GÖKKUŞAĞI RENKLERİNDE DÜŞLER
GÖKKUŞAĞI RENKLERİNDE DÜŞLER

GÖKKUŞAĞI RENKLERİNDE DÜŞLER
2021-2022 eğitim-öğretim yılına yeni okulumda yüz yüze eğitime başlamanın heyecanı ile ilk gün okula 40 dakika kadar erken gidiyorum. Öğretmenler odasında dolabımı yerleştiriyorum. 20 adım öteden branşımı haykıran önlüğümü giyiyorum. Ders vereceğim sınıfların hangi katta ve nerede olduğunu öğreniyorum. Yeni bir başlangıcın iyi geleceğine olan inancımın gücüyle merdivenleri resmen zıplayarak inip çıkıyorum. Nihayetinde pandemide online eğitim sürecinde ruhsal olarak en çok yıpranan meslek gruplarından biriydik..
Günler geçiyor okulumda hiç yeni gibi hissetmediğimi fark ediyorum. Öğretmenlerin samimiyeti, öğrencilerin neşesi, okul idaresinin öğretmenlere olan desteği ile yeni okuluma alışmakta zorluk çekmiyorum pek. İlçedeki en iyi, başarılı okullardan biri olduğunu duymuştum hep. Otobüs ile önünden geçip okul kaybolana kadar hep bakmıştım bahçesine, pencerelerin ardındaki öğretmenlerine, beden eğitimi dersinde oyun oynayan öğrencilerine.. Ama bir gün o pencerelerin ardındaki öğretmenin ben olacağını hiç hayal etmemiştim.
Pandeminin etkisini çocuklarda gözlemlemeye çalışıyorum ilk zamanlar. Gönlüm daha çok kimi zaman sadece sohbet edip, neler yaşayıp hissettiklerini anlamaktan yana olsa da ufak sohbetlerden sonra müfredatı yetiştirme kaygısı ile soluğu ders anlatmakta alıyorum. Kimisi göz teması kurmaktan çekiniyor, kimisi daha önceki yıllarda bilmesi gereken kavramları ilk defa duyuyor, kimisi okula gelmektense evde online eğitim olmasını istiyor, kimisi de oldukça sessiz, sınıfta yok gibi..
Beni en çok etkileyen iki öğrenciden bahsetmek istiyorum. İlki Suriyeli 7 nüfuslu bir ailenin çocuğu. Hep en arka sırada yalnız oturuyor. Okula hep sonradan geliyor. Yoklama alırken yok yazdığımda çocuklar ekliyor: o gün beden varsa ’’bedene yetişir’’ yoksa ‘‘4. ders gelir’’ diyorlar. Çalışma kağıdı dağıtıyorum elini uzatıyor ’‘ama ben bunu yapamam ki’’ diye ekliyor. Vermesem hiç olmaz, versem yapabileceği pek bir şeyin olmadığını da biliyorum derken içsel bir rahatsızlık hissediyorum. Her dersimin bitişinde kaç ders kaldı eve gitmemize diye yanıma gelip soruyor. Kimi zaman da başını masaya koyuyor ya da sıraya resim çiziyor. Sen yokmuşsun gibi ya da anlıyormuşsun gibi derse devam ediyoruz biz..Ne kadar kendini ait hissediyorsun buraya, anlattıklarımız, duydukların, öğretmenlerin, arkadaşlarının davranışları, zil sesi sende neler hissettiriyor anlamak istiyorum ama yetişemiyorum sana, yetişemedikçe de kendimle çatışıyorum. Keşke birbirimize kendimizi anlatabilsek.. Kendimi yeninin heyecanını yitirmiş, sistemin koşuşturmacasında ve yabancılaşmasında, her gün aynı rutinde devam ediyor buluyorum..
Bir diğer öğrencim ismini bir ağaçtan alıyor, yaprakları girdiği yemeğe bambaşka bir lezzet verecek kadar farklı bir tada sahip, öğrencim de bir o kadar farklı bir dünyaya..İlk zamanlar çoğu zaman başını masaya koyması, pencereden dışarıya dalıp gitmesi ve derste çizdikleri ile dikkatimi çekiyor. Beni de çizmesini istiyorum. Kırmıyor çiziyor bir anime ben. Mutlu olsun diye o an hemen iliştiriyorum şeffaf telefon kılıfımın içine.
Bir gün arkamdan Hi! diye seslenen sese dönüyorum. Meğersem yolumuz birmiş. Başlıyoruz sohbete. Hayatın nasıl devam ettiğini, gün içinde neler yaptığını, nelerden keyif aldığını vs soruyorum anlatıyor. En çok İngilizce, resim derslerini ve hayal kurmayı seviyor. İngilizceye olan ilgisinin İngilizce şarkıları anlama çabasından olduğunu ekliyor. (Sınıfta da okey, what, yes gibi kelimeler ile karşılık vererek bu ilgisini fazlasıyla belli ediyor). Gökkuşağını, gökkuşağı gibi renkli şeyleri severim oysaki her şey çok renksiz, sıkıcı diye ekliyor. Gelmediği gün çocuklar ’‘favori öğrenciniz yok!’’ diyorlar. Ders içi bazı kaygılardan dolayı unuttuğumuz ufak sohbetler ve kendileri ile bağ kurma çabasına pek de alışık olmayan öğrenciler durumu favori olarak adlandırıyor, onların gözünde olsa olsa benim favorim o. O favori iken, diğerleri daha mı az sevgiyi, ilgiyi hisseden nerede eksik vs. diye başlıyor içsel çatışmalar, sorgulamalar.. Yapılan çalışmalar öğretmenlerin gün içinde neden çok yorgun hissettiklerini karar yorgunluğu, yoğun duygular ve endişe olarak ortaya koymakta. Her gün nice kararlar, sorgulamalar, farklı duygular ve çatışmalar ile okul kapısını ardımızda bırakıyoruz.
Okulun mavi dört duvarları arasında, ilgi alanlarınız dışında, bir gün bir diplomaya, mesleğe sahip olun, sınavlarda yeni nesil soruları çözebilin diye dayattığımız, zihinlerinize yerleştirmeye çalıştığımız bilgiler ve testler ile çok da renkli bir dünya sunamıyoruz sizlere sevgili çocuklar.. Sizler gökkuşağı renklerinde düşler kurarken, ben sizler ile renkgarenk keyifli sohbetler edip, yaşamdan keyif almanıza ufak dokunuşlar yapma hayali ile her gün yollara düşüyorum ta ki sınıfa girip sınavlarda daha iyi netler yapabilmenizin kaygısına düşüp, düşlerinizi soldurana dek..
Kaynakça
https://www.egitimpedia.com/ogretmenler-neden-bu-kadar-yorgun
İlknur ÇETİNKAYA
Yazdı
Ekim 2021