Mektepli Gazete

IŞIK OLMAK İÇİN

1950'li yılların sonlarıydı ... Henüz okula yeni başlamıştım. Anadolu'yu bir baştan diğerine karayolu ile yılda birkaç kez kat ederdik.

Paylaş
Yazı boyutu
100%

1950'li yılların sonlarıydı ... Henüz okula yeni başlamıştım. Anadolu'yu bir baştan diğerine karayolu ile yılda birkaç kez kat ederdik.

İstanbul'dan, Erzurum’a..

Ben arabanın arka koltuğunda, başımı cama dayar, geçtiğimiz köylerin isimlerini okuyup, hayallere dalardım. Orta Anadolu'nun boz renkli köylerinden geçerken hep bir köy öğretmeni olmayı düşlerdim.

Benim köyüm ne dağ ne de orman köyü idi, toprak renkli evlerden oluşurdu. Elektriği, suyu yoktu, içinde birkaç cılız ağaç ve alabildiğince yoksulluk barındırırdı. Büyüdüğümde, böyle bir köyde öğretmen olmak ve köy çocuklarını eğitmek isteği yıllar boyu süren en canlı hayalim oldu.

….. Çünkü öğretmenlik en kutsal meslek, öğretmen en değerli insandı benim için.

….. Çünkü o yıllarda küçük kalpler bile vatana, millete sevdalıydı… İdealizmin onurunu taşırdı.

O günler Atatürk Türkiye’sinden kalma günlerdi… Cumhuriyet değerlerini kendi kimliği ile bütünleştirmiş Cumhuriyet öğretmenlerinin emekleri ile güçlenen, küçük yüreklerin umut dolu Türkiye’si.

Yıllar geçti, öğretmenlik mesleğinin önemi, değeri gözümde giderek daha da büyüdü...

Altı yaşında Erzurum'da başladığım ilkokuldaki öğretmenimin gülen yüzü, daha sonra Ankara'daki okulumdaki olağanüstü öğretmenimin insanlık dersleriyle dolu eğitim anlayışı ve o ilkokullara özgü “okul kokusu” içimde özlemle dolu bir burukluk olarak kaldı...

İlkokul öğretmeni olamadım, üniversite öğretim üyesi oldum... Ama köy öğretmeni olmadığım için çok farklı ve zengin anılar biriktirme olanağından yoksun kaldığıma hep inandım. Bunun eksikliğini öğretmen arkadaşlarımın anılarını dinleyerek, bu konuda yazılanları okuyarak gidermeye çalıştım.

Ne yazık ki artık köy okulları yok, fedakar köy öğretmenleri de… Köyü öğretmenden alıp, Amerikan ajanlarına ve imamlara teslim ettiler. Artık köylerde elektrik var ama IŞIK yok… aydınlanmanın ışığı yok….

Yıllardır eğitimi tartışıyoruz. Sistemi, ders programlarını, kitapları, ders saat ve içeriklerini… En az tartıştığımız İse ÖĞRETMEN.

Öğretmen konusunun sadece atamalar ve gelir yetersizliği ile gündeme oturtulması doğru mu?

İdealizmin, materyalist dünya görüşüne ezdirildiği bir düzende öğretmenin duygu ve düşünce dünyasının hiç önemi yok mu? Öğretmen yetiştirme yöntemlerinin tartışılması gerekmez mi? Herkes öğretmen olmalı mı? Diploma almakla öğretmen olunuyor mu? Ve daha onlarca soru sormak mümkün.

Oysa Eğitim demek, ÖĞRETMEN demektir. Eğitimdeki tüm yetersizlikler, siyasi sapkınlıklar, bilim dışı yönlendirmeler aydınlık öğretmen kadrolarının gücü ile aşılabilir.

Öğretmen küçük yaşta kendisine emanet edilen taze yürekleri sevgi, saygı, dürüstlük, hoşgörü ve vatan sevgisi ile yoğurup, şekillendirebilme gücüne sahip tek varlıktır.

Öğretmen, çocuklarımızı tarikat tuzaklarına karşı koruyabilecek, onlara düşünmeyi, sorgulamayı ve bilimin değerini anlatacak bir insanlık mimarıdır.

Öğretmen, sadece sözleriyle değil, davranışlarıyla da “insan olmanın” inceliklerini özümsetecek örnektir.

Öğretmen, “öğretici” değildir… yaşamın canlı, gerçek rol modelidir.

Böyle öğretmenler yetiştirdiğimizde “değerler eğitimi dersi”ne ihtiyaç kalır mı?

Kendi öğretmenimi bir kez daha hatırladım. Sınıfta yanlış yapan öğrencisini azarlamayan, onurunu kırmamak için onu sınıfın dışında uyaran, asla öğrenci ayırmayan, sevgi dolu ama saygınlık uyandıran, incitmeden doğruyu öğreten, dürüstlüğü ödüllendiren sevgili öğretmenim…

Böylesine değerli çok sayıda öğretmenin varlığı ile ayakta kalan eğitim sistemimiz için daha fazlasını yapmaya ihtiyacımız var.

O halde, bunu tartışalım; Öğretmen yetiştirme yöntemlerini yeniden masaya yatıralım. Aydınlık yarınlar için, Aydınlık Öğretmenler yetiştirmenin yollarını arayalım….

IŞIK OLMAK İÇİN…………….

Prof. Dr. Nur SERTER

Mektepli Gazete | IŞIK OLMAK İÇİN