Murat Kaymak Yazdı: Köy Okulları Açılsın Talebi Hakkında
Uzun zamandır, taşımalı eğitim sonlandırılarak bütün köy okullarının açılması yönünde bir talep bulunmaktadır. Bu talebi daha güçlü biçimde dile getirmeyi birincil görev edinmiş kişi ve gruplar da bulunmaktadır.

Paylaş
Yazı boyutu
100%
Köy Okulları Açılsın Talebi Hakkında
Uzun zamandır, taşımalı eğitim sonlandırılarak bütün köy okullarının açılması yönünde bir talep bulunmaktadır. Bu talebi daha güçlü biçimde dile getirmeyi birincil görev edinmiş kişi ve gruplar da bulunmaktadır. Özellikle dernek olarak örgütlenmiş bu yapılar köy okullarının öğrenci olsun ya da olmasın açık kalması gerektiğini savunuyorlar . Köy Okulları Değişim Ağı gibi oluşumlar ise köy okullarında eğitimin güçlendirilmesini kendine amaç edinmiş durumdadır. Bu arada yerel düzeyde gösterilen çabalar sonucunda birçok ilde çeşitli projeler kapsamında atıl kalan bazı köy okulları yeniden eğitime kazandırılmaktadır.
“Köy okulları açılsın” demek, köy okullarının kapanma nedenlerinin ortadan kalktığı ya da kapatılmasının gerçekçi nedenlere dayanmadığı anlamına gelmektedir. Bu durumda köy okullarının açılmasını isteyenler, kapalı veya atıl kalmasının zararlarını, açılmasının yararlarını da ortaya koymak durumundadır. Henüz daha kapsamlı bir “Köylerimiz ve köy okulları” raporlar hazırlanmış değildir.
Sorunu Tanımlamak
Köy okullarının kapanması bir nedeni köylerde yaşanan toplumsal dönüşüm iken diğer nedeni ise eğitim sisteminde yaşanan değişimlerdir. Her iki değişimin yaşanmasında devletin izlediği siyasi ve ekonomik kararların büyük etkisi bulunmaktadır. Ayrıca üçüncü bir neden olarak da 2012 yılında yapılan yasal değişikliklerle bütün şehir uygulaması yer almaktadır. Bu uygulamayla köyler bağımsız idari birim olmaktan çıkarılarak şehirlerin mahalleleri haline getirilmiştir. İdari sistemdeki bu değişiklik, doğrudan bu yerleşim birimlerindeki köy okulu kavramını da kaldırmıştır.
Bu noktada köy okullarının kapanmasından mı yoksa kapatılmasından mı bahsetmeliyiz sorusu da haklı olarak sorulabilir. Bu soruya cevabımız 2000 yılına kadar ekonomik nedenden kaynaklanan göçler nedeniyle köy nüfusunun azalmasından dolayı yaşananlara kapanma, 2000 yılından sonra ise hem ekonomi, hem eğitim, hem de idari sistemdeki değişiklikler nedeniyle köy okullarının kapatılması/atıl bırakılması biçiminde adlandırmak olacaktır.
1- Dönüşen Ekonomi
Türkiye’de 1930 sonrası başlayan sanayileşme, 1950 yılına kadar köy nüfusunun sanayi işçisi olarak şehirlere taşınmasını hedeflenmemiştir. Kalkınmayı hem köyden, hem şehirden başlatmayı uygun gören bir politika izlenmiştir. 1950’ye kadar izlenen kalkınma politikası, köy nüfusunu bulunduğu yerde modern bilgiyle buluşturma ve dönüştürmeye dayanmaktaydı. Genel olarak köy davası olarak adlandırılan bu politikaya göre köyün dönüşümünü sağlayacak olan köy okulları ve öğretmenlerdi.
Öğretmen bu politika gereği aynı zamanda köyün ekonomik açıdan canlandıracak, örnek tarımsal üretimlerde bulunacak kişi olarak tanımlanmaktaydı. S. Kandemir’in 13 Ağustos 1935 tarihinde Cumhuriyet Gazetesinde yazdığı makaleden öğreniyoruz, köy öğretmeninin ekonomik rolü üzerine Köy İşleri Komisyonu dokuz toplantı yapmış bu toplantılar sonunda öğretmenlerin tarımsal üretimle ilgili kursa alınması kararlaştırılmış, öğretmene yol gösterici broşürler hazırlanmıştır. Benzer bakış açısının Köy Enstitülerinde de devam ettiği açıktır. 1950 sonrasında kalkınma anlayışının değişmesine rağmen önceki dönemde benimsenen yaklaşımlar Öğretmen Okullarında olduğu gibi devam ettirilmiştir.
Kabul etmeliyiz ki köy okulları cumhuriyetin en başarılı devrim projelerinden biri olmuştur. Bu proje ile köyde yaşayanlar o güne kadar ülkesi için sadece askerlik yapan ve vergi veren insanlarken bu okullar sayesinde ülkesi için düşüncelerini söyleyen, açıklayan, yazan bununla yetinmeyip ülkesinin yönetimine katılan, sanayisinde mühendis iş adamı olan insanlar olmuştur. Türkiye, ancak köy okulları sayesinde bütünleşen, toplum özelliği kazanan bir ülke olmuştur.
Bu noktada şu soruya cevap vermek zorundayız: Bu kadar başarılı olan bir proje neden terk edildi? Buna zorunlu muyduk?
Tarımda makinalaşma ve hızlı nüfus artışı sonucunda köylerde yüksek oranda işgücü açığı ortaya çıkarmıştır. 1948-1956 arasında özellikle Marshall programının da katkısıyla traktör sayısının 800’den 44 bine çıkması teknolojinin tarıma giriş hızını göstermektedir.
Köylerde açığa çıkan fazla işgücü bugünkü ifadeyle gizli işsizler 1950 sonrası şehirlere, sanayi işçisi, devlet kurumlarında memur veya esnaflık yapmak üzere göçmüştür.
1960 sonrası planlı kalkınma döneminde uygulamaya konulan “toplum kalkınması” projeleriyle köy nüfusunun köyde dönüştürülmesi yeniden uygulamaya konulsa da artan nüfus, ekonomik refaha şehirlerde daha kolay ulaşma, geniş aile yapısından kurtulma isteği, çocukların şehirde daha iyi okuyacağı düşüncesi, tarım topraklarının mirasçılar arasında bölünme yoluyla küçülmesi, mevsimlik işçiliğin artması, doğal afetler, kan davası, değerlerin dönüşümü, terör ve siyasi nedenlerden kaynaklı olarak köyler nüfus kaybetmeye devam etmiştir. Bugün de bu durum hız kesmiş görünmemektedir.
Bütün bu nedenlere rağmen köyün idari ve üretim birimi olarak gözden düşmesi büyük ölçüde kalkınmanın köyden olamayacağı, köy nüfusunun milli gelire olan katkısının azlığı buna karşılık milli gelirden aldığı payın yüksekliği ileri sürülerek tarımsal üretimi destekleyici yasaların, ekonomik kurumların yok edilmesiyle olmuştur.
Bu politikaların tavizsiz uygulanması 1980 sonrası Özal hükümetleriyle başlamış ve günümüze kadar gelmiştir. Özellikle yaşanan ekonomik krizler nedeniyle İMF ile kurulan ilişkilerde İMF’nin, tarım nüfusunun azaltılmasını ekonomik onarım programlarında koşul olarak koyması önemli bir etken olmuştur . Örneğin 2000 yılında yaşanan krizde İMF, şeker pancarı ve tütün üretimine olan kamu desteğini tümüyle kesilmesini istemiştir. Çiftçilerin üretim yapmadan desteklenmesi de bu dönemde başlamıştır.
Buradan çıkaracağımız kısa sonuç şu olmalıdır:
Köy okullarının kapanması Türkiye’nin ekonomik dönüşümüyle yakından ilgilidir. İzlenen ekonomik politikalar nedeniyle köy, daima nüfus kaybeden, ekonomik ve siyasi açıdan önemsiz bir yönetim birimi haline gelmiştir. Aşağıda da değineceğimiz üzere idari sistemdeki değişikliklerle köylerimiz her yönden yağmalanan alanlara dönüşmüştür.
2- Eğitim Sisteminde Dönüşüm
Köy okullarının kapanması, ekonomideki dönüşüm kadar eğitim sistemindeki dönüşümle de yakından ilgilidir.
Türkiye’de eğitimi (bu durum tüm dünya için de geçerlidir) değerli kılan meslek edinmenin en önemli yolu olmasıdır. Nüfus ve işgücünün artışıyla tüm toplumun ilkokul sonrası eğitime, yükseköğretime yönelirken temel motivasyonu büyük ölçüde meslek edinme olmuştur. Bugün de bu motivasyonda bir azalma yoktur. Hala eğitime yönelmenin ilk nedeni iyi bir meslek edinme ve bu yolla refahtan istenilen payı alma arzusu olmaktadır.
Köy okullarının büyük bölümü her zaman ilkokul düzeyindeki okullar olmuştur. Her zaman çok az köyde anaokulu, ortaokul ve lise açılmıştır. Bu nedenle “köy okulları açılsın” talebi okul türü belirtilmediği sürece sadece ilkokulların anlaşılmasına neden olmaktadır. Bu şekilde kullanıldığında ortaokul ve lise eğitimi için çocukların şehre taşınmasına bir itiraz bulunmadığı biçiminde yorumlanmaya zemin oluşturmaktadır.
Köy okullarını birinci derecede etkileyen eğitim sistemindeki değişim, 1960’lardan itibaren ama daha çok da 1980 sonrasında merkezi sınavların giderek artan önemi olmuştur. Köylerde merkezi sınavlar için dershane ve özel ders gibi imkânların sınırlı olması nedeniyle, çocukların daha iyi eğitim alması gerekçesine dayanan göçlerin yaşanmasına neden olmuştur.
Temel kural her zaman işlemiştir: Piyasa insan ilişkilerini pazara, onun bulunduğu yer olan şehre çeker. Şehir, hizmetlerin toplandığı, pazarlandığı alanlar olmuştur. İletişim ve ulaşım araçlarındaki gelişmeler de şehrin henüz bu özelliğini ortadan kaldırmamıştır.
Ekonomide dönüşümden, siyasi ve terör olaylarından, kan davalarından, doğal afetlerden vb göç nedenlerine “itici nedenler”, iyi eğitim, iyi yaşam, sağlık ihtiyacı gibi nedenlere de “çekici nedenlere” dayalı göç diyebiliriz. Köy okullarının kapanmasında hem itici nedenlere, hem de çekici nedenlere dayalı göçün etkisi büyüktür. Ama eğitim sistemindeki değişimin etkisi göçlerden daha da fazla olmuştur.
Köy okullarının kapanması aynı zamanda Türkiye’nin en önemli devrimi olan “zorunlu sekiz yıllık eğitim” nedeniyle olmuştur.
Sekiz yıllık zorunlu eğitim 5 yıllık ilkokullar ile 3 yıllık ortaokulların ilköğretim olarak birleştirmesine dayanmaktaydı. Bu hedef 1973 yılında kabul edilmiş olmasına karşın ancak 16.08.1997 tarihinde 4386 sayılı kanunun kabulüyle gerçeğe dönüşmüştür. Bu kanunun kabulü ve ardından uygulamaya geçilmesi ile ciddi anlamda bir fiziki kapasite sorunu ortaya çıkmıştır. Köylerdeki okulların aynı zamanda ortaokul işlevi görmesi mümkün olmadığı gibi mümkün olanlara da ortaokul dersleri için yeterli öğretmen bulunması imkânsız olmuştur.
Sekiz yıllık eğitime, önceden bir plan dâhilinde hazırlık yapılarak geçilmediğinden fiziki yatırımların sonuç vermesi de ancak birkaç yıl alabilirdi. Bu nedenle bulunan çözüm, köy ve kasabalarda öğrencilerin merkezi okullara taşınması olmuştur. Öğrencilerin taşınması da doğal olarak köy okulların kapatılması/atıl kalması sonucunu ortaya çıkarmıştır.
Bu nokta bir yanlışlığa yer vermemek için şunu mutlaka belirtmek durumundayız. Öğrencisiz kalan okullar, tümüyle terk edilerek kaderine bırakılmış değildir. Bazı köylerde okul binaları anaokulu ve yaygın eğitim kapsamında açılan kurslar için kullanılmış , bazıları yasal izinlerle köylünün hizmetine bırakılmıştır. Kabul etmeliyiz ki bu durum, bu binalarda artık 23 Nisanların, Cumhuriyet bayramlarının kutlanılması, bahçelerinden köy çocuklarınca meyvelerin toplanması mümkün olmaktan çıkmıştır. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu binaların kullanımlarını başka amaçlara yönlendirse de mülkiyet devri yoluna gitmemiştir. Çünkü sekiz yıllık zorunlu eğitimin sonraki yıllarında, bu okulların yenilenerek dönüştürülebileceği düşüncesi göz ardı edilmemiştir. Ayrıca, köy okullarının atıl hale gelmesi sekiz yıllık zorunlu eğitim devrimini yapanların istediği bir durum değil, zorunlu kaldıkları bir durumdu. Ülkenin içinde bulunduğu durum sekiz yıllık zorunlu eğitim ertelenemez bir proje olarak dönemin hükümetinin önüne getirmiştir.
Sekiz yıllık zorunlu eğitimle okul bölgeleri uygulaması öğrenci ve öğretmenlerin taşınması, okullarda çocuklara öğle yemeği verilmesi gibi yeni uygulamalarla tanışılmıştır .
Sekiz yıllık zorunlu eğitim sonrasında uygulamaya konulan taşımalı eğitim sonucunda “15 bin 550 okul” tümüyle kapanmış, atıl hale gelmiştir. 1999-2000 öğretim yılında öğrenci mevcudu 40’ın altında olan tüm okullar taşımaya tabii tutuldu ve bu şekildeki 27 bin 998 okuldan 635 bin 721 öğrenci belirlenen merkez okullara taşınmıştır .
Bu sayı, sonra ki dönemlerde daha da artmıştır. Hazırlanan raporlardan anlaşılmaktadır ki taşımalı eğitim uygulamasında il ve ilçe milli eğitim idarecileri keyfi uygulamalara başvurmuş, bazı okulların gereksiz yere kapanmalarına neden olmuşlardır.
Taşımalı eğitim nedeniyle Türkiye ilk defa öğrenci araçlarının trafik kazaları sonucunda öğrenci ölümleriyle karşılaşmıştır. Sadece 1998-1999 öğretim yılında 10 öğrenci yaşamını yitirirken 107 öğrenci de yaralanmıştır. Taşımalı eğitimin, birçok açıdan bir rant kapısı olarak görüldüğüne dair iddialar da basında yer almıştır. İhalelerde yapılan usulsüzlükler sekiz yıllık zorunlu eğitime yönelik olumsuz kampanyalardan biri olmuştur.
Köy okullarının kapatılması da o günlerde ve sonrasında daima sekiz yıllık zorunlu eğitim karşıtlığıyla birlikte dile getirilen bir söylem olmuştur. Ancak bu durum köy okul binalarının, arazilerinin kaderine bırakılmasına göz yumulmasını aklamaz.
2012-2013 öğretim yılında sekiz yıllık zorunlu eğitimden vazgeçilmiş olmasına rağmen halen taşımalı eğitime devam edilmektedir. Köy okul binalarının kaderinde ise bir değişim olmamıştır.
Oysa köylere dönüşü özendirme yoluyla köy okul binaları yeniden eğitime kazandırılabilinir.
Aşağıda bu konuya açıklık getireceğiz.
3- İdari Sistemdeki Değişim
Köy okullarını etkileyen üçüncü büyük neden “bütün şehir” uygulamasının yaygınlaşması olmuştur. 2012’de, 5216 sayılı yasa ile Büyükşehir kriterleri ve kapsamı (16 il büyükşehir olarak tanımlanarak) ilk kez genişletildi. Sonrasında 6360 sayılı Yasa ile 14 il de Büyükşehir Belediyesi olarak ilan edildi. Yasa bununla kalmayarak bu şehirlerin tamamını, daha öncesinde sadece İstanbul ve Kocaeli için geçerli olan bütün şehir uygulamasının içine aldı. Böylece bu illerin sınırları içindeki tüm yerleşim birimleri Büyükşehir yönetiminin parçası oldu. Dolayısıyla bu değişiklikle, il özel idarelerinin % 36’sı, belediyelerin % 53’ü, köylerin % 47’si ortadan kalkmış oldu. Böylece 12 Kasım 2012’de 30 ilde 16 bin 220 köy mahalleye dönüştürülmüş oldu .
Bu uygulama gereği 10 bin nüfus kriteri esas alındığında 2012 yılında şehir nüfusu, toplam nüfusun %74, 6’sına tekabül ederken, 2013 yılında yasanın uygulama sokulmasıyla şehir nüfusu %89,8’e çıkmıştır. Bunun tek nedeni 10 binin altındaki yerleşim yerlerinin şehir nüfusuna eklenmiş olmasıdır .
Aslında yeniden açılması istenen atıl köy okullarının büyük bölümü bu tür büyük şehirlerde bulunmaktadır. Çünkü bu illerde köylerin de nüfusları artmaktadır. Özellikle de şehir merkezlerine yakın köyler (mahalleler) yeni nüfus alabilmektedir. Köy okul binalarının acıklı durumu da en çok bu kentler örnek verilerek gündeme gelmektedir.
Köy Okullarını Açmak İçin Topyekûn Köyü Savunmak Gerek
Yukarıdaki nedenleri büyük fotoğrafın içinde (ülkenin siyasi ve ekonomik yönelimleriyle) birlikte düşündüğümüzde köylerin tümüyle ortadan kaldırılmasına yönelik bir projenin yürürlükte olduğunu söyleyebiliriz.
Ülkemizin kalkınma politikaları ve idari yapılanmaya yönelik siyasi kararlar, köyü dönüştürmeyi değil, 18 ve 19. yüzyıl da sanayileşme nedeniyle batı ülkelerinde görüldüğü biçimde kaldırma amacını taşımaktadır. O nedenle köy okulları açılmalı diyenlerin önce köye yönelik bu saldırıları durdurucu bir programlarının olması gerekir.
Son Covid-19 pandemisi ve beklenen Marmara Depremi, şu anda yaşamakta olduğumuz gıda krizini, iklim krizini de düşünerek köylerin eski statülerine kavuşturulması, sınırlarının değiştirilemezliği, köy tüzel kişiliğine bağlı hazine arazileri ve madenlerin çıkarılmasıyla ilgili köylülerin iradesinin ve çıkarlarının korunmasının gerekliliği, yeniden kanun güvencesine alınmalıdır.
Köyler, dereleriyle, dağlarıyla yağmalanırken, yağmalanan köylerde köylüler direniş sergilerken, sadece köy okulları açılsın kampanyası yürütmek, sadece bu talebi dile getirmek anlamlı gözükmemektedir.
Milli Eğitim Bakanlığının köy okullarını yeniden yaşamın bir parçası haline getirme yolunda niyet belirtmesi, binaların ve arazilerin korunması bakımından değerli ve anlamlı bulunabilir. Ancak köyleri yeniden kazanma, onları her türlü yağmadan kurtarmaya yönelik daha büyük bir projesinin parçası olmadığından, bu niyete dayanan adımlar sonuç getirecek bir adım olmayacaktır.
Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığının okul-çevre ilişkilerine yönelik önceki politikalarına bakıldığında yaşanacak olanları tahmin etmek de zor olmayacaktır. Onarılan köy okulları, olsa olsa çeşitli tarikat vakıflarının vb yapılanmaların hizmetine verilecektir.
Kapalı Okul Sayısı Kaçtır?
2012 yılında kabul edilen Büyükşehir Yasası kapsamındaki köylerin bağlı olduğu şehrin mahallesi olması, buradaki okulların şehir okulları arasında sayılması nedeniyle kapalı köy okulları için verilecek rakamlar yanıltıcı olabilir.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından İzmir Atila Sertel’in bir soru önergesine verilen cevap yazısında (08/01.2021) 9608 köy okulu bulunmaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığının hazırladığı MEB İstatistiklerine dayanarak 2002 öncesinin ve sonrasının karşılaştırıldığı tablo aşağıdaki gibidir.
2020-2021 Eğitim Öğretim yılında köylerde 3.897 okul öncesi, 5 bin 363 ilkokul, 2 bin 672 ortaokul, 226 lise toplamda ise 12.158 okul bulunmaktadır. Toplam öğrenci sayısının (18.085.943) sadece 622.795’i (%3,44) köylerde bulunuyor.
2002-2003 Eğitim Öğretim yılında ise köylerde 6.388 okul öncesi, 25.258 ilköğretim, 755 lise olduğu görülmektedir. Toplam öğrenci sayısının (13.686.616) 3.275.458’i (23,9) köylerde bulunmaktaydı.
Bu rakamlar yukarıda belirttiğimiz üzere sekiz yıllık zorunlu eğitime rağmen köylerde okulların önemli ölçüde eğitime devam ettiği ancak sonrasında izlenen politikalarla bugünkü tablonun ortaya çıktığı açıktır.
Köy okulları ve öğrenci sayıları. (2019-2020, 2020-2021)
Okul/Öğrenci
Yerleşim Yeri Köylerdeki Okul Sayısı Köylerdeki Öğrenci Sayısı
2002-2003 2004-2005 2019-2020 2020-2021 2002-2003 2004-2005 2019-2020 2020-2021
Okul Öncesi 6.388 5.413 4.855 3.897 55.974 97.852 101.873 69.217
İlkokul İlköğretim 25.258 25.262 5.574 5.363 2.914.683 2.760.788 271.196 261.101
Ortaokul 2.781 2.672 285.402 252.462
Ortaöğretim 755 410 225 226 304.801 76.552 34.108 40.015
Toplam 32.401 12.158 13.435 12.158 3.275.458 2.935.192 692.579 622.795
Köy Okullarının Açılması Öğretmen İhtiyacını Arttırır Mı?
Öğrenci sayısı artmayacak olsa, köy okullarının açılmasıyla okul sayısı artacağından öğretmen ihtiyacı da artacaktır. Bu okulların tamamında birleştirilmiş sınıf uygulaması yapılmayacağından açılacak ilkokul için okul sayısı ile 4 sayısı çarpılarak tahmini bir öğretmen ihtiyacı bulunabilir. Ancak öğrencilerin bir bölümü açılacak okullara şehirlerden taşınacağından bu okullarda açığa çıkan öğretmenlerin de köye yönlendirilmesi söz konusu olabilir. Bu nedenle köy okullarının açılması 50-60 bin civarında bir öğretmen ihtiyacı ortaya çıkarmayacaktır. Bu sayının daha düşük olacağını tahmin etmek zor olmayacaktır.
Taşımalı Eğitimin Sıkıntıları Nelerdir? Köy Okullarının Açılması Taşımalı Eğitimi Ortadan Kaldırır Mı?
Köy okullarının açılması taşımalı eğitimi ortadan kaldırmaz. Açılan köy okullarının büyük bölümü 4 yıllık ilkokullar olacaktır. Bu durumda ortaokul öğrencileri mecburen yine taşınacak demektir.
Zorunlu temel eğitimde en iyi okul öğrencinin evine en yakın okuldur. Taşımalı eğitim, eğitimin bu temel ilkesine aykırıdır. Ancak buradaki zorunluluk durumunu görmek durumundayız. Zorunluluk yoksa, taşımalı eğitim doğru bir uygulama değildir. Çünkü okul sadece çocukların toplandığı onlara bilgi ve beceri kazandırılan bir yer değildir. Okul bulunduğu yerleşim biriminin vazgeçilemez sosyal donatılarından biridir. Çünkü okul, bulunduğu yerleşim birimine (bu köy veya mahalle olur) sosyal özellik kazandırır.
Türkiye’de taşımalı eğitimin temel amacı daima bütün çocukların eğitime erişiminin sağlanması ve eğitimin niteliğinin arttırılması olarak açıklanmıştır. Öğrencileri taşımak zorunda kalınmasının nedenleri ise şöyledir:
• Yerleşim yerlerinin dağınık olması.
• Nüfuslarının dolasıyla öğrenci sayısının az olması.
• Öğretmenlerin öğrenci sayısı azalan okullarda verimli olamayacağına olan yüksek inanç.
• Öğretmenlerin köy yaşamına uyum sağlayamaması ve buradaki yaşamla bütünleşememesi,
• Öğretmenlerin şehre uzak okullarda çalışma isteğine sahip olmaması, bu okullardaki öğretmenlerin sürekli tayin taleplerinde bulunması,
• Öğrencilerin kendi yaşıtlarıyla etkileşimde bulunmasının sağlanması
Taşımalı eğitimi değerlendirirken şu noktalar da dikkate alınmalıdır:
Taşımalı eğitim uygulaması nedeniyle köy okulları atıl hale gelirken okullaşma oranlarında ciddi oranda bir azalma yaşanmamıştır. Birleştirilmiş sınıf eğitimi azalmıştır. Bunlar taşımalı eğitim için olumlu görülebilir. Ama bunların dışında taşımalı eğitim, eğitim sistemini yeni sorunlarla tanıştıran önemli uygulamalardan biri olmuştur.
Bunların başında çocuklara dair hiçbir bilgisi bulunmayan, eğitim düzeyi düşük şoförlerle öğrencilerin uzun süre muhatap bırakılmasıdır. Araçların eski ve trafiğe uygunluk denetimlerinin yeterince yapılmamış olması bu nedenle öğrencilerin karda kışta yolda kalmaları, araçtan ve şoförden kaynaklanan trafik kazalarının yaşanması. Bunun dışında taşımalı eğitim okul ile veli arasındaki bağın kopmasına neden olmuştur. Okulların eve uzaklığı velilerin çocuklarını takip etmeleri zorlaştırmıştır. Sınıflar olması gerekenden daha fazla kalabalık olmuştur. En önemlisi de köy öğretmeni büyük ölçüde tasfiye edilmiştir.
Bunlar da gösteriyor ki taşımalı eğitim uygulaması eğitimin niteliğini arttırıcı hiçbir özellik taşımamaktadır. Köy okulu, çocuğun ailesiyle ilişkili olduğundan çocuk üzerinde daha kalıcı etkilere sahiptir.
Sonuç:
Köy okulları açılsın talebi, köylerin yaşadığı ekonomik ve siyasi dönüşüm dikkate alınarak yeniden ele alınmalı ve köy yaşamanın korunması bağlamında dile getirilmelidir. Köylere geri dönüşün, köylerin tarımsal üretimdeki rolünün artmasının dolasıyla nüfus kaybının önlenmesi gerekir. Aksi takdirde köy okulları açılsın talebi nostaljik bir tutku olarak algılanacaktır.
Milli Eğitim Bakanlığının köy okullarını açacak olması var olan durumu değiştirmeyecektir. Okulların açılması yoluyla köylerin canlanacağını beklemek hayal olur.
Çocuk sayısının çok az olduğu yerlerde çocukların yaşıtlarıyla sosyalleşmeleri gereği taşınmalarını olumsuz olarak değerlendirmemek gerekir.
Köy okullarının açılması talebi için her köyün kendi hikâyesinin de bilinmesi gerekir. O nedenle bu talep koşullara bağlı biçimde dile getirilmelidir. Koşulsuz bütün köy okulları açılsın talebi, eğitim hakkını güçlendirici olmayabilir.