşanma yasağı vb. (Davis.N; Robinson,2015).

Ülkemizdeki Durum

İslamiyet’te bir ruhban sınıfı yoktur. Ancak zaman içerisinde cemaatler ve tarikatlar aracılığıyla kendini din adamı ilan edenler, fiili bir ruhban sınıfı oluşturmuşlardır. Bu ruhban sınıfı, kutsal dini değerleri kullanarak devletin yönetiminde söz sahibi olmaya başlamıştır. Tarikatlar ve bağlı kolları dünyadaki örnekleri gibi, dernek, vakıf ve diğer sivil toplum örgütlerinin şemsiyesi altında faaliyetlerini sürdürmektedirler. Geçmişte gelirlerinin çoğu kurban derisi, fitre, zekât ve hac hizmetleri iken, bugün kamu kaynakları tarikatların en büyük gelir kaynağı haline gelmiştir.
Bu bağlamda, MEB de Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA), İlim Yayma Cemiyeti, Ensar Vakfı ve Birlik Vakfı ile protokoller imzalamıştır. Protokollerin amacı, yaygın eğitim kurumlarında kulüp çalışmaları, öğrencilere sosyal, sanatsal, kültürel, gezi, kamp, sportif, bilimsel, teknolojik etkinlikler, yarışmalar ile mesleki ve teknik kurslar düzenlemektir. MEB ile ENSAR VAKFI arasında “Değerler Olimpiyatı” ile “Namaz Bilinci ve Diriliş” temalı protokoller imzalanmış ve sayısız konferans verilmiştir. İlaveten bu Vakfın hazırladığı yeni öğretim programlarının kurumlarda uygulanabilmesine imkân sağlanmıştır. Protokol gereğince Birlik Vakfı, Halk Eğitim Merkezlerinde (HEM) düzenleyeceği “Osmanlı Türkçesi Eğitimi” kursları aracılığı ile vatandaşlara ideolojik propaganda yapma fırsatı yakalamıştır. Açılacak kursların her türlü organizasyonu Halk Eğitim Müdürlükleri tarafından yapılacaktır. HEM, protokol kapsamında düzenlenecek olan etkinliklere katılımın sağlanmasında Vakıflara yardımcı olacak; Vakıf isterse, eğitimlerini kendi belirlediği mekanda yapabilecektir. MEB, bu faaliyetlerde görev alacak öğretmen ve Vakıf personelinin ücretini ödeyecek, planlama, uygulama ve organizasyon görevlerini gerçekleştirecektir. Danıştay’ın iptaline rağmen uygulanan ve Şubat 2020’de yenilenen protokollerle MEB görev, yetki ve iradesinin önemli bir bölümünü bu Vakıflara devretmiştir.

MEB, “Haydi Çocuklar Camiye. Namazını camide kıl, puanları topla, ödülünü al” projesi ile eğitimi dinselleştirmek için, yarıyıl tatilinde camilerde 6-13 yaş arası öğrencilere hediyeli ve puanlı din eğitimi verilmesi için 81 kente talimat gönderdi. Proje, 20-30 Ocak tarihleri arasında sürdürüldü. Proje için Nakşibendi Cemaatine yakınlığıyla bilinen Server Gençlik ve Spor Kulübü ile MEB Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü arasında protokol imzalandı. Buna göre, camiye giden öğrenciye 2 puan, camide sabah namazı kılan öğrenciye 10 puan, yatsı namazı için 8 puan, ikindi ve öğle namazları için 5’er puan, sure ezberleyenlere 1 puan verileceği belirtildi (www.haydicocuklarcamiye.com).

Pedagojik olarak çocuklarda din eğitiminin 12 yaşından itibaren verilmesi gerekirken, MEB’lığı bunu 6 yaşa çekerek en hafif deyimiyle, adına yakışmayan bir işlem yapmıştır. Dini vakıf ve cemaatlerle yapılan protokoller sonucu “dindar ve kindar nesil yetiştirme” söylemine adım adım yaklaşılmaktadır. Dinselleştirme projesi daha çok “değerler eğitimi” adı altında verilmektedir.

MEB ayrıca, Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) ile bir protokol imzalayarak, belki de ekonomik nedenlerle, okul öncesi eğitim kurumları açma yetkisi vermiş ve böylece okul öncesi eğitimini DİB’na bırakmıştır. DİB tarafından Türkiye’nin birçok yerinde Kuran Kursu açılmıştır. DİB bir raporla, 2018’de Yaz Kuran Kurslarına katılan öğrencilerin yaş gruplarına göre dağılımını açıklamıştır. Buna göre; 0-4 yaş arasındaki 16.370 çocuk, 5-9 yaş arasında 1 milyon 81 bin çocuk, 10-14 yaş arasında ise en yoğun katılımla, 1 milyon 382 bin çocuk, Yaz Kuran Kurslarına katılmıştır (DİB,2018 Yaz Kuran Kursları Raporu) .

DİB hazırladığı çeşitli raporlarla, dernek, vakıf ve cemaatlerin Kuran Kurslarındaki etkilerinin azaltılması gerektiğini vurgulamıştır. DİB’nın bu tespitlerine ve uzak durmaya çalışmasına karşın, MEB’in dernek, vakıf ve cemaatlerle protokol imzalaması, eğitimimizin nereye evrildiğini açığa çıkarmaktadır. MEB’nın iradesinin önemli bir kısmını teslim ettiği dernek, vakıf ve cemaatlerden bir an önce kurtulması gereklidir. Bu konunun ülkeyi yönetenler, özellikle de MEB tarafından dikkate alınması önem taşımaktadır.

Eğitim Programlarında Durum

Eğitim programları tek başına olmasa da, eğitim felsefesinin ve politikasının ipuçlarını, sonuçta toplumun yapısını belirler. Eğitim programcıları, Türkiye’de son yıllarda iki kez yenilenen öğretim programlarında üst düzey düşünme becerilerinin kullanılmasını gerektirecek ifadelerin az olduğunu belirtmektedirler. Bu da ülkenin eğitim politikasının nereye doğru yöneltildiğini göstermektedir.

Sayın Bakan, “biz çocuklarımıza özgeçmişten söz etmiyoruz, öz gelecek yazmaktan söz ediyoruz” demiştir. Gerçekten doğru! Kendileri bununla ilgili ilk çalışmaları Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı iken başlattı. Nitekim 2017’deki program değişikliği, öncülü olan 2005 yılı ders programına dayanıyor görüntüsü vermektedir. 2017 programı kapsamında değiştirilen ders kitapları millilikten, Atatürkçülükten uzaktır. Üstelik çocuklara cariyelik, ukubat, muamelat, cihat, itaat etme öğretilmektedir. Bu programdaki subliminal dini öğeler ve Atatürk’ten uzaklaşmayı içeren konular dikkati çekmektedir. Bunun yanı sıra pek çok dini siyasi telkinleri içeren bölümler, fotoğraflar da vardır. Ders kitaplarında bu öğeler dururken, yaratıcı bireyler yetiştirip, yeni dünya düzenine uyum sağlamak mümkün görünmüyor.

Çocuklara öz gelecek yazmaktan söz edilerek, gereği yapılmıştır. Böylece, Felsefe- Mantık dersleri yok seviyesine indiriliyor, Türk Dili ve Edebiyatı 4 saat zorunlu olsa da, bu miktar azdır; bu da dilimizi yozlaştırmanın bir başka yoludur. Türk Halkının kendi edebiyatına ilişkin dersi yoktur. Programda Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi dersi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin zorunluluktan çıkarılmasına ilişkin kararına rağmen, 12 Eylül kalıntısı olarak, 4. Sınıftan 12. sınıfın sonuna kadar zorunlu iken, T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersinin azlığı, İslam Felsefesi ile Tasavvuf Edebiyatı derslerinin yer alması ve Tarih dersinin yetersizliği, asıl hedefi göstermesi bakımından anlamlı görülmektedir. Nitekim Vakıflarla yaptığı protokollerde MEB’lığı “Osmanlı Türkçesi Eğitimi” kursu ile bunu pekiştirmektedir.

Tarikat Eğitimi

21 ülkede yapılan Global Education Monitoring araştırmasının raporuna göre, ülkemizde halen, öğretmene duyulan güven (10 üzerinden 6.5), eğitim sistemine duyulan güvenin (10 üzerinden 4.5) üzerindedir. Çocuğun öğrenmesinde ve mutlu olmasında en önemli aktörlerden olduğu için aileler, çocuklarını tarikat ve cemaatlere yönlendirmektedirler. Dini eğitim veren öğretmene duyulan güven, özellikle bilinçsiz, yoksul ve büyük şehirlerdeki kenar mahallelerde yaşayan ailelerin çocuklarını dini yapılara teslim etmeleri sonucunu doğurmaktadır. Ailesinden uzak yörelerde okula giden öğrencilerin yurt ihtiyacı karşılanmadığı için, yine bu boşluk özel yurt ve özel yurt adıyla açılan cemaatçi yurt ve evlere fırsat vermektedir.

Ülkemizde, tarikatların yapılanmaları ve çalışmalarına ilişkin faaliyetleri yürüten güvenlik birimleriyle yapılan görüşmelerden elde edilen bilgilere göre, 2.6 milyon vatandaşın bir tarikatla organik bağı bulunmaktadır. Ailelerin tarikat okulları, yurtları ve medreselerine mahkûm edilmesinin temel nedeni, yoksulluk ve sahipsizliktir. Devletin eğitimden giderek çekilmesiyle oluşan boşluk ortamında, eğitimin farklı kademelerinde örgütlenen tarikat ve cemaatlerin her biri birer sermaye grubu haline dönüşmüşlerdir. Türkiye’de artık çocuklar tarikatların elinde eğitim görmekte, beyinleri yıkanarak, aldıkları eğitim ve yönlendirme nedeniyle her türlü istismara açık ve kullanılmaya müsait hale getirilmektedirler. Şehir merkezlerindeki medreselerin sayısı da hızla artmıştır. Ayrıca IŞİD’e katılan Türk vatandaşlarının çoğunun Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde faaliyet gösteren medreselerde eğitim aldığı, mahkeme kayıtlarında yer alan bir gerçektir (Saymaz, 2017).

Medreselere kaydolma yaşı, 3’e kadar düşerken, eğitim süresi Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 6-10 yıl arasındadır. Eğitimleri “Seyda” denilen hocalar vermektedir. Bu tür dini kursları ancak, DİB nezdindeki müftülükler açabilir. Ancak bu tarikat ve cemaatler, küçücük çocukları alıp beyinlerini hurafelerle doldurmakta ve itaati öğretmektedirler. Söylemleri, “şeyhin karşısında ölü gibi ol”, “itaat et rahat et” şeklindedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki tarikat ve cemaat yapılarının bir bölümü komşu ülkelerin kontrol ve denetimi altındadır. MEB’in okul öncesi eğitim konusundaki yetersizliğini tarikat okulları doldurmaktadır. Devletin çeşitli kurumlarındaki kayıtlar da bunu doğrulamaktadır.

2023’e kadar hedef, itaatkâr, sorgulamayan, düşünmeyen, yaratıcı olmayan, estetik ve sanattan uzak, her şeyi kabul eden, şükreden, geleceği bu dünya yerine ahirette arayan nesiller yetiştirmektir. Bu da eğitim yoluyla, eğitim veren tarikat ve cemaatler eliyle olacaktır.

Öneriler

Laik Cumhuriyet eğitimi yerine yavaş yavaş sindirerek getirilen dini ve tarikat eğitimi ile totaliter din devletinin alt yapısı hazırlanmaktadır. Artık “Tevhid-i Tedrisat” yani “eğitimde birlik” yerine dini eğitim yolu açılmıştır. Türkiye bu tür eğitimle uçurumun eşiğindedir. Kapalı dini yapılara sağlanan eğitim imtiyazları, yakın gelecekte milli güvenliğimizi tehdit edecek faaliyetler olarak karşımıza çıkabilir. Bu artık varlık-yokluk mücadelesi vermek anlamı taşımaktadır.

Bunu önlemek için;

Eğitim politikaları iktidarın ve sermayenin talep ve ihtiyaçlarına göre değil, eğitim biliminin gerekleri ve toplumun ihtiyaçları gözetilerek hazırlanmalıdır.

Eğitimin Türk-İslam sentezci ve piyasacı temelde şekillenmiş, sormayan, sorgulamayan, bencil bireyler yetiştiren yapısı değiştirilerek, eleştiren, sorgulayan ve kendi geleceğine sahip çıkacak, bağımsız kişilikli, sağlıklı nesiller yetiştirmesi hedeflenmelidir.

Eğitimdeki laik-bilimsel eğitim anlayışıyla çelişen pratik ve uygulamalara son verilerek, felsefe, sanat ve estetik önemsenmelidir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ihlal eden “zorunlu” ve “zorunlu seçmeli” “din kültürü ve ahlak bilgisi dersi” uygulamasına son verilerek, bu ders isteğe bağlı olmalıdır.

Eğitimimizdeki aksaklıkları gidermek için, eğitimi bir “insan hakkı” olarak gören, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Anayasamızın 42. Maddesi ve 1739 Sayılı Milli Eğitim Kanunu gerçek anlamda uygulanmalıdır.
KAYNAKLAR
Balcı, E.; Türkiye’de Eğitim Politikaları, Pegem Yay. Ank.2020.
Bauman, Zygmunt; Cemaatler, Say Yay. İst. 2017.
Brown, J.A.C; Siyasal Propaganda, Ağaç yay. İst. 1992.
Davis, N.J.; Robinson, R.,V.; Dinsel Hareketler ve Sosyal Refah, İletişim Yay. İst. 2015.
Delek , A; CNN Türk, 07 Mart 2017.
Diyanet İşleri Başkanlığı, 2018 Yaz Kursu Raporu.
Eğitim Harcamaları İstatistikleri, TÜİK, 2017, Sayı: 24679.
Gölpınarlı, A.; Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatlar, İnkılap Kitabevi, İst. 2016.
Milli Eğitim İstatistikleri, MEB, 2017, S. 50 vd.
Milli Eğitim İstatistikleri, MEB, 2018, S. 41
Milli Eğitim Temel Kanunu (1739 s.k.), http // mevzuat.meb.tr/ html / 88.htm. (10.09.2006).
Okçabol, R, (2010) ; “Eğitimde Özelleşme/ Piyasalaşma Süreçleri ve Sonuçları”, Eleştirel Pedagoji, yıl 2, sayı 11, Eylül-Ekim 2010.
Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD), http://www.oecd.org/edu/skills-beyond-school/EAG2017CN-Turkey-Turkish.pdf.
Özakıncı, C.; İrtica 1945-1999, Otopsi, 2000.
Özçelik, C.; Fetö Borsası, Kırmızı Kedi Yay. İst, 2019.
Öztürk, S.; Menzil, DK Yay. İst. 2019.
Russell, B; Eğitim ve Toplum Düzeni, Varlık Yay. Üçler Basımevi, İstanbul, 19 76.
Saymaz, İ.; Türkiye’de Işid, İletişim Yay. İst. 2017.
Sol Haber Portalı; Okçabol, R; 2017 Yılında Eğitim, 29 Aralık, 2017.
Tartanoğlu, S; Cumhuriyet Yayınlanma tarihi: 08 Şubat 2015 .
T.C. 1982 Anayasası, http://www. tbmm.gov.tr/ Anayasa.html. (02.08.2006)
Türkiye Eğitim İstatistiği, http://sgb.meb.gov.tr/ daireler/ istatistik/ Türkiye_ Eğitim_ İstatistikleri (2002-2017).
Türkiye İstatistik Kurumu, Eğitim İstatistikleri, http:// www. tuik.gov.tr/ VeriBilgi.doc. (2002-2017).
TMSF Faaliyet Raporu, 2017, S. 30.
Yıldırım, O.; Diyanet’in Tarikatlar Raporu, Kaynak Yay. İst. 2019.
Zelyut. R.; Tarikat Kuşatmasındaki Türkiye, Kaynak Yay., İst, 2019.
[1] Eğitim Politikası Uzmanı
Mektepli Gazete | Prof. Dr. Esergül Balcı Yazdı: Siyaset-Tarikat Ekseninde Günümüz Eğitimi