Muhammet Yıldırım; Türkiye'nin Gelecek İkilemi "Çırak Değil, Gelecek; Mezar Değil, Okul!"
TÜRKİYE'NİN GELECEK İKİLEMİ "Çırak Değil, Gelecek; Mezar Değil, Okul!" Türkiye ‘de çocuk işçiliği, TÜİK verilerinin ötesinde, kayıt dışı ekonominin derinliklerinde gizlenen yapısal bir krizdir. Bu durum, "yoksulluğun nesilden nesile aktarımı" sürecidir. Çocuk, ailenin ekonomik açığını kapatmak için eğitimden çekildiğinde, gelecekteki nitelikli iş gücü olma şansını kaybeder ve yetişkinliğinde de yoksul kalarak aynı döngüyü kendi çocuklarına miras bırakır. Saha incelendiğinde resmi rakamların (15-17 yaş) gerçeği yansıtmadığı; özellikle Suriyeli ve Afgan mülteci çocukların da dahil olduğu devasa bir kitlenin, tekstil atölyelerinin bodrum katlarında ve sanayi sitelerinde 10-12 yaşlarına kadar inen bir skalada çalıştırıldığı görülmektedir. Sorun, sadece ahlaki bir çöküş değil, ekonomik gerçekliğin insan hayatının aleyhine işlemesidir. Yüksek enflasyonist ortamda, hane halkı gelirinin erimesi, çocuğu bir "ek gelir kaynağına" dönüştürmektedir. Aileler, uzun vadeli eğitim getirisi yerine, kısa vadeli nakit akışını (haftalık yevmiye) tercih etmek zorunda bırakılmaktadır. Türkiye sanayisi, teknolojik yoğun üretimden ziyade, emek yoğun üretime dayalıdır. İşverenler için çocuk işçi (veya stajyer); sigorta yükü olmayan, sendikal hakkı bulunmayan, itiraz etmeyen ve asgari ücretin altında çalıştırılabilen bir "maliyet avantajı"dır. Devletin MESEM üzerinden sağladığı maaş destekleri, bu durumu işveren için cazip bir “sübvansiyon" haline getirmiştir. Haftanın 1 günü okul, 4 günü işletme modeli, teoride "yerinde öğrenme"yi hedeflerken, pratikte "Eğitimsiz İşçilik"e dönüşmüştür. Öğrenciler, kurumsal fabrikalar yerine, çoğunlukla İSG kültürünün zayıf olduğu küçük atölyelere (KOBİ) gönderilmektedir. Başında pedagojik formasyona sahip bir eğitici (Almanya'daki gibi) bulunmayan çocuk, üretim baskısı altındaki ustaların inisiyatifine terk edilmektedir. Mesleki yönlendirmenin 10-11 yaşa (ortaokul) çekilmesi, eğitim bilimciler açısından endişe vericidir. Erken yaşta akademik eğitimden ve soyut düşünme becerilerinden koparılan çocuklar, "ara eleman" kategorisine hapsedilmekte, dikey hareketlilik (üniversiteye geçiş) şansları fiilen ellerinden alınmaktadır. 4857 Sayılı İş Kanunu çocuk işçiliğini kısıtlasa da, 3308 Sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ile çocuklar "öğrenci" statüsünde iş yerlerine sokulmaktadır. Çocuk iş kazası geçirdiğinde veya öldüğünde, bu istatistiklere "iş kazası" olarak değil, "öğrenci kazası" veya farklı kodlarla girmekte; aileler kıdem tazminatı ve iş hukukunun korumasından mahrum kalmaktadır. ILO 182 Sayılı Sözleşmesi çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasını yasaklar. Metal, inşaat ve kimya sektörlerinde 15-16 yaşındaki çocukların "staj" adı altında çalıştırılması bu sözleşmenin ihlalidir. Türkiye'nin örnek aldığı Alman Dual Sistemi'nde, eğitici yeterliliği olmayan (AdA-Schein) işletmeye öğrenci verilmez ve devlet maaşı değil, şirket maaşı öder. Türkiye'de ise devlet maaşı öder, denetimi gevşek tutar. Tezgâhlar, koruyucu donanımlar (baret, eldiven, maske) ve makine kumanda panelleri yetişkin ölçülerine göre tasarlanmıştır. Çocuğun bu ekipmanları güvenle kullanması fiziksel olarak mümkün değildir. İş yerindeki hiyerarşi, mobbing, argo dil ve şiddet, çocuğun gelişimini travmatize etmektedir. Mevcut durumu iyileştirmek için geçici tedbirler değil, yapısal bir reform gereklidir. 14-16 yaş grubu (9. ve 10. Sınıf) doğrudan sanayi sitelerine asla gönderilmemelidir. Bu grup, Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) içinde kurulacak, MEB ve Sanayi Odaları denetimindeki "Eğitim Kampüsleri"nde, simülasyon tezgahlarında eğitim almalıdır. Stajyer öğrenci, (11. ve 12. Sınıf) sadece "Çocuk Dostu İşyeri Sertifikası"na sahip, İSG uzmanı bulunan ve kaza geçmişi temiz işletmelere gönderilmelidir. Stajyerler "Öğrenci-İşçi" statüsüne alınarak sendikal güvence ve tam kaza sigortası kapsamına dahil edilmelidir. Devlet maaş desteğini çekmeli, kaynakları denetim ve donanım desteğine kaydırmalıdır. İşveren, eğitime "yatırım" yapmalıdır. TMMOB, TTB ve Sendikalar, MESEM öğrencisi çalıştıran iş yerlerini habersiz denetleme yetkisine sahip olmalıdır. Akredite olmayan işletmelere öğrenci devri yasalarla engellenmeli, 16 yaş altı çocukların ağır sanayi tipi makinelerde çalışması (eğitim kampüsü dışında) yasalar kanalıyla engellenmelidir. Stajyer çalıştıran iş yerlerinde sertifikalı "Eğitim Koçu" bulundurma zorunluluğu getirilmelidir. "Çırak Değil Gelecek, Mezar Değil Okul!" sloganıyla, ailelerin çocuklarını hangi şartlarda işe gönderdiklerini sorgulamaları sağlanmalıdır. Türkiye, demografik fırsat penceresini "ucuz çocuk işçiliği" ile değil, "nitelikli genç teknisyenler" ile değerlendirmelidir. Meslek liseleri ve MESEM'ler, sanayinin arka bahçesi değil, eğitimin kalesidir. Yukarıda önerilen yaklaşımlar, “Denetimli Eğitim Kampüsü” modeli, adı altında toplandığında hem sanayinin ihtiyacı olan niteliği sağlayacak hem de çocukların yaşam hakkını koruyacak sürdürülebilir yoldur. Bir toplumun gelişmişliği, sanayi üretim rakamlarıyla değil, o sanayide çocukların çalışmak zorunda kalıp kalmadığıyla ölçülür. KAYNAKÇA * T.C. Anayasası, Madde 41 (Ailenin ve Çocuğun Korunması). * 3308 Sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ve 4857 Sayılı İş Kanunu. * Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO). (1973). 138 Sayılı Asgari Yaş Sözleşmesi. * Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO). (1999). 182 Sayılı En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliği Sözleşmesi. * İSİG Meclisi. (2023-2024). Türkiye'de Çocuk İşçi Ölümleri Raporu. * Federal Almanya Eğitim Bakanlığı (BMBF). Berufsbildungsgesetz (BBiG) - Alman Mesleki Eğitim Yasası. * TÜİK. Çocuk İşgücü Anketi Sonuçları. * Eğitim-Sen. (2024). MESEM Uygulamaları ve Eğitimde Ticarileşme Raporu. MUHAMMET YILDIRIM
