İki Genç: Biri Müzik Öğretmeni Diğeri Kabak Kemane Sanatçısı
Aslan yatağı boş kalmaz, derler. Anadolu çağlar boyu o büyük kültürünü her koşulda devam ettirmiş ve günümüze gelmiştir. Şimdi size, üç dört yıldan bu yana gururla izlediğim, iki gençten söz edeceğim; birisi müzik öğretmeni, birisi de kabak kemane sanatçısı…

Paylaş
Yazı boyutu
100%
İKİ GENÇ: BİRİ MÜZİK ÖĞRETMENİ, BİRİ DE KABAK KEMANE SANATÇISI…
Anadolu, tarihi çok zengin, kadim uygarlıklar merkezidir. Bir ucu Ege uygarlıklarına, bir diğer ucu İran, Mezopotamya uygarlıklarına dayanır. Hititler, Frigler, Lidyalılar, İonyalılar, Urartular… Sanatın birçok dalı bu coğrafyada başlamış ve dünyaya yayılmıştır.
Aslan yatağı boş kalmaz, derler. Anadolu çağlar boyu o büyük kültürünü her koşulda devam ettirmiş ve günümüze gelmiştir.
Şimdi size, üç dört yıldan bu yana gururla izlediğim, iki gençten söz edeceğim; birisi müzik öğretmeni, birisi de kabak kemane sanatçısı…
Pırıl pırıl iki genç: Emre Dayıoğlu, Uğur Önür, çok iyi müzik eğitimi almışlar. Mektepliler yani…
KÖY ENSTİTÜLÜLER GİBİ…
Çok genç olduklarını bilmeseniz, bunlar köy enstitülerinde yetişmiş dersiniz. Köy enstitüsü mezunları gibi idealist, yurtsever, çalışkan, bilgili, değerlerine bağlı, yaptıkları işleri severek yapıyorlar.
Köy enstitülerinde mezun olacak öğrencilere köy araştırmaları ödevleri, tezleri verilirdi. Öğrenci kendi köyünün; türküsünü, ağıtını, deyişini, masalını, manisini, giyimini, kuşamını, adet, gelenek ve göreneklerini teziyle kayda geçirirdi.
TALİP APAYDIN, KÜTAHYA – TAVŞANLI TÜRKÜLERİNİ DERLEDİ…
Talip Apaydın, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde son sınıfa geçtiklerinde okul bitirme tezi hazırlamaları gerektiğini, kendisinin “Güzel sanatlar” bölümünde okuduğu için edebiyat, müzik, tiyatro, resim, müzik alanlarının birinden tez seçmeye hazırlandığı sırada, Ali Kuş adında bir arkadaşının ısrarla kendi bölgesi olan Kütahya / Tavşanlı yöresinin türkülerini toplamasını, notaya almasını ve incelemesini önerdiğini anlatıyor: “Bak neler bulacaksın, çok zengin bir bölge. Tam senin işin. Ben becerebilecek olsam hiç durmam hemen alırım falan dedi. Gerçekten eskiden beri Kütahya türküleri dikkatimi çekerdi. Ayrı bir özellik taşıdıklarının ayrımındaydım. Ama ikirciklendim. Ya gereği gibi türkü toplayamazsam, halkın ağzından noktaya alamazsam, bu iş için elbet dersler kesildikten sonra Kütahya yöresine gitmek gerektiğine göre olumlu sonuç alamaz da vazgeçmek zorunda kalırsam, zaman da azalacağından ne yapmalı kestiremiyordum. Ali Kuş ısrar ediyordu. ‘İstersen ben birkaç türkü söyleyeyim, notaya al’ dedi. Uğraştık kolay olmuyordu. Çok da özgün şeylerdi. Aklım yattı.“
Talip Apaydın, okuldan izin alıp mandolini ve defterini kapıp Kütahya’ya oradan da Tavşanlı’ya geçiyor. Orada köylerdeki arkadaşlarını buluyor. Özellikle sınıf arkadaşı Süleyman Kiraz çok yardımcı oluyor, kendi köyündeki ve çevre köylerinden saz çalanları ve türkü okuyucularını tanıtıyor. Daha ilk gün, beş – altı türkü derliyor. Bir o kadar da ertesi gün derliyor. “Özellikle sesi güzel, yaşlı köylüler, ‘ha ben senin dediğini anladım’ deyip yerli türküler söylüyorlardı. Mandolindeki yerini bulup hemen katılıyordum. Sonra da kolayca notaya alıyordum. Ben çalmaya başlayınca bu kez onlar hoşlanıyorlardı. Birlikte çalıp söylüyorduk. Birkaç gün içinde yirmiye yakın türküyü notaya aldım. İştahım açılmıştı. Daha çok olsun, hiç değilse kırka çıkarayım diyordum. Sekiz on köy daha dolaştım. 35 türkü topladım. Notalarını sözlerine yazdım.” (Talip Apaydın, Köy Enstitüsü Yılları, Çağdaş Yayınları S. 225, 226)
Hem Emre Dayıoğlu hem de Uğur Önür köy enstitülü ruhuyla hareket ederek, halk kültürümüzün bu kadar ağır saldırı altında olduğu bir dönemde enstitülüler gibi aşkla halka gidip halk kültürünü ortaya çıkarıp onlardan besleniyorlar. Biz de onların sayesinde bu büyük halk kültürü ırmağının soğuk sularında içiyoruz.
EMRE DAYIOĞLU:
Antalya/ Elmalı /Bayrolan köyü müzik öğretmeni. 1988 doğumlu. Genç bir meslektaşımız. Ama öyle okulda tek çocukları okutayım, okutma işini yalnızca okul avlusuyla sınırlayayım demeyen bir arkadaş. Öğrencilere görevinin dışında, bölgenin en ıssız köylerine gidip, adı sanı duyulmayan müzisyenleriyle söyleşiler yapıyor, onları dinleyip kayda alıyor ve halk kültürünün onlarla birlikte yok olup gitmemesi için adeta çırpınıyor.
Emre Dayıoğlu, öyle yazlık alayım, araba, daire alayım gibi dünya malı işlerin derdinde değil, onun işi gücü, arabasına atlayıp ulaşılmayan köylere, bilinmeyen halk ezgilerine gitmek.
Emre’yi sosyal medya mecralarında izlemeye başladıktan sonra halk kültürünün ne kadar büyük bir kültür olduğunu, bu kültürün günümüze aktarılması konusunda ne yazık ki, sorumlu olması gerekenlerin de sorumluğunu yeterince yerine getirmediğini anlıyorsunuz. Hele sanatçı namında devlet tarafından desteklenenleri görüp, duyunca daha da üzülüyorsunuz…
KAYBOLMAYA YÜZ TUTMUŞ MÜZİK ALETLERİ VE ADI SANI BİLİNMEYEN USTALAR
Emre kaybolmakta olan müzik aletlerinin de peşine düşmüş, onları yapan ve çalan ustalarla söyleşileri var. Örneğin kökeni Orta Asya’ya dayanan “ıklığ” diye bir çalgının varlığından ben kendi adıma ilk kez onun paylaşımlarıyla haberdar oldum. Ülkemizde son ıklığ sanatçısının Toroslarda bir Yörük köyünde yaşayan Emin Kök olduğunu ondan öğrendim. Antalya Serik’te abdallık geleneğinin son temsilcilerinden Abdal Mehmet Nazlı’yı onun paylaşımlarından tanıdım…
Abdal Mehmet Nazlı, yetmiş yaşında, yoksul, iki odalı bir evde kalıyor. Dokuz yaşında babasının verdiği bir kemanla tanışmış, o gün bugün çalıp söylüyor. Aşkla, tutkuyla, şan şöhret, para pul beklemeden, Abdallık kültürünü yaşatmaya çalışıyor. Emre ve Uğur gibi gençler olmasa, onların farkında bile olmayacağız...
Yine, Emre Dayıoğlu’nun geleneksel üç günlük düğünlerin, bir geceye indirilmesiyle, artık kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalan “Delbekçilik”le ilgili videolarını izledim. Fethiye çevresinde yetişen Delbekçi kadınlarla söyleşiler yapmış Emre Dayıoğlu. Dalamanlı Delbekçi Ayşe, “bizden sonra gençler yapmaz bu işi… Çok zor…” diyor. Hüzünle izliyorsunuz…
UĞUR ÖNÜR:
1987 Burdur Kuzköy doğumlu. Daha ilkokuldayken kabak kemane ile tanışmış ve çalmaya başlamış. Isparta Güzel Sanatlar Lisesinde sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuarını bitirmiş. TRT İstanbul Radyosu kabak kemane sanatçısı.
Uğur, İstanbul’dan çok Burdur’da… Düzenlediği konserlere mahalli sanatçıları çağırıyor, unutulmaya yüz tutmuş insanları sahneye çıkarıp onura edip güzel değerbilirlik örneği sergiliyor. Alaylı sanatçılarla birlikte çalıp söylüyor. Onlardan besleniyor. Ona modern zamanların “Derviş Ozanı” demek daha doğru olacak. Müziğe sevdalı eski ve yeninin karıştırılmasıyla yepyeni ezgileri ortaya çıkarıyor.
Uğur Önür, Umut Sülünoğlu (o da 1986 doğumlu) ile birlikte daha önce pek çok ünlü sanatçının söylediği arabesk, pop türünden eserleri Abdal kültürü müziklerine uyarladılar ve türkü formunda okudular ve bu yeni tarz, özellikle gençler arasında çok tutuldu.
SANATÇININ YAŞADIĞI ÇAĞA VE ÜLKESİNE SORUMLULUĞU VAR…
Sanatçı hem yaşadığı ülkeye hem de çağına sorumludur. Emre ve uğur da yaşadıkları ülkeye ve çağa karşı sorumluluklarını yerine getiriyorlar. Bu sorumluluğun gereği olarak, kimi zaman dağ başın ıssız bir obada, kimi zaman da bitmek bilmeyen yollardalar. İkisinin de derdi ve sorumluluğu aynı: Halk kültürü yaşasın, yıllarını halk müziğine vermiş yerelden başka yerde tanınmayan insanların çalışmaları onlarla birlikte yok olup gitmesin istiyorlar…
Kültürler, uygarlıklar kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar geliyor. Uğur ve Emre kültürlerin geleceğe taşınmasında köprü görevi görüyorlar. Aynı zamanda kendileri de bu büyük halk pınarından kana kana su içip büyüyorlar.
Uğur ve Emre’yi sosyal medyada izlerseniz, kazanı ters çevirmiş ve darbuka yapmış bir teyzenin yanı başında göreceksiniz. Sonra, dağ başında, keçilerin arasında bir çobanı dinleyeceksiniz. Yine Torosların doruklarında üç telli curasını evladı gibi seven, taşıyan ve çalan pos bıyıklı bir amcaların yanında göreceksiniz.
Gençlere güveniyorum. Uğur ve Emre gibi çok yetenekli ve idealist ve vatansever gençleri buradan bir kez daha selamlıyorum…
Onlar, yeni gençleri yetiştirecekler… Bayraklar gençten gence sürüp gidecek… Anadolu Türk kültürü sonsuza kadar kendini yenileyerek ve gelişerek devam edecek…
Siz çok yaşayın çocuklar…
Erdal Atıcı
26 Eylül 2020