Mektepli Gazete

GÜVEN PARK SENDROMU

Güven Park, Ankara’da Kızılay’ın ortasında bir parkın adıdır. Bu park çok büyük bir park değildir.

Paylaş
Yazı boyutu
100%

GÜVEN PARK SENDROMU

Prof. Dr. Murat Gürkan GÜLCAN

Güven Park, Ankara’da Kızılay’ın ortasında bir parkın adıdır. Bu park çok büyük bir park değildir. Bir yanında Atatürk Bulvarı, bir yanında Milli Müdafaa Caddesi ve bir yanında Ziya Gökalp Bulvarı yer almaktadır. Güven Park bu yazıda birleştirilerek “Güvenpark“ olarak anılacaktır. Güvenpark Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Anadolu’dan Ankara’ya devlet kurumlarında işi olan herkesin soluklanmak amacı ile banklara oturup zaman geçirdiği, biriyle buluştuğu ve bazen bir sandviç atıştırdığı bir yerdir. Parkın bitişiğinde Milli Eğitim Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Yargıtay ve daha üstte Başbakanlık gibi devlet kurumları yer almaktadır. Az daha devam edersek Türkiye Büyük Millet Meclisi bulunmaktadır. Güvenpark devletin pek çok yürütme, yargı ve yasama organlarına en yakın dinlenme mekanıdır. Burada oturup sorununu nasıl çözeceğini planlayan “vatandaş”ın en çok ihtiyacı olan şey “güven” dir. Bu nedenle de parkın adı Güvenpark olmuştur. Parkta yer alan Güven Anıtı, 1935 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün açılışını bizzat yaptığı Ankara’nın en görkemli anıtlarından biridir. Park alanında yer alan anıtta dönemin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı başta olmak üzere devlet erkanı ve Türk halkı birlikte yer almaktadır. Anıtın altında Atatürk’ün, “Türk Övün, Çalış, Güven.” sözleri tunç harflerle yazılmıştır.

Türk halkı yıllarca anıtın ruhuna uygun olarak parkı kullanmış ve park, devletle olan güven ilişkisinin mekan bakımından en çok kullanılan yeri haline gelmiştir. Parkta eğlenceler, mitingler, müzikli gösteriler sergilenmesi olağan sayılmaktadır. Park bazen de küçük gösteriler ve terör eylemlerine de sahne olmuştur.

2000’li yıllarda, parkta en çok atama ve kura bekleyen öğretmen adayları görülmeye başlamıştır. Parkta bir öğretmen atamasını beklerken bilgisayar kurası çekileceğini ancak kuranın tarafsız olduğuna inanmadığını söyleyebilmektedir. Burada öğretmen “güven” sorunu yaşamaktadır. Bu sorunlar çoğalıp sosyolojik açıdan bir “Güvenpark Sendromu” haline dönüşmüştür.

1992-1994 yılları arasında dönemin ÖSYM Başkanlığından ölçme değerlendirme uzmanları Türkmenistan’a üniversite giriş sınav sistemini kurmak üzere gönderiliyor. Ekip gece gündüz çalışıyor ve sınav sisteminin alt yapısı oluşturuluyor. Bir akşam Bakan ve ekibi ziyarete geliyor. Bilgi alıyorlar. Uzmanlar her lise mezununun bu sınava girerek üniversiteye yerleştirileceğini anlatıyor. Bakan biraz itiraz ederek soruyor “Yani bizim Türkmenbaşı’nın çocuğu da mı bu sınava girecek?”, uzmanlar evet diyor. Bakan ısrar ediyor: “Şimdi Süleyman (Demirel) Ağabeyin çocuğu olsa sınava mı girecekti?” uzmanlar “Evet herkes bu sınava giriyor” diyorlar. Aynı yıllarda Türkiye’de hiç kimse ÖSYM de bir yolsuzluk olabileceğini asla düşünmezdi. ÖSYM güvenilir kurumların başında gelirdi. Şimdilerde hemen hiç kimse bu kurumlara güvenmiyor. Kurumlara olan güven kaybı artarak ve içselleştirilerek normalleştirilmeye başlamıştır. Artık toplumun büyük bir çoğunluğu kurumlara olan güvenini kaybetmiştir. Kurumların işleri güvenli bir şekilde yürütmeyeceğine olan inanç o kadar ileri gitmiştir ki herkes peşine düşülmeyen bir işin olmayacağına inanmaya başlamıştır. İşte buna bir ad bulma ihtiyacı doğmuştur ve olaylardan yola çıkılarak Güvenpark Sendromu kavramı ortaya atılmıştır. Bunun adına “Güvenpark Sendromu” demekten daha doğal ne olabilir? Bu kavram ve ilgili kavramlar oluşturulurken olgular ve olaylardan yararlanılmıştır. Bunlardan bazıları şöyledir:

Park: Beklemeyi anlatmaktadır. Önemli bir kararı bekleme anları, içinde bulunduğumuz durumu anlatmak açısından önemlidir.

Güven: Sözlük anlamı, “korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu.”

"Bu güveni sarsmayın". Bir şeyden umulan, beklenen niteliğe inanıp ona göre davranma. "Güven, insan ilişkilerinin temelidir"

Güvenpark: Güvenin ertelenmesi veya tümüyle rafa kaldırılmasıdır. Güvenin park edilmiş halidir.

Sendrom: Sözlük anlamı, “özel bir bozukluğu gösteren ve bir arada görülen, tanıyı kolaylaştıran belirtilerin ve bulguların tümü.”

Sendromun iki boyutu vardır; inanç ve samimiyet. İnanç ve samimiyetten kaynaklı bozukluk.

İnanç veya güvenin bozukluğu ise adaletsizlik veya adaletli işleme olan inancın kaybedilmesidir.

Samimiyet: Beklenti karşılandığında eyleme olumlu bakış, karşılanmadığında eyleme olumsuz bakış. Olumsuz bakış aynı zamanda samimiyetsizlik anlamına da gelir.

İnsanlar genel olarak başta bir birlerine olmak üzere kurumlara, topluluklara, yapılara, olaylara, inanç sistemlerine ve hatta bazen bilimsel bilgilere bile güven duymazlar. Güvensizlik kısa süreli ve geçici olursa pek sorun teşkil etmeyebilir. Ancak süreklilik ve kalıcılık söz konusu olduğunda bulaşıcı hastalık gibi hızla yayılır. Toplumun çoğunluğuna yayılmaya başladığında normalleştirilir ki asıl tehlikeli olan da budur.

Temmuz 2016 yılında yapılan bir ankette kurumlara güven: Türkiye’de en güvenilen iki kurum yüzde 84.8 ile polis, yüzde 81.7 ile Cumhurbaşkanı, yüzde 81 ile TBMM, yüzde 78.1 ile Başbakan-hükümet izliyor. Muhalefete güven yüzde 61.6, yargıya güven ise yüzde 61.5 seviyesinde. “Asker-ordu” başlığının karşısında ise yüzde 65.5 bu oran altı ay önce ocak ayında yüzde 77.7 dir; güven ve güvensizlik arasında sürekli bir hareket vardır.

Uluslararası köklü bir kamuoyu yoklaması şirketi olan ve düzenli olarak dünyanın çeşitli ülkelerinde, birçok konu üzerine araştırmalar yapan Gallup şirketinin 2013 yılında Gezi olaylarının yaşandığı dönemde yaptığı anket çalışmasının sonuçları ise daha farklı bir resim çiziyor. Gallup’un araştırmasına göre yargıya güven şehirde yaşayanlar arasında yüzde 66 olurken, kırsal bölgede yaşayanlarda bu oranın yüzde 49 olduğu görülüyor.

Bir diğer köklü ve geniş kapsamlı araştırma ise Dünya Değerler Araştırması. Bu araştırmanın konuyla ilgili soru içeren ve Türkiye’yi de kapsayan dönemlerdeki sonuçlara bakıldığında, 1990 yılında Türkiye’de yargıya güvenenlerin oranı yaklaşık yüzde 63 iken, bu oran 1996 yılında yüzde 70, 2007 yılında yüzde 74, 2011 yılında ise yüzde 67 olmuştur.

Son olarak, Avrupa çapında yürütülen bir kamuoyu araştırma dizisi olan Eurobarometer’a da bakıyoruz. Bu araştırmayı incelediğimizde ise Türkiye’de yargıya güvenin 2004 yılında 2010 yılına kadar dalgalı bir grafik izlediğini görüyoruz. Bu araştırmaya göre Türkiye’de yargıya güvenenlerin oranı 2004 ve 2010 yılları arasında yüzde 65 ile yüzde 53 arasında oynamaktadır.

Tablo 2. Eurobarometer Türkiye’de Yargıya Güven Oranları Tablosu

Yukarıda paylaştığımız verilere bakıldığında farklı kamuoyu araştırma şirketlerinin farklı sonuçlara ulaştığını görüyoruz. Ancak yargıya güven oranının, "Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması" dışındaki diğer anketlere göre, 2011 yıllarına dek yüzde 60 dolaylarında olduğunu söyleyebiliriz. 2011 sonrası verilerin bulunduğu Gallup ve Eğilimler araştırmalarına baktığımızda ise 2012 yılında bir düşüş grafiğine girildiği söyleyebiliriz. Dolayısıyla iddianın ilk kısmını, yani “önceleri” yargıya güvenin yüzde 60-70 dolaylarında olduğu iddiasını doğrulayabiliyoruz. İddianın ikinci kısmı, yani son süreçteki yargıya güven oranı hakkında elimizdeki tek veri kaynağı Eğilimler Araştırması. İddianın bu kısmının, 2014 yılına dair yapılan diğer kamuoyu yoklamaları yayınlandıktan sonra yeniden incelenmesi daha net bir sonuç verecektir. Ancak, Türk halkının genel olarak giderek artan oranda bir güven sorunu yaşadığını söyleyebiliriz.

Güvenpark Sendromu nedir? Yetkiyi elinde bulunduranların ve kural koyanların kuralları delmesi-ihlal etmesi ve koydukları kurallar konusunda esnek davranmalarının kabul edilmesidir. Yani kamuoyunun yetki kullanan hakkındaki güveninin sarsılması ve yetkiyi kullanırken kayırmacılık yapabileceği konusundaki ayrıcalığın kabul edilmesidir.

Güvenpark Sendromu nedir? Gücün bireye sağladığı imkanlar oranında adaletin olduğu düşüncesidir. Güç sana zarar verirse adaletsizdir. Sana yarar sağlarsa adaletlidir.

Öğretmenin ataması istediği yere yapılırsa, atama adildir; istenmediği yere yapılırsa atama adaletsizdir.

İki öğretmen Güvenpark’ta oturuyorlar, birazdan atamaları için bilgisayar kurası çekilecek. Her ikisi de güven sorunu yaşıyor. Kaygılı, kuşkulu ve biraz da güvensizler. Atamada bir usulsüzlük olacak mı? Sorusuna “hayır olmaz” diyemiyorlar. Salona geçiyorlar; kurarlar çekiliyor.

Biri hiç istemediği bir yere atanıyor ve atama işlemini usulsüz ve adaletsiz buluyor. Yani kura çekilmeden önceki kaygıları pekişiyor. “Güvensizlik” boyutunda takılıp kalıyor.

Diğeri ise istediği yere atanıyor ve atamayı usule uygun ve adil olarak değerlendiriyor. Kura çekilmeden önceki durumundan vaz geçiyor. Yani kuradan önceki kaygıları ortadan kalkıyor. “Güven” boyutuna geçiş yapıyor, ancak “Samimiyet” boyutunda takılıp kalıyor.

İki kişi Güvenpark’ta oturuyorlar, biri davalı diğeri davacı. Birazdan davaları görülecek. Her ikisi de güven sorunu yaşıyor. Kaygılı, kuşkulu ve biraz da güvensizler. Davada bir usulsüzlük olacak mı? Sorusuna “hayır olmaz” diyemiyorlar. Mahkeme salonuna geçiyorlar; dava görülüyor.

Biri davayı kaybediyor; mahkeme sürecini usulsüz ve adaletsiz buluyor. Yani davadan önceki kaygıları pekişiyor. “Güvensizlik” boyutunda takılıp kalıyor.

Diğeri davayı kazanıyor ve dava sürecini usule uygun ve adil olarak değerlendiriyor. Mahkemeden önceki durumundan vaz geçiyor. Yani mahkeme öncesi kaygıları ortadan kalkıyor. “Güven” boyutuna geçiş yapıyor, ancak “Samimiyet” boyutunda takılıp kalıyor.

Güvenpark Sendromu yaşayan kişiler çevrelerini de etkiliyor. Güvensizlik ya da yersiz güven yaygınlaşıyor. Toplumun bireyleri iki taraftan birinde olmak durumunda kalıyor. Ya “güvensizlik” ya da “samimiyetsizlik”.

Anayasa Mahkemesi Anayasal olarak Devletin en üst mahkemesi. Aldığı kararlar özellikle de bireysel başvurularda alınan kararlar sıklıkla tartışılıyor. Kişiler, kurumlar, STK’lar, siyasi partiler; kararlar hoşlarına giderse alkışlıyorlar “güven” boyutuna geçiyorlar; kararlar hoşlarına gitmezse “güvensizlik” boyutuna takılıyorlar, mahkemeyi ve üyelerini yerden yere vuruyorlar; hatta mahkemenin kapatılması ve yeniden yapılanmasını istiyorlar.

Aynı karar, iki farklı siyasi görüşten, farklı sosyo ekonomik bölgeden, farklı inançtan ve hatta farklı cinsiyetten olan iki kişinin birini güven boyutunda sabitlerken, diğerini güvensizlik boyutuna itiyor. Çünkü biri, varlığını diğerinin yok oluşuna bağlamış. Birlikte yaşama kültürü oluşturamamış. Tam bir Güvenpark Sendromu.

Mektepli Gazete | GÜVEN PARK SENDROMU