Mektepli Gazete

LİYAKATTEN UZAKLAŞAN AKADEMİ BİLİME NE KADAR YAKLAŞABİLİR?

LİYAKATTEN UZAKLAŞAN AKADEMİ BİLİME NE KADAR YAKLAŞABİLİR?

Paylaş
Yazı boyutu
100%

LİYAKATTEN UZAKLAŞAN AKADEMİ

BİLİME NE KADAR YAKLAŞABİLİR?

Liyakat kelimesini Tük Dil Kurumu “Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu” olarak tanımlamaktadır. Bizde de genel anlamda bir işe yeterlilik ifadesi olarak ehliyet, liyakat vurgusu sıkça yapılır.

Kamu görevlileriyle ilgili temel kanun olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda “Devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkânlarla uygulanmasında Devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmaktır” diye hüküm altına almıştır.

Liyakatin temelinde eğitim ve yetişme yer alır. Hatta ekonominin en önemli alanlarından biri beşeri sermaye kuramı olarak adlandırılmış, eğitim ekonomisi alanında beşeri sermaye ile ilgili sayısız akademik çalışma bulunmaktadır. Buradaki yaklaşımın temeli eğitimin yetişme üzerine etkisidir. Asıl mesele ne kadar eğitim verileceği değil nasıl bir eğitim verileceğidir. Aşağıdaki kimi söylemlerin ileri düzeyde eğitim almış kişilerden geldiğini düşünürsek eğitimin cehaleti tam anlamıyla aldığını da söyleyemeyiz.

Kişisel hafızalarımızdan öteye toplumsal hafızamızın zayıf olduğu hep söylenegelir. Toplumsal hafıza ayrı bir tartışma konusudur. Buradaki amaç çabuk unutma ve hatırlamamaktır.

Özellikle akademik camiadaki kadro ilanlarındaki kayırmacılık, nepotizm liyakatsizlikten öteye anlamlar da taşımaktadır. Esası bir ahlak sorunu olan bu ilanların hakkaniyet, adalet gibi kavramlardan uzak olması ve bunların bir akademik kurumda olması gelecek açısından da düşündürücüdür.

  • Artvin Meslek Yüksekokulu Mülkiyet Koruma ve Güvenlik Bölümü’ne öğretim görevlisi ilanında Hukuk ya da işletme mezunu olması istenen öğretim görevlisi adayından ALES ve yabancı dil puanı talep edilmedi. Ancak ilana alınacak bu kişinin “Vücut Geliştirme ve Fitness Kıdemli Antrenörlük Belgesine Sahip Olması”
  • Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi tarafından verilen bir ilandaki ‘sırt çantalı turistlerin seyahat motivasyonları konusunda doktora yapmış olmak
  • Ömer Halisdemir Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nin verdiği doçent ilanına başvuru için, “Şalgamda laktik asit bakterileri, aroma maddeleri, antosiyaninler ve depolama alanında çalışmalar yapmak”
  • Süleyman Demirel Üniversitesi, Eskiçağ Anabilim dalı’na yönelik verdiği öğretim üyesi ilanına, “Pers Askeri Teşkilatı ve Kurumları ile ilgili çalışmak” gibi bir tek kişiyi referans gösteren ilanlar,
  • Hatta bu ilanlar öyle bir noktaya geldi ki ilana üniversite alınacak kişilerin adları bile yazıldı. Basın İlan Kurumu aracılığıyla bir ulusal gazetede yayımlanan öğretim elemanı ilanında Tıp, Mühendislik, Fen Edebiyat, Su Ürünleri ve İlahiyat Fakülteleri’ne altı doçent ve yardımcı doçent alımı duyuruldu. Aranan her öğretim elemanı kadrosunun karşısına alınacak kişinin doğrudan ismi yazılmıştı.

Bu örnekler neredeyse her bir bölüm ve her bir kadro için geçerli hale gelmiştir. “Kendi bölümüm, kendi fakültem, kendi üniversitem, kendi partim, kendi aidiyetim, kendi akrabam” gibi kavramalara bile evrilmiştir.

Bu tür çürümenin sonucunda ise kindar, kaba, saldırgan, hoşgörüden uzak, bilimselliğin yerini sadakatin aldığı ama liyakat olarak hak etmeyen kişilerin bu kadrolarda yer tuttuğu görülebiliyor. Örneğin mevcut rektörlerden 36’sının uluslararası hakemli dergilerde hiç makalesi bulunmaması bunu açıklamaya yeter bir ölçü. Ayrıca son günlerde kimi kendini bilmezlerin akademik unvan taşıyarak yaptıkları açıklamalar ise geldiğimiz noktanın acınacak bir hal aldığını göstermektedir:

  • “Abdest suyunun alyuvarları artırdığını” Din Kültürü ve Ahlak bilgisi kitabına yazdıranlar,
  • “Hz. Nuh’un kendisine inanmayarak gemiye binmeyen oğlunu ikna etmek için cep telefonu ile görüştüğünü” söyleyenler,
  • “Sultan Abdülhamid'i, 'Google'ı kullanan, ilk icat eden kişi' olarak tanımlayanlar,
  • “İslami olarak cumhurbaşkanına itaat etmek farzı ayın’dır. Karşı gelmek de harpten kaçmak manasına gelir haramdır” diyenler,
  • “Kız öğrencisine sosyal medya üzerinden “Senin zihniyetindeki kızlar senin zihniyetindeki öğretmenler tarafından üniversiteye gelene kadar ortaokul ve lisede patlatılarak geliyor ve hiç dile getirilmiyor.” diyenler
  • “Üniversiteler neredeyse fuhuş evleri” diyen bir akademisyenler,
  • “Erkeğin farklı illerde eşi olabilir” sözleriyle gündeme gelenler bugün akademik camiada görev yapmaktadır.

Bütün bu densizliklerin temelinde liyakatten uzak gelinen konumların bir özgüveni var kuşkusuz.

Yazımızı yaklaşık bir asır önce yaşamış Büyük Selçuklu Devleti'nin veziri ve Siyâsetnâme adlı kitabın yazarı olan devlet adamı ve siyaset bilimcisi Nizamülmülk’ün liyakat konusunda söyledikleri ile bitirelim:

“Şahsiyetsiz, asaletsiz ve faziletsiz kişileri büyük işlere memur ettiğimiz zaman bilginleri, asilleri ve faziletli kişileri kenara sürüp, onları muattal etmiş oluruz”.

Şafak Akça
Yazdı

Mektepli Gazete | LİYAKATTEN UZAKLAŞAN AKADEMİ BİLİME NE KADAR YAKLAŞABİLİR?