Mete AKOĞUZ Yazdı: Eğitim Nereye Gidiyor?
Eğitimin nereye gittiğini görmek için nereden geldiğine bakmak lazım. 12 Eylül öncesinde takiyye ile sürdürülen tarikat ve cemaatlerin örgütlenme biçimleri, o günden bugüne açıktan ve devletin desteklediği tarikat vakıfları kanalıyla örgütlenmesinin doruğuna çıkmış olarak sürdürülüyor.

Paylaş
Yazı boyutu
100%
Eğitim Nereye Gidiyor?
Mete Akoğuz
Eğitimin nereye gittiğini görmek için nereden geldiğine bakmak lazım. 12 Eylül öncesinde takiyye ile sürdürülen tarikat ve cemaatlerin örgütlenme biçimleri, o günden bugüne açıktan ve devletin desteklediği tarikat vakıfları kanalıyla örgütlenmesinin doruğuna çıkmış olarak sürdürülüyor.
Eğitimde gerçekleştirilmeye çalışılan gerici örgütlenme uzun yıllardan beri sürdürülmektedir. Çeşitli dönemlerde bazen ayaklanmalarla gün yüzüne çıkıp bazen takiyyelerle yeraltına inmesine rağmen son kırk yılı ele aldığımızda, devletin her kademesini ele geçirmiş olarak devam etmektedir. Paşaların din dersini zorunlu hale getirmesi ve Kuran’dan ayetlerle yaptıkları anayasa oylaması gezileriyle 1982 yılında açılan kapılar, o zamana kadar devlet kurumlarında takiyye yaparak gizlice örgütlenen tarikatların daha rahat hareket etmelerinin yolunu açmıştır. 82 anayasasının kabulü ve seçilen ilk hükümetle birlikte tarikatlar en üst kademelerde temsil edilmeye başlanmıştır. Bu dönemde Başbakanın Nakşibendi tarikatının toplantılarına katıldığını açıklaması, bu tür dini liderlerle Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak yapılan toplantılar, tarikatlara kapıların nasıl açıldığının göstergeleridir. O dönemde Özal’ın Milli Eğitim Bakanlığına cemaat toplantılarından arkadaşı Vehbi Dinçerler’i ataması, eğitime tarikatların yerleşmesinin en büyük adımıdır. Bu tarihten sonra da Bakan atamalarında değişiklik olmamış, tarikat ve cemaatlerinin hizmetindeki Bakanlar görevlerini layıkıyla yerine getirmişlerdir. Eğitimde yapılacak değişikliklerin ülkeyi nasıl değiştireceğini çok iyi bilmekte olan bu Bakanların, alt kadrolarda gerçekleştirdiği köklü değişikliklerin izleri çok kısa zamanda Bakanlığın en uç noktasındaki okul yöneticilerine kadar ulaşmış, liyakat, bilgi ve tecrübeyle göreve gelen yönetici sayısı neredeyse parmakla sayılacak kadar azalmıştır.
12 Eylül döneminde İmam-hatiplere ve Kur'an kurslarına tarikatların istediği hoşgörü gösterilmiş, ortaöğretimde din dersleri zorunlu hale getirilmiş ve 35 tane de yeni İmam-hatip okulu açılmıştır. Ardından gelen hükümetlerde ise, 1989 yılına kadar Özal tarafından 90, Mesut Yılmaz tarafından 23 İmam-hatip açılarak eğitimin dinselleştirilmesinin adımları atılmış, tarikatların kontrolündeki kurslar ise alabildiğine yayılmış ve kontrolden çıkmıştır. AKP'nin iktidarıyla birlikte imam-hatiplerin sayısı yıldan yıla artmış, iktidara geldiklerinde 450 civarında olan okul sayısı Milli Eğitim Temel Yasası'nda bir değişiklik yapılarak imam-hatip liselerinden mezun olanların üniversitelerin istediği fakültesine girmesi olanağı yaratılarak 1600 sayısını geçmiştir. 2012 yılında birçok ilkokulun imam hatip ortaokuluna dönüşmesiyle günümüzde 4000’e yaklaşan İmam-hatip ortaokuluyla birlikte 6000’e yakın İmam-hatip okulu olması, eğitimde nereden nereye gelindiğini açıkça ortaya koymaktadır. Devlet eliyle yapılan bu değişimin en büyük kaymağını tarikat ve cemaatler yemekte ve bu okullarda okuyan veya mezun olan her öğrenci, tarikatlara hizmet edecek potansiyel kişiler olarak yerini almaktadır. Bu okulların civarında açılan tarikat vakıflarının yurtlarında, ekonomik şartları uygun olmadığı için kalmak zorunda olan çocukların durumu düşünüldüğünde eğitim tarikat ilişkisi daha iyi anlaşılmaktadır. Önce devletin kanun ve yönetmeliklerine göre tarikat vakıflarının yönettiği resmi eğitim yurtlarıyla başlayan bu çalışmalar yeterli olmamış ki, yasa dışı özel evlerde yatılı öğrencilerle yapılan çalışmalar hızla ilerlemiştir. Yüzlerce tarikat ve cemaatin tek dertleri, genç neslin eğitimini tamamen kendilerinin yapmak istemeleridir. Şimdiye kadar bu hedeflerini oldukça yüksek oranda gerçekleştirmiş olan cemaatlerin bu kadar serbest hareket ettiği bir ülkede sonuçların ne olduğu günümüzde apaçık görülmektedir.
40-50 yıldır tüm hızıyla süren tarikatların eğitim alanındaki çalışmaları okul öncesinde subyan mektepleri vb. kanalıyla zaten serbest olarak yapılmaktadır. Okul çağında ise, nüfus müdürlüğünde kaydı olup okuma yaşına geldiği halde hiçbir okulda kaydı olmayan çocuklar için kanunun emrettiği zorunlu eğitim, yıllardır açık ilköğretime kayıt yoluyla kapatılmaktadır. Özellikle zorunlu eğitim çağındaki kız çocuklarının özel evlerde tarikat eğitimlerine devam ederek, açık ilk ve ortaokullarına yaptıkları kayıtlarla hiçbir sosyal ortama karışmadan sadece tarikatın istediği yönde eğitilmesine öncelikle Milli Eğitim destek olmaktadır.
Lise çağlarının sonuna kadar bu şekilde yetiştirilen erkek çocukların, bu aşamadan sonra tarikatların elinde daha üst eğitimler için üniversiteye girmek yerine, özellikle güney doğuda kurulmuş olan tarikatların yurtlarındaki daha derinlemesine eğitimlere yönlendirilmesiyle, binlerce gencin cemaatlerin elinde yetişmesi sağlanmaktadır. Bir kısmı da anne-babaların zorlamasıyla bu eğitimlerin içine sürüklenen çocukların, artık bir tarikat militanı olarak yönünü belirlemesinde hiçbir engel kalmamaktadır. Kızlarda ise, İstanbul ilinde hiç toplum içine çıkıp sosyalleşmeden sadece tarikat evlerinde yetişip gençlik çağlarına gelen ve evlenip yine aynı kapalı ortamda yaşamını sürdüren binlerce insandan söz edilebilir. 15 yıl önce Üsküdar ilçesinde, zorunlu eğitim çağında olup okula gitmeyen çocukların adreslerinde yapılan kontrollerde yapılan gözlemlerden yola çıkarak, o yıllardaki kapalı evlerde verilen tarikat eğitimlerinin çokluğu dikkatimizi çekmişti. Günümüzde ise, cemaatlerin kapalı eğitimlerinin düşünülemeyecek boyutlara ulaştığı söylenebilir. Tarikat ve cemaat vakıfları aracılıyla açılan eğitim kurumları ve yurtlara artık resmi izin alma gereği bile duyulmadığı için bunların kontrol edilme ihtimali tamamen ortadan kalkmıştır.
Devletin içinde çeşitli tarikatlar tarafından paylaşılmış olan bakanlıklardan Milli Eğitim Bakanlığı da zaten yıllardan beri tamamlanmış olan tarikat ve cemaatlerin iç örgütlenmesiyle yoluna devam etmektedir. Özel amaçlarla gerçekleşen birçok tarikat ve cemaatin kendi düşüncelerine göre verdiği eğitim çalışmalarına Bakanlık üst boyutta desteğini devam ettirmektedir. Tarikat yurtlarında veya dergahlarında yapılan ve çok ufak kısmı basına yansıyan birçok sapkın davranışın kontrolünde Bakanlık olarak üzerlerine düşen görevleri yerine getirmemekte, yapılan şikayetler dosya altına atılmakta veya uygun görüşteki müfettişlerin kontrolleriyle göz ardı edilmektedir. Ancak savcılığa akseden adli olayların basına yansımasıyla duyduğumuz onlarca olaya bakıldığında, arka planda bu eğitim kurumlarında ne kadar eğitimden uzak çalışmalar yapıldığı tahmin edilecektir. Küçük yaşta bu dini eğitimlerle yetişen nesillerin içinden kendilerine tam manasıyla bağlı olanların, özel olarak yerleştirildiği bazı üniversiteler ve harp okullarında yetişenlerin, devletin üst kademelerinde görev almalarının sonuçları günümüzde çok açık olarak görülmektedir. Zaten bu tarikat ve cemaatlerde yetişmiş kişilerin vali, kaymakam, savcı, milli eğitim müdürü olduğu yerlerde, cemaatlerin içinde gerçekleşen sapkın olayların örtbas edilmesi veya gençlerin tarikatların elinde oyuncak olmaları gayet doğaldır.
Kendilerinden olmayanı yok ederek ilerleyen süreçte, devletin her kesiminde olduğu gibi eğitim kurumlarından da tarikatlar ve cemaatlerinin kontrolü altında olmayan kalmamıştır. Bu eğitim kurumlarında öğretmenlik yapan ve ülkenin geleceğini kurtarmak için çaba gösteren kişilerin de artık umutlarının kırıldığını ve mücadele etmekten yorulduklarını görmekteyiz. Yapılan baskılar ve soruşturmalarla, öğrenciler üzerinde etkileri yok edilen ileri görüşlü öğretmenler çok yıpranmış, mücadeleden vazgeçmişlerdir. Birçoğu zaten imam hatip okuluna dönüşmüş olan eğitim kurumlarında gerçekleşen programlarla dini eğitimler alan öğrenciye, bilimsel açıklama yapacak öğretmenin başarılı olma şansı da zaten yok edilmiştir.
Tarikat ve cemaatlerin kurduğu vakıflara devlet ve yerel yönetimler aracılığıyla verilen desteğin üst boyuta çıktığı günümüzde, genç nesillerin bu vakıflar eliyle yapılan propagandaya kapılmaması mümkün değildir. Zaten çevrelerinde örülmüş olan bu ağın içinde, farklıyı düşünme şansı bırakılmayan yeni yetişen nesiller, kendilerine sunulan göz boyamaların esiri olarak yollarına devam etmek zorundadır.
Tarikat ve cemaatlerin yıllardır gerçekleştirdiği bu örgütlenmeler ve yasama, yürütme ve yetkinin yok edildiği bu dönemin sonunda, Cumhuriyetin eğitimde gerçekleştirdiği en önemli değişikliğe de son verilerek, zaten açık olan tekke ve zaviyelerin resmen açılmasının yakında gündeme gelmesi muhtemeldir.