Giambattista Vico ve Eğitim
Giambattista Vico ve Eğitim

Giambattista Vico ve Eğitim
Murat KAYMAK
Vico’nun, 1725 yılında yayınladığı “Yeni Bilim” adlı çalışması hâlâ “toplumsal düşünce”nin etkileyici çalışmalarından biri olarak kabul edilmektedir. Özellikle toplumu bağımsız inceleme konusu yapması, onun değişen yapısına dikkat çekmesi, tarihin incelenmesinde bilimsel kavramlara yer vermesi, onu sosyolojinin kurucularından biri yapmaktadır.[1] Eğitim sosyolojisi açısından önemi ise, tıpkı İbn-i Haldun gibi toplumsal değişme ile eğitim arasında kurduğu ilişkiden kaynaklanmaktadır.
“Yeni Bilim” beş kitap ve sonuç bölümünden oluşur. Kitap, kendi çağı ile antik çağın karşılaştırılması üzerine kuruludur. Bu karşılaştırma boyunca her iki dönem arasındaki farklılıkları belirler. Vico’nun bir diğer önemli eseri ise, Napoli Üniversitesi’nin açılışında yaptığı konuşmaları içeren kitabıdır. Bu kitapta geliştirmeye çalıştığı hümanist eğitimin ilkelerini bulmak mümkündür. Ölümünden sonra yayınlanan mektupları da, onun düşünsel zenginliğinin, disiplinler arası düşünme yeteneğinin örneği olarak gösterilir.
Vico’nun 19. yüzyılın sonlarında ve günümüzde yeniden popüler hale gelmesi düşüncelerinin Descartes ile başlayan Aydınlanma anlayışının karşısına konumlandırılmasından kaynaklanmaktadır. Vico hakkında ilk biyografilerden birini yazan Robert Filint (1838-1910), ‘İngiliz okuyucular için Vico ismi yabancı, bilinmeyen bir isimdir’ saptamasında bulunur. Vico’nun dünya ölçeğinde güçlü bir düşünür olduğunu ancak yerel düzeyde kaldığından şikâyetçidir[2]. Filint’in çalışmasının 1884 yılında yayınlandığı düşünüldüğünde, 19. yüzyılın sonlarına doğru popüler hale geldiği tezi haklılık kazanmaktadır.
Vico’nun “Yeni Bilim” adlı kitabı “Ulusların Ortak Tabiatı Üzerine Yeni Bilimin İlkeleri” başlıklı, çalışmanın amacını ve ana fikrini tanıtan bir giriş bölümü ile 5 kitap ve sonuç bölümünden oluşur. Bu bölümlerde Vico, “ilahi inayetin ışığında ulusların ortak tabiatı”nı inceler. Onların “kökenlerini”, “ilahi” ve “insani kurumları”nı ele alır ve bu kurumların kökenlerine dair bilgiler verir.[3]
Vico’nun toplum analizi, dördüncü kitapta ayrıntılı biçimde incelediği, kökenlerinin Mısır’a dayandığını söylediği üçlü bir ayrıma dayanır. Buna göre insanlık, üç çağ yaşamıştır. Her çağ kendine uygun üç yönetime, hukuk biçimine, otorite ve hükümet biçimine, üç dile, üç dine, üç karakter tipine denk düşer. Birinci çağ, “Tanrılar Çağıdır”. Bu çağın insan tipi, barbardır ve duygular bakımından kaba ve acımasızdır. Yönetim biçimi ise teokrasidir. İkinci çağ, “Kahramanlar Çağı”dır. Bu çağın insan tipi kibirlidir, gurura ve asilliğe büyük önem verir. Yönetim biçimi ise aristokrasidir. Üçüncü çağ ise “İnsanlık Çağı”dır. Mantıklı olmak, bu çağın insanının en önemli özelliğidir. Demokrasi ise bu çağın yönetimidir.
Vico, Tanrılar Çağı’ndan, İnsanlık Çağı’na bir değişim yaşandığını ancak tarihin belli bir anında en ileri çağ olan İnsanlık Çağı’nda bir bozulma, gerileme, çöküş yaşanarak insanlığın tekrar Tanrılar Çağı’nın barbarlığına geri döndüğünü ve böylece yeni bir başlangıç yaptığını ileri sürer. Dile getirdiği bu tarih anlayışı, kendi içinde bir döngü içerir ve tarihsel döngü kuramı olarak adlandırılır.
Tarihin başlangıç noktasına tanrının lütfunu, inayetini koyar. Tanrı, içinde insanın da bulunduğu doğayı, insan da insana dair olanı yaratmıştır. İnsanın doğrudan Tanrıya ait olan doğayı öğrenmesi, onun sırlarını çözmüş olması gerçek bilim değildir. Gerçek bilim, insanın kendisinin var ettiğini, yarattığını inceleme konusu yapar, yalnız onu bilebilir.[4] Kendisi bu bilime “Yeni Bilim” adını verir ve aynı adı taşıyan eserinde bu bilimin konusunu ve yöntemini ele alır. Böylece konu bağlamında doğa bilimleri ile insan bilimleri arasında kesin bir ayrım yapar. Sonuçta ortaya koymuş olduğu toplum anlayışı, insanın kendisini, düşüncelerini ve deneyimlerini merkeze alır.
Ulusların dünyasını insanlar yapar. Ulusu meydana getiren insanların üzerinde anlaştıkları ebedi kurumlar, ilkeler vardır. Uluslar, bunlar üzerine kurulur ve ulusu koruyan da yine bu ilkelerdir. Bunlar din, evlilik ve defin, ölüm gibi törenlerdir. Birbirinden haberi olmayan bütün toplumların paylaştığı kurumlar, toplumların ortak bir hakikat zemini üzerine kurulduğunu gösterir. Sonsuz ve evrenseldirler. Vico, bu üç ilkeyi Yeni Bilim’in üç ilkesi olarak benimser[5].
Vico, bilimlerin, ana konularının başladığı yerden başlaması gerektiği ilkesinden hareket eder. Bu nedenle insan kurumlarının kökenini arar, insan için gerekli olanın izini sürmeye çalışır. “Yeni Bilim”in bir tür insan fikirlerinin tarihi olduğunu belirtir. Ayrıca Yeni Bilim, ulusların “ortaya çıkışı, gelişmesi, olgunlaşması, düşmeye başlaması ve çöküşü”nü ideal sonsuz tarih içinde ortaya koyar. “Tarih, olayları yaratan ve nakledenden daha kesin olamaz.”[6]
Vico, Napoli Üniversitesi’nde Retorik (Belagat) profesörü olarak görev yaptığı yıllarda eğitim-öğretim yılının açılışlarında konuşmalar yapmıştır. Vico’nun eğitim görüşlerinin temelini oluşturan “Açılış Konuşmaları” dört ana temayı içerir[7]. İlk üç konuşmasının ana teması, çalışmak için belirlenmesi gereken amaçları içerir. Vico’nun bu konuşmalarındaki fikirleri, esas olarak ruhun eğitilmesine dayanır. Bunun için insan ruhunun doğal eğilimlerinin bilinmesi gerekir ve eğitim, öğrencinin bunları tanımasını sağlamalıdır. Buradaki amaç, bilgiden bilgeliğe ulaşmaktır. Konuşmalarda ikinci tema, siyasi amaçların belirlenmesiyle ilgilidir. Eğitim, öğrencilere yönetimi, kamu yararını, yurttaşlığı tanıtmalı. Ortak bir topluma ait olma bilincini, duygusunu geliştirmelidir. Üçüncü tema, herkesin, ait olduğu toplum için daha iyi olmaya zorunlu olduğu fikrini işler. Öğrenciler geleceğin liderleri olacağı bilincine sahip olmalıdırlar. Bu nedenle öğrenci ve öğretmenler, kendi rollerinin değerini bilmek, farkında olmak zorundadırlar. Konuşmalarında ele aldığı dördüncü konu ise, eğitim sistemlerinin karşılaştırılmasıdır. Burada Vico, Cicero, Seneca ve Grotius’un öğretimle ilgili düşünceleri üzerinde durur ve Grotius’un disiplinler arası uyumu öneren öğretim yöntemini benimser. İnsanın doğasını, neyin ortak yarar olduğunu bilmek için disiplinler arası uyum gereklidir.
Eğitim, toplumların geçirdiği tarihsel evrime göre biçimlenir. Ayrıca çağları, birbirinden ayırmada eğitim kurumları çok etkilidir. İnsanlığın ortaya çıkışında yabanıl eğitime[8] sahip olan devler[9] vardır. İnsanlar ise insani eğitime sahiptir. İnsanlar, devlerin baskısı altında kalmışlardır. Özellikle kahramanlık çağındaki eğitim, devlerin etkisini taşır. Zamanla devler, Tanrının inayetiyle insanlaşmışlardır.
“520. Kahramanlar, ekonomik doktrinin tümünü oluşturan ve iki Latince fiil olan educere ve educare sözcüklerinde korunmuş olan şu iki gerçekliği insani hislerle kavramışlardır. Bunlardan kullanımı en yaygın olan birincisi ruh eğitimine uygulanır. İkincisi, beden eğitimine uygulanır. İlki, öğretici bir metaforla, tabiat filozofları tarafından maddeden formları elde etme şekline dönüştürülmüştür. Cönkü kahramansal eğitim, tamamen devlerin çok büyük bedenlerinin baskısı altında kalmış olan insan ruhuna bicim vermekle ve aynı şekilde orantısız dev bedenlerden, doğru ölçülerdeki insan bedeninin biçimini çıkarmakla başlamıştır.”[10]
İnsan bilgisine sunulan her şey, insanın kendisi gibi sınırlı ve eksiktir. İnsanların geçirmiş olduğu çağlar karşılaştırıldığında, modern çağın, antik çağa kıyasla çok şey bildiği, çok şeyin bilgisine sahip olduğu söylense dahi, modern çağın insanı olarak, antik çağın insanının bildiği birçok şeyi bilmiyoruz.[11] Bugünün insanı, “mükemmel eğitim kurumları”na, üniversitelere sahiptir. Matbaanın bulunmasıyla birlikte kitaba ve başka bilginlerin bilgisine ulaşma, erişme imkânına kavuşmuştur.
Vico, üniversite hocası olarak gençlerin eğitimine öncelik vermekle birlikte, eğitimde bireyin gelişim aşamalarının da dikkate alınması gerektiğine inanmaktadır. Ona göre, gençlerin yetenekleri erkenden açığa çıkarılmalı, sağduyuları geliştirilmeli ve bu konuda eğitilmelidirler.[12] Gençlerin hayal güçleri canlı ve güçlüdür. Öğretmen, hayal gücünü köreltmemeli, hafızasının eğitilmesi konusunda da çaba göstermelidir. “Gençlere bilimlerin ve sanatların bütünselliği öğretilerek” onlara entelektüel özellikler kazandırılmalı, bu alanda yeteneklerinin geliştirilmesi sağlanmalıdır. Onlara kanıtlama sanatının tüm incelikleri öğretilmelidir. Eğer tüm bunlar gerçekleştirilmiş olursa, Vico’ya göre genç “bilim alanında sağlam, pratik konularda akıllı, belagat sanatında akıcı, şiir ya da resim bilgisinde yaratıcı olur.”[13]
Vico, yaşadığı çağdaki eğitimde doğa bilimlerinin eğitimine gerektiğinden fazla önem verildiğini düşünmektedir. Buna karşılık, etik ve insan bilimlerinin eğitimine yeterince önem verilmemektedir. Bu, büyük bir hatadır. Bu hatanın sonucunda “etiğin insan karakterini, eğilimlerini ve tutkularını işleyen kısmını, hatta bu etmenlerle kamu hayatı ve belagati uyumlu hale getiren yanı “atlanmakta, ihmal” edilmektedir. Doğa bilimleri eğitimine fazlasıyla önem veren gençler, “toplum faaliyetlerine” ilgi göstermemekte ve birbirlerine yönelik iletişimde bilgelik ve aklı başındalık fazla görülmemektedir.[14]
Doğa bilimlerinin eğitiminde gençlere kazandırılmak istenen özellik, birçok fiziksel etkiden dolayı gerçekleşen bir şeyi tek bir nedene indirgemektir. Doğal bilim eğitiminde istenen akıl böyle bir akıldır. Oysa aklı başındalığa özgü olan ise, tek bir olaya yol açmış olanaklı nedenleri bulmaktır. Vico, bunlardan hangisinin gerçek olduğunu kestirebilmek gerektiğini söyler.[15]
Vico, analitik geometri öğrenimine özel önem vermektedir. Geometriyi tümüyle insanın var ettiği ispatlanabilir. Buna karşılık fiziki önermeleri ispatlamak, ona göre mümkün olmaz çünkü onu yoktan var eden, insan değildir.[16] İnsandaki yaratıcılığı, edinme ve geliştirmede geometri öğrenmek, öğrenmeyenlere karşı öğrenenlere üstünlük sağlar. Maharetler yalnızca geometri aracılığıyla muhafaza edilebilir. Geometri, bireyin düşünme gücünü kontrol altında tutmasını sağlar.[17] Gençlere soyut cebirsel sembolleri öğretmek yerine, görsel geometrik şekilleri incelemelerini sağlamalıyız. Özellikle kendilerini siyasi kariyer yapmaya adamış olan memurlar, hukuk ve yargı mensupları, hatipler, soyut geometriye fazla zaman ayırmamalıdırlar.[18]
Eğitim kurumlarındaki değişimi tarihsel analizle ortaya koyan Vico, örneğin Antik çağ insanının üniversiteye ihtiyaç duymadığını belirtir. Buna karşılık modern çağın insanı düzenli eğitim kurumlarına, genç beyinlerin geliştirilip güçlendirileceği üniversitelere fazlasıyla ihtiyaç duymuştur. Ne var ki farklı yaklaşımlar nedeniyle öğrencilerin eğitimi “çarpık ve sapkın” hale gelmiştir. Bunun nedeni, Aristocuların söylem dersi verdiği yerde fiziği Epikurusçular (kuşkucular), metafiziği Kartezyenciler (Descartesçılar), tıbbı Galenciler’in vermesidir. Hukuk için de benzer bir durum söz konusudur. Oysa eğitim, bir bütünlük içinde olmalıdır. Bu nedenle bütünlüğü esas alan bir eğitimi, bilgeliğin fidanı olarak görür. Buradan yola çıkarak akademisyenlere bütün disiplinleri tutarlı tek bir sistem haline getirme çağrısında bulunur. Elbette onlar bu görevi yerine getirirken de, din ve siyasal düzen ile uyumlu olmaya dikkat etmelidirler.[19]
Sonuç
Vico, hem tarih hem de eğitim üzerine görüşleriyle yeni bir tarih anlayışının ve hümanist eğitim anlayışının temelini atmıştır. Geliştirdiği bilim anlayışı ile Descartes ve Bacon ile başlayan bilim anlayışının en önemli eleştirmeni olmuştur. Pozitif bilim anlayışı karşısında inançlara, mitlere verdiği değer ile kendine özgü bir inanç savunusu geliştirmiştir. Bugün bu görüşlerinden çok bu görüşleri geliştirirken kullandığı tarihi, sosyolojik ve antropolojik bilgilerle Vico, sosyolojinin öncü isimlerinden biri olmuştur. Başta Comte[20] ve Marx[21] olmak üzere sosyolojinin kurucu isimleri Vico’nun bu görüşlerine atıf yapmak, onaylamak ya da eleştirmek durumunda kalmışlardır.
[1] Swinggewood, A.(1996) Sosyolojik Düşüncenin Kısa Tarihi (Çev: Osman Akınhay), s.25, Bilim ve Sanat Yayınları. Ankara, Bilim ve Sanat Yayınları.
[2] Flint, Robert(1884), Vico, s.1, Phıladelphıa J. B. Lıppıncott And Co. Edinburgh:Wm. Blackwood And Sons. Kitaba buradan ulaşılabilir: https://archive.org/details/vico00flin/page/n17/mode/2up
[3] Vico, G.(2007), Yeni Bilim (Çev: Sema Önal), s.43, DoğuBatı Yayınları, Ankara.
[4] Age, s.506
[5] Age, s.132
[6] Age, s.141
[7] Bu kısa özet için İtalyan tarihçi, Vico uzmanı Maria Teresa Maiullari’nin şu eserine bakılabilir: "Giambattista Vico (1668-1744)", Perspectives: revue trimestrielle d'éducation comparée (Paris, UNESCO : Bureau international d'éducation), vol. XXIV, n° 3/4, 1994 (91/92), p. 763-774. Bu çalışmadan derlenen http://agora.qc.ca/Dossiers/Giambattista_Vico adresinde yer verilen metine bakılabilir.
[8] Age, s.64
[9] Age, s. 100
[10] Age, s.228
[11] Vico, G. (2017), Çağımızın Araştırma Yöntemleri Üzerine, (Çev: Talip Kabadayı), İstanbul, Bilgesu Yayıncılık.
[12] Age:16
[13] Age, s. 24
[14] Age:39
[15] Age, s. 40
[16] Age, s. 28
[17] Age, s. 31
[18] Age, s. 33
[19] Age, s. 84
[20] Comte, aklın ve doğanın öneminden taviz vermese de 1844 de J. S. Mill’e yazdığı mektupta Vico’dan insanlığın evrensel tarihini keşfeden ilk kişi olarak bahseder. Vico’yu Pozitif Felsefe Dersleri’ni yazdıktan sonra keşfetmesinden dolayı yakınır. Comte insanlığın tarihsel gelişimini anlatan Üç hal kanunun nerede ise Vico’nun üçlü tarih ayrımına benzer. Ne var ki Vico’nun tarih anlayışı döngüsel bir tarih anlayışına dayanırken Comte’un tarihi anlayışı Condercet etkisiyle ilerlemecidir. Bkz. Mary Pickering (2009) Auguste Comte/ An Intellectual Biography,Volume II, s.297, Cambrıdge Unıversıty Press, New York.
[21] Marx, K.(1986) Kapital Cilt-1 (Çev: Alaattin Bilgi), s.387 Sol Yayınları, Ankara. Marx: “Ve Vico’nun dediği gibi, insanlığın tarihini doğa tarihinden ayıran şey, ilkini bizim yapmamız ve ama ikincisini yapmamamız olduğuna göre, böyle bir tarihin derlenmesi daha kolay olmaz mı?”
Murat KAYMAK
Yazdı