Mektepli Gazete

Prof. Dr. Abdurrahman Tanrıöğen yazdı: Öğretmenlerin mesleki gelişmeleri

Öğretmenlerin moral düzeylerinin yükseltilebilmesi için yönetimin atması gereken yüzlerce adım olabilir. Bu adımları burada yazmam olanaksız olacağından, teorik olarak moralin bileşenlerini kısaca anımsamakla yetinmek gerekecektir.

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Prof. Dr. Abdurrahman Tanrıöğen - Pamukkale Üniversitesi Öğretim Üyesi

Etkili okullar üzerine yapılan bilimsel çalışmaların hemen tamamında, açık ve net bir vizyonun bulunması, başarı beklentisinin yüksek olması, güçlü öğretimsel liderliğin bulunması, öğrencilerin gelişim düzeylerinin düzenli olarak izlenmesi, öğrencilere sınıfta öğrenme fırsatlarının zenginleştirilmesi, güvenli ve düzenli bir okul çevresinin oluşturulması ve sağlıklı okul-aile ilişkilerinin kurulması gibi özellikler vurgulanmaktadır.

Bu özelliklere bakıldığında çoğunun merkezinde öğretmenin bulunduğu görülmektedir. Etkili okullar yaratma misyonuna sahip yönetimlerin öncelikle sistemin en stratejik noktasında bulunan öğretmenlerin moral düzeylerinin yükseltilmesi ve güçlendirilmesi bir zorunluluktur. Aksi takdirde alt sistemlerde öğretmenleri düşünmeksizin yapılacak tüm girişimlerin sonuçsuz kalması kaçınılmazdır.

Öğretmenlerin moral düzeylerinin yükseltilebilmesi için yönetimin atması gereken yüzlerce adım olabilir. Bu adımları burada yazmam olanaksız olacağından, teorik olarak moralin bileşenlerini kısaca anımsamakla yetinmek gerekecektir.

Bireyler örgütlere bir takım bireysel gereksinimlerini karşılamak amacıyla katılırlar. En temelde fizyolojik gereksinimlerin bulunduğu gereksinimler hiyerarşisinde, bireylerin güvenlik, toplumsal saygı ve kendilerini geliştirme gereksinimleri de bulunmaktadır. Buna karşılık örgütler de bireylerden bir takım örgütsel rolleri oynamalarını ve bazı bürokratik beklentileri karşılamalarını bekler. Bu iki beklenti arasındaki ilişki “ait olma” ilişkisidir. Eğer birey rolünü istenen biçimde oynuyorsa, örgüt de kendilerine bireysel gereksinimlerini karşılamalarını sağlayabiliyorsa, “ait olma” ilişkisi olumlu gelişecektir. Tersi olduğunda birey kendini çalıştığı örgüte ait hissetmeyecektir.

Bireylerin örgütte oynadıkları roller ile örgüt amaçları arasındaki ilişki “ussallık” ilişkisidir. Bireylerin oynamaları gereken roller ile örgüt amaçları arasında tam bir uygunluk varsa, örgütün ussal bir örgüt olduğu sonucu ortaya çıkar.

Son olarak, bireylerin beklentileriyle örgütsel amaçlar arasındaki ilişki de “özdeşlik” ilişkisidir. Bireyin beklentileri ile örgütün amaçları arasında bir uyum söz konusu ise, özdeşleşme gerçekleşir.

Bu üç ilişki, yani “ait olma”, “ussallık” ve “özdeşlik”, moralin bileşenleridir ve bunlardan birisinin düşük olması, bireyin moralinin düşmesine neden olur. Bu nedenle eğitim sistemimizin, en önemli ögesi durumundaki öğretmenlerin çalıştıkları örgütlere kendilerini ait hissettirecek önlemleri almak zorundadır. Yani, öğretmenlerin uygarca yaşamalarını temin edecek bir gelir düzeyine ulaştırılmaları büyük bir zorunluluktur. Sadece bu ilişkinin sağlanamaması bile, öğretmen moralinin düşmesine ve öğretmenlerin okul etkililiği doğrultusundaki çabalarının ve enerjilerinin kısıtlanmasına neden olacaktır.

ÖĞRETMENLERİN USSAL BULMADIĞI İŞLER, KENDİLERİNE ANLAMSIZ GELECEKTİR

Güçlendirme hakkında yapılan binlerce tanım bulunmaktadır ama bu tanımların temelinde “gücün astlarla paylaşılması ya da onlara güç verme” bulunmaktadır. Kendini güçlü olarak algılamayan bir öğretmenin de amaç doğrultusundaki çabaları sınırlı kalabilir. Öğretmenlerin kendilerini psikolojik olarak güçlü hissetmelerine neden olan bazı kavramlar bulunmaktadır. Bunlar, “anlam”, “yeterlilik”, “özerklik” ve “etki”dir. Bu etkenlerin hepsinin birden olumlu olması durumunda öğretmenlerin kendilerini psikolojik olarak güçlü hissetmeleri söz konusu olacaktır.

İlk olarak öğretmenlerin okul için yapması gereken işleri, kendi değerleri, inançları ve beklentileriyle uyumlu buluyorsa, yaptığı işi anlamlı bulacaktır. Öğretmenlerin ussal bulmadığı işler, kendilerine anlamsız gelecektir. İkinci olarak, öğretmenler mesleklerini yapabilmek için gerekli olan yeterliliğe sahip olduklarını anlamaları önemli bir güç boyutudur. Öğretmenlerin yeterliliklerini artırma çabalarının düzenli ve sürekli olması, örgüt kültürünün bir parçası haline getirilmesi önemlidir. Üçüncü olarak, özerklik, öğretmenin okuldaki işiyle ilgili davranışları ve süreçleri başlatma ve devam ettirmeye yönelik seçim ya da tercih yapabilme özgürlüğü anlamına gelmektedir. Son olarak, etki ise, öğretmenin okuldaki stratejik, yönetsel ya da öğretimsel konulardaki çıktıları etkileyebilme kapasitesi olarak düşünülebilir. Etki, öğrenilmiş çaresizliğin alternatifidir.

Bu dört boyutun öğretmenlere kazandırılamaması, öğretmenlerin kendilerini güçlü hissetmelerinin önüne geçecek ve dolayısıyla eğitim-öğretim sürecindeki performanslarını düşürebilecektir.

MİLLİ EĞİTİM ŞURASI

Bu kuramsal açıklamalardan sonra, yedi yıl aradan sonra 1-2 Aralık 2021 tarihlerinde gerçekleştirilen 20. Milli Eğitim Şurası’nda özellikle, öğretmenlerin meslekî gelişimleri konusundaki tavsiye kararlarına baktığımızda, öğretmenlerin mesleki gelişimlerine yönelik pek çok önerinin geliştirilmiş olduğunu saptamış bulunuyoruz. Bu önerilerin çoğu geçmiş şuralarda da defalarca tekrarlanmış ve MEB otoritelerince yeterince dikkate alınmamıştı.

Son şurada öğretmen yetiştirme programlarının güncel gelişmelere göre yeniden yapılandırılması, öğretimsel liderliğin yaygınlaştırılması, öğretmenlere yönelik hizmetiçi eğitim programlarının tesis edilmesi, Milli Eğitim Akademisinin kurulması, öğretmenlik meslek kanununun çıkartılması, maaş ve özlük haklarının geliştirilmesi, sözleşmeli öğretmenlik uygulamasının kaldırılması, 3600 ek göstergenin emekli ve çalışan öğretmenlere verilmesi gibi öneriler dikkati çekmektedir. Tavsiye kararlarından bazıları, öğretmenlerin moral düzeylerinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi konularına katkı sağlayabilecek nitelikte olduğu görülmektedir.

Öncelikle öğretmenlerin aidiyetlerini sağlayacak ve bireysel beklentilerinin karşılanmasına hizmet edecek çağdaş bir gelir düzeyine ve özlük haklarına kavuşturulmasının yanı sıra, öğretmenlerin okullardaki öğretim süreçlerinin ussallığına katkıda bulunacak “Öğretmenlik Meslek Kanunu”nun hayata geçirilmesi büyük bir zorunluluktur. Ancak böylelikle hem öğretmenlerin moral düzeylerinin yükseltilebilmesi hem de öğretmenlerin psikolojik olarak kendilerini güçlü hissetmeleri gerçekleşebilecektir.

Bu tavsiye kararlarının bir sonraki Şura’yı beklemeksizin en kısa sürede hayata geçirilmesi öğretmenlerin mesleki gelişimleri açısından son derece önemlidir. Bir Japon atasözünün söylediği gibi, “vizyon eyleme dönüşmediğinde bir rüyadır; eylemlerin de ardında vizyon yoksa kabustur”. Aynı doğrultuda Arnold H. Glasow’un özdeyişinde vurgulandığı gibi, “Bir fikre eylem eşlik etmiyorsa o fikir ancak beyinde işgal ettiği hücre kadar büyüyebilir.”


Tebeşir 21. Sayı
Mektepli Gazete | Prof. Dr. Abdurrahman Tanrıöğen yazdı: Öğretmenlerin mesleki gelişmeleri