Mektepli Gazete

Ölçme Değerlendirme Uzmanı Sevgi Yıldırım: LGS 2025, Şaibe - Sistematik Yapı Bir Krizin Anatomisi

LGS 2025, Şaibe - Sistematik Yapı Bir Krizin Anatomisi Liselere Geçiş Sınavı (LGS) yerleştirme sonuçları etrafında kopan fırtına, Millî Eğitim Bakanlığının (MEB) artık kronikleşen şeffaflık yoksunluğunun ve ideolojik yaklaşımının aynasına dönüşmüştür. MEB'in 2024 ve 2025'e yansıyan raporlama pratiği, geçmiş yıllarda sunulan puan aralıklarına göre öğrenci dağılımları, ebeveyn eğitim düzeyi ile öğrenci başarısı arasındaki korelasyon gibi sistemin röntgenini çeken hayati verileri kasıtlı olarak karartarak, yerine "doluluk oranları" gibi yüzeysel ve manipülatif başarı hikayeleri sunmaktadır. Bu zemin üzerinde patlak veren 719 öğrencinin tam puan aldığı ve soruların sızdırıldığına yönelik şaibe iddiaları, münferit bir skandal değil, Türkiye'de eğitimi ve toplumu dönüştürmeyi hedefleyen sistematik bir siyasi proje algısına neden olmuştur. 2025 LGS sürecinde öne çıkan temel olgu, bir veri eksikliği değil, bilinçli bir veri karartma operasyonudur. MEB'in puan dağılımlarını, alt test ortalamalarını, standart sapmaları ve en önemlisi sosyo-ekonomik analizleri kamuoyundan gizlemesi, basit bir ihmal değil, hesap verebilirliği imkansız kılan siyasi bir tercihtir. Verinin yokluğu, bağımsız denetimin ve bilimsel analizin yapılmasını imkansız hale getirmiştir. Bağımsız denetim ve bilimsel analiz yoksa, ortamın pek de aydınlık olmadığını anlamak güç değildir. Bu stratejinin nihai hedefi, sorgulanamaz ve denetlenemez bir karanlık alan yaratmaktır. Bu karanlık alanda MEB, bir yandan kendi ideolojik başarısını (örneğin İmam Hatip Liselerine yapılan seçici vurgu) sorgulanamaz tek gerçek olarak pazarlarken diğer yandan çok daha büyük bir operasyon olan sınav sonuçlarının doğrudan manipülasyonu için mükemmel bir kamuflaj sağlamaktadır. Şeffaflık, yolsuzluğun ve manipülasyonun panzehiridir; dolayısıyla operasyonun ilk adımı, panzehiri ortadan kaldırmak olmuştur. Kamuoyuna yansıyan "719 tam puanlı öğrenci" ve soruların sızdırılması iddiası, bir kopya skandalı değil, ideolojik bir tasfiye operasyonuna dönüşmüştür. Sunulan metindeki geçmiş yıl verileriyle (2020'de 181, 2021'de 97, 2023'te 562 tam puan) karşılaştırıldığında, 719 gibi bir rakam, standart bir ulusal sınavın doğasına ve istatistiğin temel prensiplerine aykırıdır. Bu, normal bir başarı dağılımıyla açıklanabilecek bir durum değildir. Bu durum, ancak ve ancak sınavın güvenliğinin organize bir müdahaleyle delindiği gerçeğini destekleyen bir sonuçtur. Söz konusu iddialar da öne çıkan, soruların "belirli bir kesime," yani siyasi iktidarla organik bağları olan belli cemaat ve tarikat yapılanmalarına sızdırıldığıdır. Böyle bir yaklaşımın gayesi, “Geleceğin komuta kademesini yaratmak...”tur. Bu, geleceğin genelkurmay başkanını, merkez bankası başkanını, anayasa mahkemesi başkanını, rektörlerini ve CEO’larını bugünden belirlemeye yönelik soğukkanlı bir yaklaşımdır. Liyakatle asla ulaşamayacakları bir başarıyı bu grupların çocuklarına sunarak, onları ülkenin en stratejik okullarına—Fen Liseleri, köklü Anadolu Liseleri ve yeni "özel programlı" proje okullarına—yerleştirmek, yarının Türkiye’nin bugünden ipotek altına almak olacaktır. Eğitimde fırsat eşitliğini engelleyen bu iddiaların aydınlatılması vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Şaibe iddiaları altında LGS, bu eylemle bir ölçme aracı olmaktan çıkmış, belirli bir zümreye mensup olanları kayıran, diğerlerini ise "başarısız" damgasıyla sistemin dışına iten acımasız bir ayrıştırma ve sosyal mühendislik aygıtına dönüşmüştür. Bu skandal, iktidarın yıllardır ilmek ilmek ördüğü eğitim politikalarının kaçınılmaz ve öngörülebilir bir sonucudur. Bu noktaya bir günde gelinmemiştir. Liyakatsiz, partizan yönetici atamalarıyla okulların kurumsal hafızası ve özerkliği yok edildi. “Hami" sistemi, TÜGVA-TÜRGEV gibi vakıflarla yapılan protokoller aracılığıyla antilaik yapılanmalar eğitimin kalbine yerleştirildi. Veri şeffaflığı ortadan kaldırılarak sistem tamamen denetimsiz ve sorgulanamaz hale getirildi. Yeterince korunaklı ve karanlık hale getirilen sistemin kalbine, yani sınavın kendisine doğrudan müdahale edilerek "istenen sonuçlar" imal edildi. Mevcut yapı, Bakanlık, şaibe iddialarını aydınlatmak yerine yüzeysel açıklamalara durumu kurtarmaya çalıştı. Şaibeli LGS’ye dayalı yerleştirmeler Cumhuriyet'in liyakate dayalı vatandaşlık modelini yıkıp, yerine belirli bir ideolojiye, sadakate dayalı bir yandaşlık ve imtiyaz sistemi kurmayı amaçlamaktadır. Şaibe iddialarının aydınlatılmadığı bir ortamda LGS, bu yeni sistemde kimin "efendi," kimin "köle" olacağını belirleyen bir damgalama mekanizmasına dönüşecektir. Anayasa'da yazan "sosyal hukuk devleti" ilkesinin fiilen ortadan kaldırılması, toplumsal adaletin yok edilmesi ve ülkenin geleceğinin, yeteneği değil, sadakati esas olan ehliyetsiz kadrolara tesliminin resmidir. Hedef, liyakatli ve eleştirel değil, sadık ve itaatkar bir bürokratik ve entelektüel sınıf yaratarak otoriter yapıyı kalıcı kılmaktır. Kamu kaynakları kullanılarak, bir yanda her türlü imtiyaza sahip, sınav sorularına dahi erişebilen bir zümre; diğer yanda ise ne yaparsa yapsın önü kesilen, "mesleki veya imam hatip sarmalına mahkum edilen" (Eğitim-İş raporu 2022) devasa bir kitle yaratılmaktadır. Bu, sosyal barış için tehlikedir. 2025 LGS süreci, bir eğitim skandalı değil, bir meşruiyet ve rejim krizidir. Bu konuda yapılması gereken tek şey, toplumda ortaya çıkan güven krizinin sona erdirilmesi, şaibe iddialarının aydınlatılması, şeffaflığın sağlanmasıdır. MEB’in mesnetsiz iddia açıklamalarının inandırıcılığı ve eğitim sistemine duyulan güvenin yeniden tesisi, ancak geçmişte olduğu gibi kapsamlı, karşılaştırılabilir ve bağımsız doğrulamaya imkan veren detaylı istatistiksel verilerin kamuoyu ile şeffaf bir şekilde paylaşılmasıyla mümkün olacaktır. Kamuoyunun güveninin tesisi ve eğitim sisteminin hesap verilebilirliğini sağlamak için MEB, 2020 ve 2021 yıllarındaki raporlama kapsamını geri getirmeli ve hatta genişletmelidir. Bu, toplam öğrenci katılım ve yerleşme oranları, tam puan alan öğrenci sayıları ve dağılımları, puan aralıklarına göre öğrenci yüzdeleri, genel sınav ve alt test ortalamaları ve standart sapmaları gibi temel performans göstergelerini içermelidir. Raporlar, cinsiyet, ebeveyn eğitim düzeyi, sosyoekonomik durum ve bölgesel farklılıklar gibi demografik faktörlere göre öğrenci başarılarını ayrıntılı olarak analiz etmelidir. Özellikle sosyoekonomik farklılıkların başarı üzerindeki etkisi ve bu alandaki puan farkları şeffaf bir şekilde paylaşılmalıdır. Bu, eğitimde fırsat eşitliğinin ne ölçüde sağlandığını anlamak ve politika geliştirmek için elzemdir. Aksi halde Milli Eğitim Bakanlığı, tüm çocuklara eşit hizmet sunması gereken bir kamu kurumu olmaktan çıkmış, şaibe iddialarını aydınlatmak yerine bu haliyle bir zümrenin çıkarlarını koruyan bir yapıya dönüşmüş olacaktır. Sınav güvenliğinin ihlal edildiği ve şeffaflığın sağlanamadığı bu ortam, sadece milyonlarca gencin geleceğinin çalınması anlamına gelmemekte, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oluşturan adalet, liyakat ve kanun önünde eşitlik gibi kurucu ilkelerin fiilen ve resmen tasfiye edildiğini düşündürmektedir. Sevgi YILDIRIM ÖLÇME DEĞERLENDİRME UZMANI

Paylaş
Yazı boyutu
100%
LGS 2025, Şaibe - Sistematik Yapı
Bir Krizin Anatomisi
Liselere Geçiş Sınavı (LGS) yerleştirme sonuçları etrafında kopan fırtına, Millî Eğitim Bakanlığının (MEB) artık kronikleşen şeffaflık yoksunluğunun ve ideolojik yaklaşımının aynasına dönüşmüştür.
MEB'in 2024 ve 2025'e yansıyan raporlama pratiği, geçmiş yıllarda sunulan puan aralıklarına göre öğrenci dağılımları, ebeveyn eğitim düzeyi ile öğrenci başarısı arasındaki korelasyon gibi sistemin röntgenini çeken hayati verileri kasıtlı olarak karartarak, yerine "doluluk oranları" gibi yüzeysel ve manipülatif başarı hikayeleri sunmaktadır.
Bu zemin üzerinde patlak veren 719 öğrencinin tam puan aldığı ve soruların sızdırıldığına yönelik şaibe iddiaları, münferit bir skandal değil, Türkiye'de eğitimi ve toplumu dönüştürmeyi hedefleyen sistematik bir siyasi proje algısına neden olmuştur.
2025 LGS sürecinde öne çıkan temel olgu, bir veri eksikliği değil, bilinçli bir veri karartma operasyonudur.
MEB'in puan dağılımlarını, alt test ortalamalarını, standart sapmaları ve en önemlisi sosyo-ekonomik analizleri kamuoyundan gizlemesi, basit bir ihmal değil, hesap verebilirliği imkansız kılan siyasi bir tercihtir.
Verinin yokluğu, bağımsız denetimin ve bilimsel analizin yapılmasını imkansız hale getirmiştir. Bağımsız denetim ve bilimsel analiz yoksa, ortamın pek de aydınlık olmadığını anlamak güç değildir.
Bu stratejinin nihai hedefi, sorgulanamaz ve denetlenemez bir karanlık alan yaratmaktır.
Bu karanlık alanda MEB, bir yandan kendi ideolojik başarısını (örneğin İmam Hatip Liselerine yapılan seçici vurgu) sorgulanamaz tek gerçek olarak pazarlarken diğer yandan çok daha büyük bir operasyon olan sınav sonuçlarının doğrudan manipülasyonu için mükemmel bir kamuflaj sağlamaktadır.
Şeffaflık, yolsuzluğun ve manipülasyonun panzehiridir; dolayısıyla operasyonun ilk adımı, panzehiri ortadan kaldırmak olmuştur. Kamuoyuna yansıyan "719 tam puanlı öğrenci" ve soruların sızdırılması iddiası, bir kopya skandalı değil, ideolojik bir tasfiye operasyonuna dönüşmüştür. Sunulan metindeki geçmiş yıl verileriyle (2020'de 181, 2021'de 97, 2023'te 562 tam puan) karşılaştırıldığında, 719 gibi bir rakam, standart bir ulusal sınavın doğasına ve istatistiğin temel prensiplerine aykırıdır.
Bu, normal bir başarı dağılımıyla açıklanabilecek bir durum değildir. Bu durum, ancak ve ancak sınavın güvenliğinin organize bir müdahaleyle delindiği gerçeğini destekleyen bir sonuçtur.
Söz konusu iddialar da öne çıkan, soruların "belirli bir kesime," yani siyasi iktidarla organik bağları olan belli cemaat ve tarikat yapılanmalarına sızdırıldığıdır. Böyle bir yaklaşımın gayesi, “Geleceğin komuta kademesini yaratmak...”tur.
Bu, geleceğin genelkurmay başkanını, merkez bankası başkanını, anayasa mahkemesi başkanını, rektörlerini ve CEO’larını bugünden belirlemeye yönelik soğukkanlı bir yaklaşımdır.
Liyakatle asla ulaşamayacakları bir başarıyı bu grupların çocuklarına sunarak, onları ülkenin en stratejik okullarına—Fen Liseleri, köklü Anadolu Liseleri ve yeni "özel programlı" proje okullarına—yerleştirmek, yarının Türkiye’nin bugünden ipotek altına almak olacaktır. Eğitimde fırsat eşitliğini engelleyen bu iddiaların aydınlatılması vazgeçilmez bir ihtiyaçtır.
Şaibe iddiaları altında LGS, bu eylemle bir ölçme aracı olmaktan çıkmış, belirli bir zümreye mensup olanları kayıran, diğerlerini ise "başarısız" damgasıyla sistemin dışına iten acımasız bir ayrıştırma ve sosyal mühendislik aygıtına dönüşmüştür.
Bu skandal, iktidarın yıllardır ilmek ilmek ördüğü eğitim politikalarının kaçınılmaz ve öngörülebilir bir sonucudur.
Bu noktaya bir günde gelinmemiştir. Liyakatsiz, partizan yönetici atamalarıyla okulların kurumsal hafızası ve özerkliği yok edildi. “Hami" sistemi, TÜGVA-TÜRGEV gibi vakıflarla yapılan protokoller aracılığıyla antilaik yapılanmalar eğitimin kalbine yerleştirildi. Veri şeffaflığı ortadan kaldırılarak sistem tamamen denetimsiz ve sorgulanamaz hale getirildi.
Yeterince korunaklı ve karanlık hale getirilen sistemin kalbine, yani sınavın kendisine doğrudan müdahale edilerek "istenen sonuçlar" imal edildi. Mevcut yapı, Bakanlık, şaibe iddialarını aydınlatmak yerine yüzeysel açıklamalara durumu kurtarmaya çalıştı.
Şaibeli LGS’ye dayalı yerleştirmeler Cumhuriyet'in liyakate dayalı vatandaşlık modelini yıkıp, yerine belirli bir ideolojiye, sadakate dayalı bir yandaşlık ve imtiyaz sistemi kurmayı amaçlamaktadır.
Şaibe iddialarının aydınlatılmadığı bir ortamda LGS, bu yeni sistemde kimin "efendi," kimin "köle" olacağını belirleyen bir damgalama mekanizmasına dönüşecektir.
Anayasa'da yazan "sosyal hukuk devleti" ilkesinin fiilen ortadan kaldırılması, toplumsal adaletin yok edilmesi ve ülkenin geleceğinin, yeteneği değil, sadakati esas olan ehliyetsiz kadrolara tesliminin resmidir. Hedef, liyakatli ve eleştirel değil, sadık ve itaatkar bir bürokratik ve entelektüel sınıf yaratarak otoriter yapıyı kalıcı kılmaktır.
Kamu kaynakları kullanılarak, bir yanda her türlü imtiyaza sahip, sınav sorularına dahi erişebilen bir zümre; diğer yanda ise ne yaparsa yapsın önü kesilen, "mesleki veya imam hatip sarmalına mahkum edilen" (Eğitim-İş raporu 2022) devasa bir kitle yaratılmaktadır. Bu, sosyal barış için tehlikedir.
2025 LGS süreci, bir eğitim skandalı değil, bir meşruiyet ve rejim krizidir. Bu konuda yapılması gereken tek şey, toplumda ortaya çıkan güven krizinin sona erdirilmesi, şaibe iddialarının aydınlatılması, şeffaflığın sağlanmasıdır.
MEB’in mesnetsiz iddia açıklamalarının inandırıcılığı ve eğitim sistemine duyulan güvenin yeniden tesisi, ancak geçmişte olduğu gibi kapsamlı, karşılaştırılabilir ve bağımsız doğrulamaya imkan veren detaylı istatistiksel verilerin kamuoyu ile şeffaf bir şekilde paylaşılmasıyla mümkün olacaktır.
Kamuoyunun güveninin tesisi ve eğitim sisteminin hesap verilebilirliğini sağlamak için MEB, 2020 ve 2021 yıllarındaki raporlama kapsamını geri getirmeli ve hatta genişletmelidir.
Bu, toplam öğrenci katılım ve yerleşme oranları, tam puan alan öğrenci sayıları ve dağılımları, puan aralıklarına göre öğrenci yüzdeleri, genel sınav ve alt test ortalamaları ve standart sapmaları gibi temel performans göstergelerini içermelidir.
Raporlar, cinsiyet, ebeveyn eğitim düzeyi, sosyoekonomik durum ve bölgesel farklılıklar gibi demografik faktörlere göre öğrenci başarılarını ayrıntılı olarak analiz etmelidir. Özellikle sosyoekonomik farklılıkların başarı üzerindeki etkisi ve bu alandaki puan farkları şeffaf bir şekilde paylaşılmalıdır. Bu, eğitimde fırsat eşitliğinin ne ölçüde sağlandığını anlamak ve politika geliştirmek için elzemdir.
Aksi halde Milli Eğitim Bakanlığı, tüm çocuklara eşit hizmet sunması gereken bir kamu kurumu olmaktan çıkmış, şaibe iddialarını aydınlatmak yerine bu haliyle bir zümrenin çıkarlarını koruyan bir yapıya dönüşmüş olacaktır.
Sınav güvenliğinin ihlal edildiği ve şeffaflığın sağlanamadığı bu ortam, sadece milyonlarca gencin geleceğinin çalınması anlamına gelmemekte, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oluşturan adalet, liyakat ve kanun önünde eşitlik gibi kurucu ilkelerin fiilen ve resmen tasfiye edildiğini düşündürmektedir.
Sevgi YILDIRIM
ÖLÇME DEĞERLENDİRME UZMANI
Mektepli Gazete | Ölçme Değerlendirme Uzmanı Sevgi Yıldırım: LGS 2025, Şaibe - Sistematik Yapı Bir Krizin Anatomisi