Özgür Bozdoğan: “Okulların Açılması Siyasi Beka Meselesi”
Eğitim Sen Yöneticisi Özgür Bozdoğan verdiği röportajda "Uzaktan eğitim döneminde öğrenciler okuldan uzak kaldığı için aile içerisinde kimi baskıcı otoriter şiddete maruz kaldılar" dedi. Uzaktan Eğitim'i değerlendirdi.

Paylaş
Yazı boyutu
100%
Eğitim Sen Yöneticisi Özgür Bozdoğan verdiği röportajda "Uzaktan eğitim döneminde öğrenciler okuldan uzak kaldığı için aile içerisinde kimi baskıcı otoriter şiddete maruz kaldılar" dedi.
Özgür Bozdoğan Uzaktan Eğitim'i değerlendirdi.
Covid 19 salgını sonrası yaşanan gelişmeler ve özellikle eğitimde yaşanan sıkıntılar üzerine Eğitim Sen merkez yönetim kurulu üyesi Özgür Bozdoğan mukavemek.org sitesi ile röpartaj yaptı.Özgür Bozdağan röportajında yoksul çocukların eğitime erişemediğini ve uzaktan eğitim döneminde çocukların evin içine hapsolarak şiddete maruz kaldıkları gerçeğinden bahsetti.
Özgür Bozdoğan'ın röportajı:
Özgür Bozdoğan Uzaktan Eğitim'i değerlendirdi.
Covid 19 salgını sonrası yaşanan gelişmeler ve özellikle eğitimde yaşanan sıkıntılar üzerine Eğitim Sen merkez yönetim kurulu üyesi Özgür Bozdoğan mukavemek.org sitesi ile röpartaj yaptı.Özgür Bozdağan röportajında yoksul çocukların eğitime erişemediğini ve uzaktan eğitim döneminde çocukların evin içine hapsolarak şiddete maruz kaldıkları gerçeğinden bahsetti.
Özgür Bozdoğan'ın röportajı:
Pandeminin başladığı Mart döneminden beri eğitim alanında yaşananları kısaca değerlendirebilir misiniz? Okulların açılması sorunu, hak kayıpları ve yaşanan mağduriyetler neler oldu?
Öncelikle okulların açılması ile ilgili tartışma esasında “nasıl bir sosyal politika?” sorusuna çok ciddi yanıtlar veriyor. Okulların açılması veya eğitim kurumlarının yaşantısına nasıl devam edeceği tartışması bizatihi siyaseten yapılan tercihlerle ilgili yapılan tartışmaya dönüşmüş durumda. ABD’de, İngiltere’de okulların açılmasıyla ilgili tartışmalar var ve devamında Türkiye’de de yürütülen tartışma iki farklı yaşamsal tercihin, iki farklı dünya görüşünün bir biçimiyle çatışması halinde devam ediyor. Bir tarafta sermayenin ve siyasal iktidarların çıkarlarını ve devamını savunanların okulların açılması ve eğitimin nasıl devam etmesi gerektiği konusunda ortaya koyduğu yaklaşımlar var, diğer taraftan da eğitimin temel bir hak olduğunu, bu hakkın alınıp satılamaz ve eşitlik düzleminde gerçekleşmesi gerektiğini savunanların koyduğu yaklaşım var. Yani eşit olarak bu haktan yararlanılmadığı sürece bu hakkın hak olmaktan çıkıp bir ayrıcalık haline dönüşeceği, yoksullar-dezavantajlı gruplar-mülteci çocuklar-özel eğitim gereksinimi olan çocuklar, ana dili Türkçe olmayan öğrenciler gibi pek çok farklı kesim açısından da bir mağduriyet yarattığı gerçeğini gören bir yerden, okulların açılması tartışması bir turnusol görevi görüyor.
Biz bu tartışmanın asla basit, teknik bir mesele düzleminde sürdürülmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Yani bu tartışmayı şu şekilde sürdüremeyiz; okullar hangi tarihte hazır olacak, ya da nasıl hazırlanacak, uzaktan eğitim mi olacak, okullar kapansın mı, vb. Okulların açılması da kapanması da uzaktan eğitimin kendisi de bu soruya vereceğiniz yanıtla şekilleniyor.
İNGİLTERE VE ABD İLE BENZER DURUMLAR
Biz diyoruz ki okulların açılması ancak ve ancak çocuğun üstün yararı gözetilerek yapılmalı. Çocuğun eğitim hakkı aracılığıyla hayatında bir değişiklik yaratma olanağına, çocuğun eğitim aracılığıyla sosyalleşmesi, ilgi ve yeteneklerini fark etmesi, bilişsel-duyuşsal-fiziksel yeteneklerini geliştirmesi, kendini gelecek dünyaya hazırlaması, içinde var olduğu dünyayı algılaması, bu dünyaya ve topluma karşı olan sorumluluklarını fark etmesi ve bütün bunlarla beraber kendini geliştirdiği bir süreç olduğu için okullarda eğitimin yüz yüze başlama koşulları varsa açılmalı. Bu koşullar yoksa yine bu gerekçelerle, bu bakış açısıyla uzaktan eğitim süreci planlanmalı. Yanıtı böyle verdiğimiz zaman okulların açılması tartışmasını, hangi koşullarda açılacağını, ya da “eğitim alanında nasıl bir sosyal program önereceğiz?” sorusunu yanıtlamış oluyoruz.
Yanıtınız eğer şuysa; “okulları açmazsak siyasal iktidarın salgınla mücadelede başarısız olduğu düşüncesi algısı gelişebilir, okulların açılması salgınla mücadelede başarılı olunduğunun en önemli göstergesidir, bu yüzden ne koşullarda olursa olsun 1-2 haftalığına da olsa devlet sorumluluğunu yerine getirdi, salgınla mücadele etti ve okulları açtı. Ancak duyarsız veliler, sorumsuz öğrenciler, görevini yerine getirmeyen öğretmenler ve idarecilerden kaynaklı salgın yeniden yayıldı ve okulları kapattık” Esasında burada Türkiye, İngiltere ve Amerika benzerlik gösteriyor. Okulların açılmasıyla ilgili tartışmanın kendisi siyasi iktidarın salgınla mücadelede, dolayısıyla iktidarın uyguladığı politikalarla başarılı olup olmamasıyla ilgili bir gösterge olacağı için okulların açılması konusunda bir ısrar var. Ama bu ısrara rağmen hem iktidar partisinin kendi içerisinde hem yaşamın kendi doğallığında hem de bu fikre ikna olmayan geniş toplumsal kesimler arasında ciddi bir hoşnutsuzluk var. Çünkü sağlıkla ilgili çok ciddi bir sorun ve bilinmezlik var. Bu sorun ortadayken okulların sadece siyasal beka nedeniyle açılması gerçekten ciddi bir tartışmaya yol açıyor.
İKTİDARIN MESELESİ: EKONOMİNİN ÇARKLARI
Birinci düzlem bu, ikinci düzlem ise okullar nicelik olarak düşündüğünüzde oldukça büyük bir kesimi temsil ediyor. Yükseköğretim kurumlarıyla beraber 18 milyon örgün eğitim öğrencisi var. Sadece yükseköğretimde 8,5 milyon öğrenci var, devlet okullarında 1 milyon öğretmen var, diğer çalışanlar ve özel öğretim kurumlarında çalışanlarla beraber 500 bin civarında destek personeli, 500 bin civarında yükseköğretim kurumlarında çalışanlar var. Dolayısıyla eğitim alanın etkilediği 30 milyona yakın insan var. Türkiye nüfusunun üçte biri kadar. Ülkedeki çok temel bir konudan söz ediyoruz. Sermaye ve ekonominin işleyişi ile bu alanda istihdam edilen çalışanlar, emekçiler ve patronlardan oluşan iki boyut var. Burada ayrıntılı konuşmamız gereken boyutu bu. Bir tarafta özel okul patronları var diğer tarafta özel okul çalışanı emekçiler var ve pandemi döneminde işsiz kalan öğretmen, güvenlik, temizlikçi vb çalışanlar var.
Siyasi iktidarın beka meselesiyle beraber ikinci önemli boyut da ekonominin çarklarının dönmesi, sermayenin faaliyetini sürdürmesi ve bir taraftan da bu alanda istihdam edilen emekçilerin çalışmaya devam etmesi. Eğer yanıtınızı; siyasal iktidarın bekası ve ekonominin gereksinimleri üzerine inşa ederseniz o zaman okulların açılması tartışmasını, şu anki iktidar medyasında olduğu gibi, teknik bir düzeye indirirsiniz, teknik bir düzeyde tartışırsınız. Teknik düzeydeki tartışma da çok basit sonuçlar yaratır gibi görünüyor.
EN ÇOK YOKSUL ÇOCUKLAR MAĞDUR OLDU
Milli Eğitim Bakanlığı senaryolardan bahsediyor, her senaryonun, alınan her kararın etkilediği milyonlarca insan var. Bizim açımızdan hakları gözeten, öğrencilerin ve emekçilerin haklarını temel çıkış noktası olarak kabul eden, “çocuğun üstün yararı” dediğimiz temel hareket noktasını belirleyici olarak gören ve eğitimdeki eşitliğin hiçbir şekilde kalkmayacağı kapsayıcı bir eğitim yaklaşımını hayata geçirecek bir çözüm üretilmesi gerekiyor.
Salgın döneminde ne oldu?
Bunların hiçbiri olmadı. Mart ayından bu yana okulların kapalı olduğu ve uzaktan eğitimin devam ettiği dönemde yoksul çocuklar başta olmak üzere çok geniş kesimler mağdur oldular. Bu mağduriyet maalesef siyasi iktidarın temsilcileri ve bilim insanı sıfatını taşıyan milli eğitim bakanlığı bürokratları tarafından normal ve meşru görüldü. Yani yoksul çocukların mağdur olması normal bir sonuç olarak görüldü. Yoksullar meslek lisesi, imam hatip lisesine gidebilir veya hiç okumayabilir, ucuz iş gücü olabilir ama varsılların eğitim aldığı alanlara çok da müdahale etmesin şeklinde bir yaklaşımla sürdürüldü.
Aynı oda içerisinde 4-5 çocuk salgın döneminde yaşamını sürdürmek durumunda kaldı. Bu çocukların bir kısmının uzaktan eğitime erişimi olamadı. Uzaktan eğitime erişimi olanlar ise aynı odayı paylaşmak zorunda kaldılar, 3 öğün beslenemediler.
Okul çok önemli bir denetim mekanizmasıdır; çocuğa yönelik istismarın, şiddetin önlenmesinde önemli bir mekanizmadır. Dünyanın her yerinde böyledir. Çocuğun istismar edilmesine karşı, çocuğun fiziksel ya da duygusal olarak şiddete maruz kalmasına karşı okul önleyici bir kurum olarak görevini yerine getirmek durumundadır. Bu dönemde okul devreden çıktı.
Okul, aynı zamanda taşımalı öğrenciler için sıcak yemek anlamına gelen bir kurumdur. Türkiye’de taşımalı eğitimin çocuklara sağladığı tek avantaj, öğlenleri ücretsiz sıcak yemek yeme olanağıydı. Pandemi döneminde bu olanak da ortadan kalktı. Örneğin ABD’de bu konuyla ilgili önemli raporlar yayınlandı, özellikle güney eyaletlerinde yoksul çocuklar arasında beslenme bozukluğuna kadar giden sonuçları olduğu belirtildi. Orada da öğle yemeği pek çok okulda ücretsiz olarak veriliyordu.
UZAKTAN EĞİTİM ŞİDDETE MARUZİYETİ ARTTIRDI
Uzaktan eğitim döneminde öğrenciler okuldan uzak kaldığı için aile içerisinde kimi baskıcı otoriter şiddete maruz kaldılar. Aile içerisinde daha önceden günün 8-9 saati bu şiddetten bir biçimiyle kurtulabilen çocuklar tamamen o evin içine hapsoldular. Keza kadınlar için de öyle.
Yani salgın döneminde uzaktan eğitim, eve kapanma belki sağlık açısından koruyucu bir önlem oldu ama pek çok öğrencinin eğitim hakkı açısından büyük sıkıntılar yarattı. Yoksullar ve zenginler arasında eğitimde olmaması gereken eşitsizlik, dünyanın her yerinde olan eşitsizlik, daha da derinleşti, daha görünür hale geldi. Biz de bu dönemde bunu tartışıyoruz; sağlık önceliğimiz, çocukların sağlığını önceleyen bir yaklaşım geliştirmeli. Bunun için uzaktan eğitim gerekiyorsa da önceki dönemde olduğu gibi devam etsin diyemeyiz.
Eğitim eğer uzaktan devam edecekse, okullar neden başka bir kamusallık yaklaşımı içerisinde yeniden yapılandırılmasın?
Okullar neden 24 saat açık bir halk merkezleri haline getirilmesin? Okullarda neden her gün yoksul halka, başta da öğrencilere sıcak yemek verilmesin? Oralar farklı mekânlar olarak düzenlenmesin? Ben eminim ki okulları pandemi döneminde yeniden yapılandırdığımızda pek çok öğretmen arkadaşım gönüllü olarak okullarda görev alacaktır. Tüm çocukları kardeşleriyle kış dönemi tek göz odada, ısınamayan, beslenmenin de yetersiz olduğu ortamda evde kalmaya zorladığınız ortamda salgından kısmi olarak koruyorsunuz ama başka açıdan zarar veriyorsunuz. Doğal olarak biz bir yaklaşım gerçekleştirirken çocuğun sağlığını koruyalım ama beslenme, dinlenme, kendini geliştirme, eğitim alma arkadaşlarıyla sosyalleşme, yeteneklerini geliştirme konusundaki temel haklarının da önünü açalım.
OKULU YENİDEN DÜŞÜNELİM
Her mahallede bir okulumuz var, her mahallede bir cami bir de okul var. Bu kurumları nasıl yapılandırırsanız öyle işler. Okulları neden bugüne kadar egemen siyasi düşüncenin kendini yeniden ürettiği, yapılandırdığı gibi düşünelim? Okullar yeniden yapılandırılabilir. Salgın döneminin sağladığı böyle olanaklar var. Örneğin denilebilir ki; yoksul çocuklar gündüz saatlerinde ders çalışmak için okulları fiziksel mekân olarak kullanabilir. Okulun kütüphanesini, işliklerini kullanabilir, spor salonlarında spor yapabilir. Öğretmen arkadaşlar da gönüllü bir şekilde çocuklara refakat edecektir, yardımcı olacaktır, rehberlik edecektir, vb. Dolayısıyla okulların açılması tartışması bu genişlikte düşünülmesi gereken bir tartışmadır. Uzaktan eğitime erişim konusunda New York’ta bir bilgisayar dağıtım süreci başlamıştı, yoksul çocuklara bilgisayar dağıtıldı (demokratların seçim vaadiydi zaten) Biz burada Milli Eğitim Bakanlığına ABD’yi örnek verirken demiştik ki “yoksul çocukların uzaktan eğitime erişimini sağlayın ama bu tek başına yetmez” Yani meselenin kendisinin tek başına internet erişimi, tek başına diz üstü bilgisayar ya da televizyon olarak görmeyen daha bütünlüklü şekilde gören bir yaklaşım lazım. Ondan kaynaklı da MEB ile bizim sürdürdüğümüz tartışma bu düzlemde devam ediyor. Çocuğun haklarını bütün olarak hepsini eşit şekilde geliştirme olanağı tanınması gerektiğini düşünürseniz okulların ne şekilde açılacağına bu yönde karar verirsiniz.
Hem geçen dönemin eksiklerini giderelim hem alandan müdahale edelim hem de Eğitim Sen’in tarihsel birikim ve deneyiminden faydalanalım. Sadece fikri düzeyde ve kâğıt üzerinde hareket eden bir örgüt değil bizim sendikamız. Hayatın içinde öğrencilerimizin, eğitim ve bilim emekçilerinin, halkımızın yaşamına da dokunan bir sendikayız. TÖB-DER’den, TÖS’ten aldığımız miras bu şekilde. Biraz daha sizin de odaklandığınız gibi, “eğitim alanında nasıl bir sosyal politika?” konusuna yaklaşım geliştirmek istiyoruz.
Uzaktan eğitimdeki sorun sadece teknik imkânlar ve bu imkânların sağlanması değil şüphesiz, o çocukların ev içerisinde eğitimiyle ilgilenecek kişiler de gerekiyor. Çözümsüz bir nokta gibi duruyor. Önümüzdeki 1 yıl çocuklar hiç okula gitmezlerse ne olur? Bir nesil kaybolur denilebilir mi?
Olabilir. Bu konudaki bilimsel her çalışma bize gösteriyor ki; okuldan uzakta kalma süresi, yüz yüze eğitimden uzakta kalma süresi arttıkça okula geri dönüş ve eğitime devam etme oranı düşüyor. Özellikle sosyo-ekonomik gelir düzeyi alt ve orta sınıflar için sosyal kesimler için bu düzey daha da geriye gidiyor.
UZAKTAN EĞİTİM YOKSUL KESİME OKULU BIRAKTIRIYOR
En alttakilerin okulu terk etme, okuldan uzaklaşma oranı çok yüksek. Eğitim Sen’in de üye olduğu Birleşmiş Milletler Eğitim Enternasyonalinin hazırlamış olduğu raporlarda dikkat çektiği hususların en önemlilerinden bir tanesi bu. Okuldan ayrı kalma süresi uzar ve önlem alınmazsa, yeterli bir yaklaşım geliştirilmezse okula geri dönüş oranı azalacak. Kimlerde azalacak? Çocuk işçiler arasında, kız çocukları arasında, göçmen ailelerde azalacak.
Küresel bir yaklaşım gerekiyor. Bunun için bir siyasal tercih, bütçe ve kararlılık oluşturulması gerekiyor. Yani pandemi ile mücadele için ayırdığınız bütçenin mutlaka sosyal bir bütçe olması gerekiyor. Bu bütçenin sermaye kurumlarının desteklenmesinden ziyade, en alttan başlayarak en olumsuz etkilenen kesimlerin pandemiye karşı desteklenmesi, güçlendirilmesi üzerine inşa edilmesi gerekiyor.
Dünya genelinde durum nasıl, model oluşturabilecek örnekler var mı? Kaynak var mı?
röportajın devamı için tıklayın.
röportajın devamı için tıklayın.