Mektepli Gazete

'KENDİ KENDİNE İTDİĞİN ADEM BİR YERE GELSE İDEMEZ ALEM'

'KENDİ KENDİNE İTDİĞİN ADEM BİR YERE GELSE İDEMEZ ALEM'

Paylaş
Yazı boyutu
100%

“KENDİ KENDİNE İTDİĞİN ADEM BİR YERE GELSE İDEMEZ ALEM”

Uluslar da kişiler gibi kendi kaderlerini yazarlar. Üstelik bunu yaparken dışardan da destek almazlar; konuları yanlış okumak, gözlerin kapalı oluşu, kendi derdine düşmek gibi basit sebeplerin sonuçlarıdır bunlar.

Gelin son dönem Türkiye’sine biraz yukarıdan bakalım; bakalım kendi kendimize neler yapmışız.

Ahlaksızlığın alkışlandığı, güçlünün her daim haklı olduğu, hukuksuzluğun kanun olduğu, kolay para kazanmanın şiar edinildiği, itibar tacirliğinin ticaretin her alanına sirayet ettiği bir yığın var artık elimizde. Bir fotoğraf karesine sığıyor üstelik bu çürüme; maşallah her dolandırıcı önce AKP koridorlarında geziyor, devlet büyükleri ile fotoğraf çektiriyor, itibar kazanıp itibar satıyor. Sonrası malum; koridordan çıkıp üç kuruşunu değerlendirmek isteyen yüzlerce vatandaşın umutları ile oynanıyor. Kimisi kaçıyor, yeni fotoğraflar ile gündeme düşüyor; kimisi pudra şekeri deyip aklımızla dans ediyor.

Devlet büyüklerinin açıklamaları hep aynı, ‘tanımıyordum!’. 104 emekli generalin yedi sülalesinin dün akşam ne yediğini bilenler; makam odalarında gülümseyerek poz verdiklerini tanımıyor. Bunca ahlaksız, o makamlara elini kolunu sallaya sallaya giriyor.

Tabi balık baştan kokuyor. Taze bakan göğsünü gere gere koruma altındaki bir yavrumuzu ifşa edip, onun nefsi üzerinden oruç pazarlıyor. Eski bakan, kendi ticaretini kendi bakanlığını soyarak yapıyor. Ateşli bakan, kağıt toplayan garibana sokağa çıkma yasağını ihlalden ceza kestirirken kendisi yüzlerce insanla cemaatçi cenazesi tertip ediyor. Jet atama banka başkanı ekrana çıkıyor, rezervleri altına çevirdik diyor ama matematik bilmiyor. Diyanet işleri sorumlusu açlığın imtihan olduğunu salık veriyor; Peygamber efendimizin şatafattan uzak hayatını görmezden gelip milyonluk arabasına binip gidiyor…

Çürümüşlüğün, kokuşmuşluğun dik alası…

Şimdi içerdeki sahne bu; acınası ve üzülesi bir dünya değişim, yozlaşma. Minare için hep bir kılıf telaşı ile günü kurtarma.

Derdi kendi refahı olanlar, ülke çıkarına vakit bulamıyor. Sonra çıkıyor ABD Başkanı, 1915 olayları için soykırım diyor; ama ağzımıza da bir parmak bal çalıyor. Soykırım diyeceğim ama söz haziranda buluşalım! Türkiye’nin itibarı yine bir başka bahara kalıyor.

Saatler, ayakkabı kutuları, para sayma makinaları arasında kaybolup gidiyor ‘soykırım’ ithamı. Kendini aklamak için lobilerle anlaşanlar; 2019’dan beri büyüyerek gelen soykırım dalgasına kör ve sağırlar. Dünyanın öbür ucuna cami yapmaya para bulanlar, aklı başında tarihçilerimize finansal destek sağlamamış; böylesi önemli bir konu için kendi kurulunu kurmamış, ellerini önünde bağlayıp Biden Efendi’nin iki dudağı arasına kitlenmiş.

Neden, ne için?

Türkiye Cumhuriyeti, çok badireler atlatmış ancak hiç bu kadar ‘kendine Müslüman’ ile yönetilmemiştir. Bir avuç mutlu azınlığın değirmenine hiç bu kadar su taşınmamıştır. Yöneticilerinin gözleri hiç bu kadar kör, kulakları hiç bu kadar sağır olmamıştır. Tarihi soykırımlardan geçilmeyen ABD’nin önünde bu sessizlik; iki sosyal medya mesajı ile geçiştirilemez.

‘Kendi kendine itdiğin adem, bir yere gelse idemez alem’ demiş 2. Bayezid Han. Yani kendimize ettiğimizi bütün dünya bir araya gelse yapamaz. Öyle de oluyor; bu sessizlik ve tepkisizlik birilerine kısa vadede kazandıracak olsa bile bir ulusun itibarı pansumanlara bırakılamaz. Siyasetçilerin susup, bilim insanlarının konuşması gereken böylesi önemli bir konu hızla ve çok büyük ciddiyet ile ele alınmalı. Lobicilik ise en iyisi, kınama ise en yüksek seslisi akıl ve bilim ışığında yapılmalıdır. Ve artık bir avuç mutlu azınlık değirmenindeki su ile tatmin olmalı; gerçek vazifelerine geri dönmelidir.

Bir özür dilenecekse ileride ecdadımızdan dilemek durumunda kalmamalıyız.

Didem TEMEL
Yazdı
Nisan 2021

Mektepli Gazete | 'KENDİ KENDİNE İTDİĞİN ADEM BİR YERE GELSE İDEMEZ ALEM'