KAFAMDA DELİ SORULAR
KAFAMDA DELİ SORULAR

Basında Doğa Kolejlerinin durumu haber oluyor sürekli, maaş alamayan öğretmenler, dersleri boş geçen öğrenciler, tonlarca para vermiş fakat büyük hayal kırıklığı yaşamış veliler ve seyirci kalan MİLLİ Eğitim…
MİLLİ…….
Milli mi gerçekten?
Eğitim, çok uzun zamandır dümeni kırık gemi misali savruluyor. Cumhuriyetin kuruluşundan beri her gelenin yeniden dizayn ettiği ve iki ileri bir geri mehter takımı gibi ilerlemeye çalışırken aslında olduğu yerde sayıyor.
Millet uzayda yaşam formlarını araştırırken, biz veliler iyi eğitim veren okul araştırıyoruz.
Doğa Kolejlerinin bu yıl yaşattığını, İstanbul Beykent Kolejinde bizler geçen sene yaşadık.
Öğretmenlere kızsak, eğitim bu dersleri boş bırakmayın desek, aylardır para alamadık, evimize ekmek götüremiyoruz dediler, hak verdik.
Çocuklar okula gidip saatlerce boş boş oturdular. Dersler boş geçince sıkılıp okula gitmeyi de bıraktılar.
Okul yönetimine gittiğimizde her şeyin yolunda olduğunu ve hiçbir sorun olmadığını yüzsüzce iddia ettiler.
Sonunda onca parayla rezil olduk, veliler de öğrenciler de ve koskoca bir yıl bomboş eğitimsiz geçti.
Bu süreçte her yere şikâyetlerimizi yapmamıza rağmen hiçbir sonuç alamadık. Milli Eğitime şikâyet ediyoruz, müfettiş gönderiyorlar, ne hikmetse müfettişin geleceğinden okul yönetiminin bir şekilde haberi oluyor ve öğretmenleri maaşlarını hiç vermemekle tehdit ederek derse sokup görünüşte ders işleniyor sahnesi yutturuluyor müfettişlere ve hiçbir işlem yapılamadan geri dönüyorlar böyle böyle aylar geçti. Hiçbir şey yapılamadı.
Okulu alan şahsın bağlantıları da çok manidardı.
Birkaç iyi eğitim kurumu da başkaları tarafından satın alındıktan sonra tıpkı Doğa ve Beykent Kolejinin akıbetini yaşadı.
Bütün iyi eğitim kurumları aynı yöntemle batırılınca kafamda deli sorular uçuşmaya başladı.
Bu bilinçli mi yapılıyor, maaşlar ödenmeyince öğretmen derse girmiyor, öğrenci hiç eğitim alamıyor ve okulun adı veliler arasında kara listeye alınıyor.
Bilinçli olarak eğitim karanlık çağa mı geri çekiliyor?
Çünkü bu okulların yaşadığı mağduriyet, yeni sahipleri satın aldıktan sonra oluyor ve bu yeni sahiplerin iş siyasi ve diğer bağlantıları çok manidar…
Eğitimin ne kadar önemli olduğunu Fetö saldırısında gördük.
Senelerce Anadolu’nun zeki çocuklarını toplayıp toplayıp kendi eğitimlerini verdikleri okullara götürüp en iyi şekilde yetiştirdiler ve sonra memleketin her bir damarına kadar yerleşip darbe planlarını uygulamaya koydular.
Eğitimi elinde tutan, ülkeye ve geleceğe şekil verir, bunu en net şekilde gördük.
Bir yazar olarak, yayınevleri ile son iki yıldır kâğıt fiyatlarının aşırı yükselmesi sebebiyle basılamayan kitapları konuşuyoruz. Döviz kuru sabit kalırken kâğıt fiyatlarının sürekli yükselmesinin sebebi nedir diye sohbet ederken yine kafamda deli sorular...
Kağıt arttıkça kitap basımı azalıyor. Az sayıda kitap basanlar da popüler fenomen ve içi boş kim varsa sırf takipçi sayıları yüksek diye saçma salak kitaplarını basıp para kazanmaya çalışıyorlar. Kitaplardaki içeriğin rezilliğini görenler ikinci kez almayınca başka takipçi sayısı yüksek kişilere koşup onların kitaplarını basıyorlar.
Bu da toplumu köreltiyor yozlaştırıyor.
Eğitim ardından kâğıt piyasası nedeniyle yayın dünyası değişik bir saldırı altında bana göre ve bilinçli bir şekilde toplum cahiliye dönemine geri çekilmek isteniyor.
Saldırı gizli, planlı ve bilinçli bana göre, hedef direk eğitim ve çocuklar üzerinden geleceğin karanlık dizaynı.
Ve bu yaşadıklarımız kaynayan suda ki kurbağa hikayesini hatırlatıyor bana.
Bir arkeolog olarak bir ayrıntıyı özellikle hatırlatmak istiyorum.
Burası Anadolu, bu toprakların farklı özellikleri var ve bir gün sağlam sirkeler özüne geri döner.
Bu toprakları hiç kimse değişik oyunlarla hain planlarla karanlığa hapsedemez.
Nasıl mı?
Biraz tarih okuyun derim…