KURU SOĞAN MARİNAYA KARŞI
KURU SOĞAN MARİNAYA KARŞI

KURU SOĞAN MARİNAYA KARŞI
Su gibidir mafya; boşluk görmeyiversin. Bulduğu boşluktan sızar, büyür; sızıntı çağlamaya başlar. Bir bakmışız ki önemsemediğimiz o sızıntı, her yerimizi sarmış.
Genç arkadaşlarımız kızmasın; 90’ları yaşamadınız ki bilesiniz deyince yaşamadık ama biliyoruz diyorlar. Haklılar da çağ ilerledi; artık kral çıplak demek için kralı don atlet sokakta görmeye gerek yok. Elbette ki tüm teknolojik imkanlarla o yıllara dönmek kolay. Ancak o dönemi iliklerimize kadar hissetmenin, kaygının tüm aklımızı kiralamasının iç dünyamızı nasıl etkilediğini bilmezsiniz, bilmeyin de. Bir daha bu topraklar beyaz torosları, faili meçhul cinayetleri, kötüleri başka kötülerle ehlileştirmeyi, kimin doğru kimin yanlış olduğunu çözmenin bulmaca çözmekten zor olduğu o karanlık günleri göstermesin.
Göstermesin diyorum da gösteriyor. Üstelik bu sefer teknolojinin tüm nimetlerinden yararlanan yeni bir savaş biçimiyle izliyoruz olanı biteni. Kimler kimlerle, neler neler yapıyormuş; hayretler içindeyiz. Marinaya çöken mi istersin, baba kontenjanından vekil olup kokain partileri çevirenlerin cinayetle suçlanmasını mı istersin, siyasi yaşamını mafyaya teslim edip onlara bilgi sızdıran bakan mı istersin, şarkısına çektiği klibi yayınlatmak için mafyanın kapısını çalan şarkıcı bakan yeğeni mi istersin… Gelişmiş bir ülke için ne istemezsen o var, olmamalı dediğimiz ne varsa ortalara döküldü.
Bu günleri 90’lardan ayıran belki de en temel fark mafya savaşlarının da özünde sebepsiz zenginleşmenin açık ara fark ile göze çarpması. Balığın baştan koktuğu bu çürüme mafyanın da içine işlemiş. Zira en can alıcı yumruklar petrol taşımacılığı, uyuşturucu kaçakçılığı, marina işletmeciliği üzerinden vuruluyor. E mafya da haklı; bakan bakanlığını soyarken mafya da armut mu toplayacak? Vatan, millet, bayrak da bir yere kadar; mafyanın da yedi sülalesi semirmesin mi?
Hukukun gukuk olduğu bizim gibi ülkelerde vatandaş hariç herkes semirir; herkes hakkı olmayanla zenginleşir hatta haksız kazancı üzerinden savaş başlatır. Çünkü bunca çirkinliğin, kokuşmuşluğun, çürümüşlüğün içinde sade vatandaş sadece var olmaya çabalar. Çoluğunun çocuğunun rızkı için artık daha çok çalışmaya mecburdur. Çünkü onun ne çökülecek marinası, ne de ülkeler arası gezen 5 ton kokaini vardır. Sade vatandaşın kuru soğanı, azıcık aşı vardır. Kuru soğan saraylarda ya da çetelerde pek rağbet görmez. O yüzden artık kral değil, vatandaş çıplaktır.
Bu çirkinlik, bu çürümüşlük öyle 9 bin liralık musluklardan akan sularla temizlenmez. Bu lekeler konvoylarca lüks araçla gezerek çıkartılamaz. Üst üste kılınan cemaat lideri cenazelerinde içimizi ferahlatacak dualar okunmaz. Bu olan biteni sindirmek için ejder meyveli içecekler yetmez. Üç kuruş yerine on kuruşa satılan bakanlık dezenfektanları böylesi pisliklere işlemez. Daha fenası bu çukurdan bizi çıkartmak için beşli çete taşın altına elini koymaz. Kuş uçmaz kervan geçmez havalimanlarına ödenen alnımızın teri, kokuşmuşluğun zekatı olamaz. Hakkınızı helal edin deyince bu defter kapanmaz.
Bin kez dedim, bir kez daha söylemekten erinmeyeceğim.
Doğru işleyen devlet mekanizması için, adalet, hukukun üstünlüğü, adil gelir dağılımı, hak ve özgürlüklere saygı, bilim ışığının söndürülmediği eğitim olmazsa olmazdır. Medeniyet ve aydınlık, kimlere hizmet ettiği belli olmayan ama bu hizmetçilik için dini ve milli duyguları kullanan kimsenin elinde değildir. Bizi biz yapacak, hak ettiğimiz aydınlık yarınları ayağımıza serecek formül çok basit; kurucu değerlere geri dönmek; bu artıklardan medet ummamak. Eğer biz bunu beceremezsek su gibi çatlaklardan sızan mafya ya da onlarla el ele gezen kötücül iktidar ve yandaşları hunharca semirmeye ve semirirken bizi çürütmeye devam edecek. O gün gelirse helal edecek bir zerre hak da elimizde kalmayacak. Zira kuru soğan bile bize hak olmayacak.
A bu arada unutmadan; ne oldu şu 128 milyar dolar?
Didem TEMEL
Yazdı
Mayıs 2021