Köy Enstitülerinin başardıkları ve bugün yapılmayanlar
"Oysa sanat ve spor eğitimi okullarda verilen eğitimin can damarıdır. Sanat ve spor çocuğu her yönden geliştirir. Eğitimi kuruluktan kurtarır."

Mustafa Gazalcı
İlkokulu Denizli Güney’de geniş bahçeli Atatürk İlkokulu’nda okudum. Okul bahçesinde, sokakta arkadaşlarımla doyasıya oynadım.
1957’de Isparta Gönen İlköğretmen Okulu’na girdim. Okulumuz Gönen Köy Enstitüsü yerleşkesinde açılmıştı. Tınas Dağı’nın eteklerinde Gönen Ovasına uzanan yeri 1940’ta benzeri enstitülerde olduğu gibi İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç seçmişti. Araziyi iyice inceleyip, köylülerle konuştuktan sonra “Burada bir Köy Enstitüsü açılsın, köy çocukları gönensin” demişti. (1)
21 Köy Enstitüsünde yalnız enstitülü köy çocukları değil, öğretmen okulu öğrencileri, yani bizler de, okumuş, gönenmiştik.
Bizden önce okuyan enstitülü ağabeyler yerleşkede ağaçlar dikmişler, Tınas’tan su getirmişler, yapılar yapmışlar, spor alanları düzenlemişlerdi. Okulda uyku saatleri dışında top, müzik, öğrencilerin sesleri duyulurdu.
Hava güzel olduğunda beden eğitimi derslerini dışarıda, yağışlı, karlı olursa kapalı spor salonunda yapardık. En sevdiğimiz derslerdi resim, müzik, beden eğitimi.
Sporun her çeşidi vardı. Basket, voleybol, futbol... Zaman zaman sınıf takımları arasında yarışmalar olurdu.
Ayrıca 19 Mayıs bayramına aylar önceden hazırlanmaya başlardık. Müzik eşliğinde hareketler yapılırdı. Yıl boyu bu hazırlıklar Isparta’da sergilenir, çevrede çok beğeni toplardı.
Resim-iş, müzik, beden eğitimi dallarında en az ikişer öğretmenimiz vardı. Her öğrenci bir mandoline sahipti. Kimi öğrenciler yalnız mandolin değil saz, keman gibi başka çalgılar çalardı.
Hep birlikte halk oyunları oynardık. Harmandalı, Tavas, Muğla, Gönen, Balıkesir Bengisi en sevdiğimiz halk oyunlarıydı.
Gönen İlköğretmen Okulunda kazandığımız bu alışkanlıklar hep sürüp gitti, atandığımız yerlerdeki öğrencilerimize de öğrettik.
HER ÖĞRENCİ RESİM YAPABİLİR
Bir gün resim dersinde bir arkadaşımız “Efendim ben resim yapamıyorum, yeteneğim yok” deyince, resim öğretmenimiz o arkadaşı tahtaya kaldırdı. Bir düz çizgi, bir eğri çizgi, bir de yuvarlak çizdirdi. Arkadaş çizdi. Hepimiz merakla bakıyorduk. Öğretmen “Bunları yapabilen herkes resim yapabilir” dedi. Hepimize güven geldi.
Gerçekten de hepimiz resim yaptık. Kimi yetenekli arkadaşlarımız kendilerini geliştirdi, Yüksek Öğretmen Okuluna gitti. Yalçın Gökçebağ, Şekip Oğuz gibi aramızdan ülke çapında sanatçılar çıktı.
İş dersimizi okul binasından ayrı işevimizdeki atölyede yapardık. Ben pergel, cetvel, gönye gibi ders araçlarını yaptım, kitap ciltlemeyi öğrendim.
Okulda sık sık kültürel etkinlikler olurdu. Şiir okuma yarışmaları yapıldığını, temsiller sahnelendiğini anımsıyorum. Ayrıca küçük sınıflardan başlayarak bizlerin de bir şeyler yapması istenirdi. Örneğin Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Yolcu ile Arabacı” şiirini sınıf arkadaşım Ömer Ünsal’la birimiz arabacı, birimiz yolcu olarak sınıf günümüzde oynadık. Sınıf öğretmeni beğendi, aynı gösteriyi 16 Mart Öğretmenler Günü bütün okul öğrencilerine sergiledik.
Sınıf ve okul kitaplığından rahatça yararlanır, bol bol kitap okurduk. Okuduğumuz kitapların özetini çıkarırdık. Türkçe öğretmenimiz, Sait Faik, Ömer Seyfettin gibi yazarların öykülerini sınıfta okuturdu.
Bir öğretmenimizin isteklendirmesi ve desteğiyle günlük tutmaya başladık. İlk günlüğümü 13 yaşımda yazdım. Bu alışkanlığımı her gün yazamasam bile bugüne değin sürdürdüm.
Bir öğretmenimiz yaz dinlencesinde memleketimizde söylenen manileri derlememizi söyledi. Hepimiz köylerindeki yaşlılara manileri söyleterek ödevimizi yaptık.
KÖY ENSTİTÜLERİNDE SANAT EĞİTİMİ
Köy Enstitülerindeki sanat eğitimi ilköğretmen okullarına göre daha geniş çaplıydı.
Enstitülerde Marangozluk, Yapıcılık, Demircilik, Dokumacılık, biçki, dikiş, nakış gibi meslek dalları vardı. Öğrenciler dönüşümlü olarak bu meslekleri iş içinde öğrenirdi.
Aksu Köy Enstitüsü, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlı Pakize Türkoğlu enstitülerdeki sanat eğitimi konusunda şunları söylüyor:
“Köy Enstitülerindeki sanat ve iş eğitimi hem yöntem hem felsefedir. Tüm derslerin iş içinde, kendi işleri içinde yapılmasını önerir. Doğal olarak sonunda üretim de olur.
Enstitü eğitimi, bireyin eğitimi açısından çok yönlü bir eğitimdir. Çocuğu, zihinsel, bedensel duygusal ve ruhsal yönden etkileyerek yetenekleri son sınırına kadar geliştirici bir ortam yaratır. Çağdaş eğitimin bugünkü gereksinimi de böyle bir ortamdır.” (2)
Beşikdüzü Köy Enstitüsü çıkışlı, müzik öğretmeni Şükrü Velioğlu, müzik ve yüzme ile ilgili şunları anlatıyor:
“Okula başladığım günlerde en çok dikkatimi çeken husus, ders ve iş saatleri dışında, hemen okulun her köşe ve alanından gelen enstrüman sesleriydi. Keman, mandolin, akordeon (bazen müzik evinde piyano) ve doğal olarak yerel çalgılar kemençe, dilli-dilsiz kavallar, bağlama, saz vs. Kendi kendime ‘Evet, ben de bir enstrüman çalmayı öğreneceğim’ dedim. Sonradan bana da bir keman verdiler.
Derslerimizi işleyip bitirir, denizde bolca yüzer, ağlarımızla balık tutardık.” (3)
İvriz Köy Enstitüsü çıkışlı, yazar Mevlüt Kaplan şöyle diyor:
“Sabahları bir gün mandolin, akordeon eşliğinde ulusal oyunlar oynanıyor, ikinci gün spor yapıyorduk.
Cumartesi günleri akşam çevre köylerin de katılımıyla -eğlenceler düzenleniyor, oyunlar, piyesler oynuyor, şiirler okuyor, marşlar, türküler söylüyorduk.
Halkevlerinin yayımladığı yirmi beş kadar sanat, edebiyat, kültür dergisi geliyor, onlara şiir, öykü gönderiyorduk.” (4)
Akçadağ Köy Enstitüsünde okuyan sanat eğitimcisi Prof. Zafer Gençaydın enstitüsündeki sanat eğitimini şöyle anlatıyor:
“Eğlence veya oyun araçlarına dek neredeyse tüm gereksinmelerini kendileri sağlayan ve ‘yaşamlarını kendi yarattıklarıyla dolduran’ öğrenciler için ders çalışmak, okumak, spor yapmak yaşam biçimi haline gelmişti.
1., 2. ve 3. Sınıf öğrencileri için kendilerini tanıyıp ‘ifade ederek gerçekleştirme’ ortamı hazırlayan, ortak bilinç, duygu etkinlikleri ile kazanılan yarışmalar öğrenci üzerinde derin izler bırakmaktaydı.
Kitap, malzeme olanakları ve yarattıkları olağanüstü sanat iklimiyle içinde yetişme olanağı bulduğum ve yaşamıma anlam kazandıran resimhane bir okul atölyesinden çok, içindeki kitaplığı, duvarlarındaki tıpkı basımlarıyla küçük bir güzel sanatlar fakültesi gibiydi.” (5)
Pulur Köy Enstitüsü çıkışlı, ressam Mustafa Ayaz, enstitülerdeki eğitimle ilgili şunları belirtiyor:
“Köy Enstitüleri sadece eğitim veren bir okul değildi. Yaşamı, sosyalleşmeyi, bilim ve sanatı destekliyordu. Tümüyle sosyal yaşamı okula taşımıştı.
Köy Enstitüleri olmasaydı ben de olmayacaktım. Türkiye’nin yüz akı yazarları, müzisyenleri, ressamları olmayacaktı.” (6)
Köy Enstitülerinde özgür okuma saatleri vardı. Öğrenciler bol bol ders kitapları dışında roman, öykü, deneme, şiir gibi sanat türlerinden okurlar, yazmaya özendirirlerdi.
Pazarören Köy Enstitüsü çıkışlı Emin Özdemir, “Köy Enstitülerinde kitabın yeri ekmekten önce gelirdi” diyor. Her enstitünün zengin sınıf ve okul kitaplığı vardı.
Yerli ve yabancı soyyapıtlar (klasikler) okunurdu.
Enstitülerde görülen uygulamalı sanat ve spor eğitimi sonucunda edebiyat, sanat, spor, müzik, resim ve başka alanlarda ülke hatta dünya çapında kişiler yetişti.
Bunlardan roman ve öykü alanında Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Talip Apaydın, Mehmet Başaran, Dursun Akçam, Ali Yüce ve daha niceleri sayılabilir. Ressam Mustafa Ayaz, Zafer Gençaydın ve niceleri… Yazar Kemal Ateş, Olimpiyat şampiyonu Kızılçullu Köy Enstitülü çıkışlı Ahmet Bilek’i “Sessiz Şampiyon” adıyla romanlaştırdı. (h20 Kitap)
GÜNÜMÜZDE OKULLARDA SANAT EĞİTİMİ
Günümüzde ilk ve ortaöğretim okullarında sanat, spor eğitimi son yıllarda giderek önemini yitirdi. Resim, müzik, beden eğitimi derslerinin ders saatleri azaldı.
Kentlerde bahçeli, spor alanlı okullar yerine apartman okullar açıldı. Birçok okulda spor alanı, salonu yok. Öğrenci sınavlara hazırlamaktan, test çözmekten sanat, spor etkinliklerine katılmaya zaman ayırmıyor.
Bu konuda 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi dergisinde Tarık Yazar, Tamer Aslan ve Sadık Şener’in ortaklaşa yazdığı “Eğitim sorunu olarak ilk ve orta öğretim kurumlarında sanat eğitimine olan ilgisizlik sebepleri” adlı incelemede şu saptamalara yer verilmiş:
“Okullardaki fiziki şartlarla eğitim-öğretim programları birbiriyle ilişkilidir. Okullarda atölyeler olmadığı için sınıf ortamlarında ders gereği gibi yapılamamaktadır. Okul idarecilerinin atölye sorununu çözmesi görsel sanatlar dersine olan ilginin artabilmesi için önemlidir. Sanat eğitimin genel eğitim içinde hak ettiği yeri alamaması öğrencilerin yaşamlarını sınavlara yönelik olarak sürdürmek zorunda kalması, programların güncellenmemesi, program hazırlayıcıların gerekli hazır bulunurluk düzeyine sahip olmaması ve haftalık ders saatlerinin az oluşu önemli sorunlar arasında yer almakta ve durum derse olan ilgiyi de azaltabilmektedir. Öğrencilerin derse olan ilgisizliği, üniversite sınavlarında sanat eğitimi ile ilgili soru olmayışı, hazırlık aşamasında bu dersin gereksizliğini ortaya koyarak ilgiyi azaltabilmektedir.” (7)
SANAT EĞİTİMİNE İLGİSİZLİK NEDENLERİ
Aynı yazıda Görsel Sanatlar öğretmenlerinin “İlk ve Ortaöğretimde Sanat Eğitimine Olan ilgisizlik Sebepleri Nelerdir?” sorusuna verdiği öncelik sırasına göre 10 yanıt şöyle:
“1) Ailelerin dersi önemsememesi.
2) Öğretmenlerin çalışmalarda yetersiz kalması.
3) Ders saatinin yetersizliği.
4) Araç-gereç yetersizliği ve malzemelerin pahalılığı.
5) ÖSYM sınavlarında sanatla ilgili soru olmayışı.
6) Ailelerin ekonomik durumunun yetersizliği.
7) Dersin içeriğinin öğrencinin seviyesini aşması.
8) Sanat eğitimi atölyelerinin okullarda olmayışı.
9) Ailelerin çocuğun etkinliklerini yapması.
10) Derse karşı “Olmasa da olur” mantığının varlığı.” (8)
Başkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Görsel Sanatlar ve Tasarım Bölümünden Dr. Eylem Tataroğlu’nun 1975-2011 resim ve sanat derslerinin yıllara ve okullara göre değerlendirilmesinin yapıldığı yazının sonuç ve öneriler bölümü şöyledir:
“1. Yapılan araştırmada geçmişten günümüze resim ve el-işleri, sanat eğitimi, resim-iş eğitimi, resim ve görsel sanatlar gibi isimlerle ele alınan dersin adı kadar haftalık ders çizelgelerindeki ağırlığının da değişken olduğu ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki geçmişten günümüze dersin saati haftada 4 saatlerden 1 saate kadar indirilmekle kalmamış; ortaöğretimde özellikle de son yıllarda yapılan düzenlemelerle adeta ders programlarının dışında bırakılabilmesinin de yolu açılmış ve seçmeli ders konumuna getirilmiştir. Bu nedenle görsel sanatlar dersinin haftalık ders saati tüm kademelerde en az iki saate “zorunlu ders” niteliği ve kapsamında çıkarılmalıdır.
2. Atatürk’ün sanatla ilgili en yaygın ve bilinen özdeyişi “Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir” biçimindedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 2000’li yıllardan sonra yapılan yeni düzenleme ve öğretim programları değişikliklerine rağmen daha hızlı bir şekilde hayat damarlarından birini kaybetmiştir. ...Sanat eğitiminin ağırlığını diğer alanlar üzerindeki etki ya da baskısını göz ardı etmeden ülkenin sanat eğitimi politikası derhal yeniden oluşturulmalıdır.” (9)
SONUÇ
Okullarda sanat ve spor eğitimini ilköğretmen okulunda yaşadıklarımdan, Köy Enstitülerindekini orada okuyanların gözlemlerinden, günümüz okullarındaki ise iki araştırma yazısından yararlanarak anlatmaya çalıştık.
Enstitülerde ve ilköğretmen okullarında sanat ve spor eğitimi iyiyken, günümüz okullarında önemi giderek azalmıştır.
Oysa sanat ve spor eğitimi okullarda verilen eğitimin can damarıdır. Sanat ve spor çocuğu her yönden geliştirir. Eğitimi kuruluktan kurtarır.
Bunun için okulların altyapısı her türlü sanatsal etkinliklerin, derslerin uygulanmasına göre yapılmalıdır. Ders programlarında yeterince sanat, spor dersleri olmalıdır.
Sanat ve spor yapan öğrencilerin okul ve yaşam başarıları artar.
Sanat ve spor yalnızca yetenekli kişilerin ürünlerini izleyerek gelişemez. Öğrenciler sanatı ve sporu yaşamalıdır. Okulların dışında yerel ve genel yönetimler okul dışı alanlarda da sanat ve spor alanları, ortamı yaratmalıdır. Her isteyen her yaşta parasız sanat ve spor yapabilmelidir.
Kaynakça:
1- Gönen (Isparta) Köy Enstitüsü Açılırken, İ. Hakkı Tonguç, Kitaplaşmamış Yazılar, Köy Ens. ve Çağdaş Eğitim Vakfı. S:167- 174
2-Mustafa Gazalcı, 21 Köy Enstitüsü, Çınarlar Anlatıyor, Bilgi Yayınevi, 2021, s:48
3-agy. s:81
4-agy. s:267
5-agy. s:29-31
6- agy. s:391
7- Tarık Yazar, Tamer Aslan , Sadık Şener, Sanat Eğitimi Sorunu Olarak Ülkemizde İlk ve Orta Öğretim Kurumlarında Sanat Eğitimine Olan İlgisizlik Sebepleri,
19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2014
8- agy.
9- Dr. Eylem Tataroğlu, Başkent Üniversitesi, Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Görsel Sanatlar ve Tasarım Bölümü elektronik Sosyal Bilimler Dergisi www.esosder.org Electronic Journal of Social Sciences ISSN:1304-0278 Kış-2012 Cilt:11 Sayı:39 (408-425) Winter-2012 Volume:11 Issue:39