Mektepli Gazete

O KAR HALA YÜREĞİMİZE YAĞIYOR...

O KAR HALA YÜREĞİMİZE YAĞIYOR...

Paylaş
Yazı boyutu
100%

O KAR HALA YÜREĞİMİZE YAĞIYOR...

O kış başka kışlara hiç benzemeden gelmişti... Daha sonbahar toparlanmadan, odunkömür alınmadan kara bulutlar sarmıştı Hüseyin Gazi dağının eteklerini...

Telaşlı koşuşturmaların yerini tedirgin bekleyişler almıştı.

Fakir fukaranın üstüne bıçak gibi keskin bir ayaz gelmişti de sokaklara çıkmaktan korkar olmuştu...

Toprak buz tutuyor, ağaçların dalları salkım salkım kırağı kesiyor, güneş çıksa bile öğleye kadar çelik gibi bir ayaz insanların yüzün derin kırmızı çizikler atıp gidiyordu.

Tuhaf bir ölüm karanlığı geziyordu Mustafa Kemal Paşanın ve Kuvayı Milliyenin şehri Ankara'da...

Mamak'tan, Altındağ'dan kalenin üstüne kadar gelebilen ürkek bir ışık, oracık da bir kara hortuma teslim oluyor ve aniden sönüveriyordu...

Ninem olsaydı çözerdi bu netameli havayı diye düşünürum hep...

Ninem ve dedem, ölümün her türünü görüp yaşamıştı. Savaş görmüşler, kıran yaşamışlar, ölümün netameli kokusunu gökyüzünde süzülen kartalların kanat izlerinden, bulutların bir birine sokuluşlarından, köpeklerin ulumalarından, ağaçların uğultusundan anlar hale gelmişlerdi.

Gökyüzünün ölüm kızılına çaldığı o günlerde ninem, ellerini eteklerine silerek bizim eve kadar gel!r "Gelin ölüm dolaşıyor gökyüzünde, aman diyeyim çocuklara dikkat et" derdi...

Dediği gibi birkaç gün içinde köyden birine karşı son görevini yapmak için herkes mezarlığa akardı...

Ninem kendi öleceğini de bilmiş olmalı ki, ölüm onu sofrada yakaladı. Hiç karşı çıkmadı, son kez dünyaya baktı, torunlarına baktı ve gülümseyerek bu dünyadan ayrıldı gitti...

Ankara'da yaşasaydı, Uğur Mumcu'nun cinayetini çok öncesinden bilebilir miydi acaba? Çoğu insanın tahmin ettiği bir cinayeti elbette o da tahmin ederdi, ama böyle alçakça, korkakça ve adice bir yöntemle öldürüleceğini o da tahmin edemezdi...

Uğur Mumcu...

Şimdi gençler Uğur Mumcu gazeticiliğini bilmed!kleri için ne kadar şanssızlar! Biz onun yazılarıyla büyüyenlerse ne kadar şanslıyız...

Paranın ve siyasetin satın alamadığı, bu dünyada hiç bir güçten korkmayan, yalnız halktan yana, halkın adına yazıp, söyleyen Hasan Tahsin soyundan bir gazeteciydi Uğur Mumcu...

Onu Kemalist devrimin en büyük savunucusu kalpaksız Kuvayı Milliyeci olarak bilir, anardık..

Mustafa Necati'ye benzetirdim onu daha çok...

Hem hukuk mezunuydu ikisi de...

Gözü karalığını Kılıç Ali'ye, sözünü sakınmamasını Dr. Reşit Galip'e benzetirdim...

Atatürk döneminde yaşasaydı, Mustafa Kemal Paşayla Samsun'a çıkanların en başında Uğur Mumcu olurdu...

Yobaz ayaklanmaların karşısına çelik gibi dikilirdi kuşkusuz...

Biz ne şanslı ve şanssız bir kuşaktık ki, Uğur Mumcu"yu tanıdık. Yazılarını okuduk ama aynı zamanda katledilmesini yaşadık...

Cinayet mahallini çalı süpürgeyle sürdürdükleri hala gözümüzün önünde...

Cinayetin aydınlanması konusunda verilen "Namus sözleri" hala beynimizde çınlıyor...

Biz Uğur Mumcu'yu tanıyan, yazılarını okuyan, konuşmalarını dinleyen, öngörülerini düşünen bir kuşaktık...

Ve biz meraklarla uyanırdık sabahlara... Uğur Mumcu bu sabah ne yazdı acaba, diye...

Yazıları elden ele dilden dile dolaşırdı...

Elbette, teröristler, yobazlar, soyguncular, hırsızlar, dönekler, milletin parasına göz dikenler de merakla uyanıyordu, bugün hangimizin maskesini düşürecek diye...

Karanlık başlayacaksa bir ülkede, gazeteci ve aydınlar öldürülür önce, ya da hapse atılır o ülkede...

Sokratesler tarihin her döneminde ya idam edilir, ya da öldürülürler bir kez daha. Karanlık ülkeleri ele geçirirken, kanlı alçak pusular kurar sabahlara, öldürerek yol alır... Aydınlık yaşatarak ve milim milim gelir...

Aydın bir insanın kinden, nefretten, öldürmekten söz ettiğini duydunuz mu siz hiç?

Tehdit ettiğini, nefret ve kin duydunuz mu aydın olandan?

Uğur Mumcu'yu Kim öldürdü?

Sarı ölüm yüzlü hasta alçaklar öldürdü... Peki arkasında kim vardı?

Bunu herkes biliyor, "bir tuğlayı çekersek duvar yıkılır" diyenler de...

Israrla sormaya, usanmadan yüksek sesle sormaya devam edeceğiz...

Karanlık bir ülke yaratma yolunda en büyük Kuvayı Milliyeciyi elimizden alanlara karşı susmayacağız...

Çünkü, 24 Ocak 1993'te Ankara'da yağan kar, hala yüreğimizin ortasına yağmaya devam ediyor...

O gün bugün acımızı sıcak saklıyoruz...

Unutmayacağız, unutturmayacağız...

Erdal Atıcı

24 Ocak 2021

Mektepli Gazete | O KAR HALA YÜREĞİMİZE YAĞIYOR...