Mektepli Gazete

GENÇLERİ ANLAMAK VE FRANSA YEREL SEÇİMLERİ ÜZERİNE

Eduardo Galeano “Yeni Doğan Kız Bebek” adlı küçük öyküsünde: “2013 Nisan’ının son gününde Galulû Guagnini, Carakas’ta doğdu. Baba, Rodolfo durumu açıkladı: “O bize her şeyi yeni baştan öğretmek için geldi”.

Paylaş
Yazı boyutu
100%
Eduardo Galeano “Yeni Doğan Kız Bebek” adlı küçük öyküsünde: “2013 Nisan’ının son gününde Galulû Guagnini, Carakas’ta doğdu. Baba, Rodolfo durumu açıkladı: “O bize her şeyi yeni baştan öğretmek için geldi”.
2015 Haziran’ında okuluma, Tarih öğretmeni olarak yeniden dönerken, tam on bir yılımı TBMM’de danışman olarak geçirmiştim. On bir yıl önceki öğrencilerimizden yeni öğrencilerimize, eğitimde neler değişmişti acaba? Son dönemlerde, çevremdeki dostlardan, anne babalardan gençlerden yana çok yakınma işitmiştim. Oğlumda üniversitede okuyordu. Zaman zaman tartışmalarımız oluyordu, özellikle de siyaset ve teknoloji üzerine… Her şeyden haberdardılar, internet üzerinden okuyarak ve videolar izleyerek birçok konuda derin bilgiler elde ediyorlardı. Mutlak lider siyaseti onlara göre değildi. Çalışmalarda takım çalışmasına önem veriyorlardı.
ON YILDA BÜYÜK DEĞİŞİM…
Eylül gelip de okullar açıldığı zaman derslere girmeye başladık. Çok şey değişmişti doğal olarak. Öğrenciler de… Başta yüzyılların kara tahtası gitmiş, akıllı tahta gelmişti. Tebeşir gitmiş, tahta kalemleri gelmişti.

İlk derslerimden birinde sınıfı yoklamak için birkaç soru sordum, anında yanıtlar geldi. Şaşırıp kalmıştım, soruları zorlaştırdıkça yine yanıtlar geliyordu. Sonra aynı sınıfta bir öğrenci “Ama hocam onlar Google’den bulup yanıtlıyorlar”, deyince uyandım. Yeni bir yol bulmak gerekli diye düşündüm. Teknoloji iyiydi, hoştu ama “hazırcılık” çok kötü bir davranıştı. Öğrenmeyle ilgisi yoktu. Demek ki, derste cep telefonları toplanacaktı. Hiç öyle yapmadım. Yasaklayarak eğitim yapılamayacağı inancımı hayatım boyunca sürdürdüm... Neden telefonları derste açıp açamayacakları üzerine bir tartışma açıp, durumu engellemeye çalıştım. Etkili de oldu…

Bir başka özellikleri; olağanüstü rahattılar, yani içinden geçenleri rahatlıkla söyleyebiliyorlar, konuşabiliyorlar, tartışabiliyorlar… Bunlar güzel şeylerdi. Ama önemli olan her şeyi her yerde konuşmak değil, yerinde ve zamanında konuşmaktı… Bunu öğretmek için uzun süre uğraştım.

İzledikleri filmler, oynadıkları oyunlar nedeniyle şiddete eğilim fazlaydı. Bununla ilgili gerekli gördüğüm sınıflarda tartışma açıp, “İnsanlar neden kavga ederler? Kavga ve insan, savaş, barış” sorularına yanıtlar aradık. İş öyle bir yere vardı ki, karşısındakini zekâsıyla yenemeyenler, kavga ederek yenmeye çalışırlar sonucuna bağlandı. Onlara savaşların acı gerçeklerini anlattım.
ÇAĞ, ÇAĞA AYAK UYDURAMAYANLARI TASFİYE EDER…
Yavaş yavaş onları anlamaya başlamıştım. İşte o noktadan sonra işlerim daha da kolaylaştı.

Onlar eskiden olduğu gibi öğretmen anlatsın biz de dinleyelim, evde de tekrarladığımız zaman başarılı oluruz yöntemini benimsemiyorlardı. Sınıfın ortasında durup da sürekli anlatan öğretmen olmayacaktık. Sürekli anlatan değil, onlarda merak uyandıran, onları yönelten, onlara değer veren, hoşgörülü, sabırlı ve sevecen olmak gerekiyordu. Onlara sık sık tekrarladığım bir tümcem vardı, çoğu sınıfta tahtaya yazıyordum: “Çağın gereklerine uymayan, çağın gelişmelerini izleyemeyen toplumlar çağın dışına atılırlar.” Yani çağa göre kendimizi yenilemeli, gelişmeleri izlemeli ve uygarlığa katkılarda bulunmalıydık. Yoksa ayakta kalmamız olanaklı değildi. Bu söz hepimiz için geçerliydi. Tarihe baktığımız zaman binlerce devlet kurulmuş ve yıkılmıştı.

Gençlerin en başarılı oldukları alan teknolojiydi, Tarih dersimiz için birçok kısa film çalışması yaptırdım. Ne harika filmler izledik.

Bir kısmının anne baba ve akrabalarla bağları yoktu, onlara akrabalarından birilerini seçip röportaj yapma ödevi verdim. Randevu almalarını, önceden sorularını hazırlamalarını, kayda almalarını istedim. Böylece onları tanıma olanağı sağladım. Bu konuda çok güzel çalışmalar izledim…

Üniversite Hocalarıyla röportaj ödevi verdim. Hocalarla görüştüler, çekim yaptılar, sınıfta sundular.

İşte bu ve bunun benzeri uygulama sonucunda gençlerle sıkı bir iletişim kurdum. Derse girdiğim zaman, nerede nasıl sürpriz yapacağımı bilemiyorlar, en haylazı bile anlattığım olayı dinlemek için dikkat kesiliyordu.
GENÇLERİ DUYMAYAN NE EĞİTİMCİ, NE SİYASETÇİ NE DE ANNE BALAR BAŞARILI OLAMAZ.
Bütün bunları neden yazıyorum?
Son zamanlarda gençlerle ilgili tartışmalar çokça yaşanıyor ülkemizde.

Pandemi sürecinde üniversite sınavı Temmuz ayına ertelenmişti, sonra birden 27-28 Haziran tarihine çekildi. İşte o günden sonra gençler, sosyal medya üzerinden sınavın Temmuz sonunda olması için bir kampanya başlatıldı. Ara ara tüm Türkiye’ye seslerini duyurdular ama, yetkililer seslerini duymadılar. En sonunda, sınava birkaç gün kala Cumhurbaşkanı gençlerle sosyal ağ üzerinden buluşma düzenledi, orada tepkiler artınca yorum bölümünü kapattılar…
Aslında gençlere hiç kızmamak, onları duymak gerekiyor. Galeano’nun dediği gibi gençler bize çok şey öğretiyor. Bundan sonra da öğretecek… Gençleri duymayan hiçbir eğitimci, anne baba, siyasetçi asla başarılı olamaz. Olamayacak da…

Haklı eleştirilere ve tepkilere kulak tıkamak zaman zaman ağır sonuçlar da verir. Fransa yerel seçimleri bunun en güzel yanıtıdır aslında.
...
FRANSA YEREL SEÇİMLERİ
Gençler, yalnız ülkemizde değil, dünyada da etkin olmaya, siyaseti değiştirmeye başladılar.

28 Haziran 2020, Pazar günü (dün) Fransa'da yerel seçimlerin ikinci turu vardı.

Fransa tarihinin en belki de en ikiyüzlü, yanardöner politikacısı Fransa devlet başkanı Emmanuel Macron yerle bir oldu. Birçok yerde sonuçlar hezimete uğradığını gösteriyor.

Kendi seçmeni dahi sandığa gitmedi.
Macron, uyguladığı iki yüzlü, popülist, işçi düşmanı politikalarla sarı yeleklilerin protestosuyla karşılaşmış ve aylarca bu protestolarla uğraşmak zorunda kalmıştı.

Seçim sonuçlarına göre Sosyalist ağırlıklı YEŞİLLER büyük başarı kazanmış. Bu sonuç, aslında doğanın zaferidir.

Artık para ve rant uğruna; nehirleri, gölleri kurutan, denizleri kirleten, ormanları yaktıran, yerine oteller yaptıran, yemyeşil ormanları taş ocaklarına dönüştüren, çevreyi kirleten yağmacı siyaset dünyaya egemen olamayacak.

Doğaya saygılı, çevreyi koruyan, tarım alanlarına sahip çıkan, toprağa, yani toprak anaya dönen siyaset kazanacak.

Dünya değişiyor. Değişecek...

Özellikle bu Y ve Z kuşaklar dünyayı toptan değiştirmek için iletişim teknolojisiyle hareket edip halkın büyük bölümünü etkileyecekler.

Herkesin haberi olsun...

Erdal Atıcı
Yazdı

29 Haziran 2020

Mektepli Gazete | GENÇLERİ ANLAMAK VE FRANSA YEREL SEÇİMLERİ ÜZERİNE