Mektepli Gazete

İŞTE TÜRKİYE’NİN ÜNİVERSİTE GERÇEĞİ...

Türkiye'deki üniversitelerin uluslararası arenada akademik başarı sıralaması her geçen gün düşmeye devam ediyor. Türkiye'nin en iyi üniversiteleri olarak bildiğimiz pek çok üniversite 2021 yılı itibariyle ilk 500 üniversitenin içinde dahi yer almıyor. Bunun en büyük nedenlerinden biri ise, birçok üniversitenin öğretim üyesi bakımından da kısır durumda olması

Paylaş
Yazı boyutu
100%

İŞTE TÜRKİYE’NİN ÜNİVERSİTE GERÇEĞİ

Türkiye'deki üniversitelerin uluslararası arenada akademik başarı sıralaması her geçen gün düşmeye devam ediyor. Türkiye'nin en iyi üniversiteleri olarak bildiğimiz pek çok üniversite 2021 yılı itibariyle ilk 500 üniversitenin içinde dahi yer almıyor.

Bunun en büyük nedenlerinden biri ise, birçok üniversitenin öğretim üyesi bakımından da kısır durumda olması. OdaTv'de yer alan habere göre, üniversitelerin akademik başarılarının giderek azalmasının nedenlerinden biri de son yıllarda bir hükümet politikası olarak, kurulan üniversitelerin, bilimsel verimliliği artırmaktan ziyade, bulunduğu ilin ya da ilçenin "ekonomisini" canlandırmayı amaçlaması.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın, Boğaziçi Üniversitesi’ne Prof. Melih Bulu’yu rektör olarak atamasına yönelik tepkilerle birlikte üniversitelerin akademik özgürlüğü ve başarısı da gündemde. Atanmış Rektör Bulu, Boğaziçi Üniversitesi’ni ilk 100'e sokacağını iddia ediyor. Ancak hem Boğaziçi'ne hem Türkiye'ye baktığımız zaman, görüyoruz ki, üniversitelerin nitelikleri giderek düşüyor. Örneğin, 2012 yılında Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör seçilen Prof. Gülay Doğu Barbarosoğlu, 4 yılda Boğaziçi'ni 139. sıraya kadar taşımıştı.

Ancak 2016 yılında Erdoğan, Boğaziçi'ne AKP Eskişehir Milletvekili Emine Nur Günay'ın kardeşi Prof. Mehmed Özkan'ı atandı ve Mehmed Özkan, görevini Melih Bulu'ya devrettiğinde Boğaziçi'nin uluslararası sıralaması 601-800 arasındaydı!

Yine önemli üniversite sıralamalarında da durum aynı, değişen bir şey yok: Türkiye'deki üniversitelerin sıralamadaki yerleri her yıl düşmeye devam ediyor. Peki bunun nedenleri neler?

HER İLE BİR ÜNİVERSİTE

AKP iktidarının üniversitelere dönük en kritik hamlesi: Her ile bir üniversite anlayışıydı. Türkiye'de 2020 yılı itibariyle toplamda 203 tane üniversite bulunuyor. Bu üniversitelerin 130 tanesi devlet üniversitesi, 73 tanesi de özel üniversite durumunda.

Ancak üniversitelerin sayısı çoğaldıkça bilimsel nitelikleri düşüyor. Birçok üniversite öğretim üyesi bakımından da kısır durumda. Zira kurulan üniversiteler, bilimsel verimliliği artırmaktan ziyade, bulunduğu ilin ya da ilçenin "ekonomisini" canlandırmayı amaçlıyor.

Üniversitelerdeki sorunun bir de "akademisyen" boyutu var. Doçentlik başvuru ve değerlendirme sistemleri "bilimsel liyakat"tan bir hayli uzak ilerliyor.

"Yükselme ölçütü" olan kadrolara atanma veya doçentlik sınavı da gittikçe niteliği düşen konuların başında geliyor. Doçentlik dosya kriterinde, "uluslararası kongrede sunum yapmak" şartı bugün Türkiye'de şirketlerin "ticari" anlayışıyla ve "göstermelik" olarak düzenlenirken, bu kongrelerde "Türkçe" sunumların yapılması ayrı bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkıyor.

AYNI EKİPLERE PROJE DESTEĞİ

Bilimsel yayınlar da başka bir sorun olarak bugün ülke gerçekliği olarak önümüzde duruyor. Onlarca sahte dergi, belirli ücretler karşılığında yayın basıyor. Tezlerin büyük bölümü de belirli şirketler üzerinden yabancı dille kitap halinde basılıyor. Uluslararası Standart Kitap Numarası (ISBN) da yine söz konusu şirketler tarafından karşılanıyor.

Bugün nitelikli bir akademisyenin aldığı maaş da tartışma yaratıyor. Çok az bir maaş alan akademisyenler ancak bilimsel destek projeleri ile kendilerine ek kaynak yaratabiliyor. TÜBİTAK'ın "desteklerine" ulaşamayan bu akademisyenler, TÜBİTAK'ın tekelleştiğini, hep aynı ekiplerin TÜBİTAK'tan projelerini "onaylatıp" ödenek aldığını savunuyor.

Bu şekilde bilimsel liyakatın hakim olmadığı üniversiteler, niteliksiz akademisyenlerle doluyor. Doçentliği kapan söz konusu kişiler, ileride "Profesör" kadrosuna geçmeye hazırlanıyor. Böylece eğitimin niteliği daha da tartışılır hale gelecek.

Başarılı akademisyenler ve öğrenciler geri plana itilirken, tartışmalı atamalarla, liyakatten yoksun kişilerin "yükselmesine" sahne olunuyor.

Sorun yalnızca bir rektörden ziyade akademinin bütünü. Zira, akademinin, bir bütün olarak bilimselliğini geri kazanmasından başka şansı bulunmuyor. Melih Bulu bir neden değil, yalnızca basit bir sonuç.


OdaTv

Mektepli Gazete | İŞTE TÜRKİYE’NİN ÜNİVERSİTE GERÇEĞİ...