Geçmişteki Yarın’ın kurucularından bugüne
"Köy Enstitüleri denildiğinde akla ilk gelen isimler; dönemin ‘Efsane Milli Eğitim Bakanı’ Hasan Ali Yücel ve ‘Eğitim Devrimcisi’ İsmail Hakkı Tonguç’tur. Ünlü eğitimci John Dewey’in hatta tüm devrimci eğitimcilerin “hayalindeki okul”u yaratan, üretici güçleri geliştirmek için ellerinden geleni yapmaya çalışan bu iki kişi elbette yalnız değillerdir."

Dr. Semiha Özalp Günal
Bilindiği gibi eğitim bilimsel bilgiyi günlük yaşamda kullanılacak hale getirerek bireyin gelişmesini ve güçlenmesini sağlar. Günümüz eğitim sistemine baktığımızda bırakın bireyi geliştirip güçlendirmeyi aksine itaat eden, boyun eğen güvensiz insanlar ve elbette bu insanlardan oluşan toplum yaratmaya çalışıldığını görüyoruz. O zaman da geçmişe bakıyoruz dünyada ya da ülkemizde toplumu ileriye getiren örnekler var mıydı diye. Gözümüze çarpan en önemli örnek kendi ülkemizden çıkıyor; Köy Enstitüleri.
Cumhuriyet değerlerinin içselleştirilmesi, halkın cahillikten kurtulması, baskı ve sömürüye direnme kültürün oluşturulması gibi nedenlerden doğmuştur Köy Enstitüleri. Aslında özgünlüğü de buradan kaynaklanmaktadır. Başka bir ülkeye, başka bir zamana uyarlamaya çalıştığınızda belki aynı biçimde işlemeyecektir. Geç kapitalistleşme çabası içinde olan bir ülkedeki feodaliteyi çözebilmek için verilen çaba, ülkeyi, toplumu, bireyi dönüştürücü bir sistem oluşturmuştur.
Köy Enstitüleri denildiğinde akla ilk gelen isimler; dönemin ‘Efsane Milli Eğitim Bakanı’ Hasan Ali Yücel ve ‘Eğitim Devrimcisi’ İsmail Hakkı Tonguç’tur. Ünlü eğitimci John Dewey’in hatta tüm devrimci eğitimcilerin “hayalindeki okul”u yaratan, üretici güçleri geliştirmek için ellerinden geleni yapmaya çalışan bu iki kişi elbette yalnız değillerdir. Yanlarında uzun bir dönem Köy Enstitülerine destek veren bir hükümet ve birlikte uzun tartışmalar yaptıkları, ülkenin sorunlarının eğitim ile çözülebileceğini düşünen arkadaşları vardır. Ne yazık ki; yoğun bilimsel tartışmalar ve uzun süren yurt gezileri sonrası doğan ve Türkiye’nin ‘geçmişindeki yarın’ olarak nitelendirilen Köy Enstitülerinin ömrü pek kısa olmuştur. Ama bu kısa ömür dünyaya örnek alınmaya yetmiştir. Köy enstitülerini kuran bu iki eğitimcinin eğitim anlayışları ve felsefeleri günümüz eğitimbilim çalışmalarına da ışık tutmaktadır...
“İNSANIN İNSANI SÖMÜRMEMESİ DİYE BİR DERS KOYARDIM”
Bu tartışmayı başlatmadan önce iki noktaya değinmeliyim. Birincisi bu iki eğitimcinin iyi dost olmaları ve hemen her konuyu kendi aralarında tartışmaları. İkincisi de devrimi halka yaymanın yollarını birlikte arıyor olmaları. Cumhuriyetin değerlerini köylere kadar benimsetmenin yolunu yöntemini arayıp uygulamaya koyuyorlar. Hasan Ali Yücel “Memleketin dağlarında, bayırlarında ve kırlarında hatta en ücra yerlerinde kendiliğinden açıp solan çiçek bırakmayacağız” derken, İsmail Hakkı Tonguç “Elimde olsa dünyanın tüm okullarına insanın insanı sömürmemesi diye bir ders koyardım” diyerek halk sevgilerini göstermekte ve insanlığın kurtuluşunun eğitimle olduğunu düşündüklerini de belirtmektedirler.
Şimdi Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un uzlaştıkları, ortaklaştıkları eğitim anlayışından söz edebiliriz. Eğitimde nasıl bir değişiklik olmasını istersiniz diye sorsak ülkemizde yaşayan herkese –gerçekten yurdunu düşünen, seven herkese- “laik – bilimsel- demokratik- kamusal eğitim istiyoruz” yanıtını alacağız büyük olasılıkla. Bizler de bugün, alanlara çıktığımızda bu sloganları seslendiriyoruz. Biraz daha derinleştirirsek; eğitim hakkının kimsenin elinden alınmadığı eğitim, ezbersiz eğitim, kız çocuklarının okuldan uzaklaşmadığı eğitim, sanat eğitimi gibi yanıtlar alacağız. Çünkü çağdaş eğitbilim anlayışı tüm dünyada bunu gerektirmektedir.
Çağdaş anlayışa uygun olarak ezbersiz eğitim ile kişiliği bütünlüklü olarak gelişmiş özgür bireyler yetiştirebilme Tonguç ve Yücel’in eğitim felsefesinin birinci adımıdır. İsmail Hakkı Tonguç’un eğitbilim literatürüne kazandırdığı gerçek iş içinde, gerçek işi yaparak, iş öğrenerek eğitim yöntemi diğer iş okulu ya da üretim için eğitim yöntemlerinden farklıdır. Enstitüde uygulamasını bulan bu eğitim yöntemi kişiye bir üretim yapabilme becerisi kazandırarak yabancılaşmadan korur. Aynı zamanda bir iş sahibi olmasını ve kendini gerçekleştirmesini de sağlayarak özgüvenini sağlam tutarak bireyi geliştirir. Köy enstitülerinde uygulanan bu eğitim Yücel’in de karşı durduğu ezberci eğitimin yerine, öğrenilen bilgiyi benimsemeyi ve içselleştirmeyi sağlar. Günümüz eğitim sisteminde ne yazık ki artık öğrenciler anlamını bilmedikleri formülleri ve bilgileri ezberleyerek bir yerlere gelmeye çalışmaktadırlar.
Yücel ve Tonguç’un eğitim felsefesinde; eğitim sürecinde insanların sadece bilgilenmeleri değil, aynı zamanda kültürlenmeleri, estetik anlayışlarının gelişmesi, özgüvenlerinin gelişmesi, kendilerine ve çevrelerine verdikleri önemin artması için de çaba gösterilmesi gerektiği düşünülmektedir. Kişiliğin çok yönlü gelişimi için bilim ve teknolojiden yararlanılmalı diye düşünen Hasan Ali Yücel tercüme bürosunu kurmuş pek çok bilimsel kitap yanında dünya klasiklerini de yayınlamıştır. İsmail Hakkı Tonguç da enstitülerin programına serbest okuma saatleri (hem de sadece öğrenciler için değil enstitülerde yaşayan herkes için) ve kitap tartışma saatleri koyarak bunların sindirilmesini sağlayarak öğrencilerin kişilik gelişimine ve bilinçlenmesine çaba harcamışlardır.
Bu uygulama kişiliği çok yönlü geliştirdiği gibi aynı zamanda öğrencilerde ve çalışanlarda bilinç geliştirmeye de yaramakta ve edinilen bilgiler kişiyi özgürleştirmektedir. Kastedilen bireyin gelişmesi ile toplumun, toplumun gelişmesiyle bireyin gelişmesinin birbirinin ön koşulu ve tamamlayıcısı olduğu toplumsal ilişkilerin ve bireyin yaratılması olarak özgürleşmedir. Bireysel olarak gelişen önderler toplumsal gelişime de yön verebileceklerdir. Bu gelişimi sağlayan sadece kitaplar değil elbette, her öğrencinin bir müzik aleti çalmasını sağlamak, spor ve sanatı eğitimin temeline yerleştirmek, halk oyunlarını güne coşkulu başlamanın yolu olarak kullanmak ve eğitimi topyekûn kişilik geliştiren bir olgu olarak değerlendirmek de bu düşüncelerin uygulamaya geçtiğini göstermektedir. Enstitülerde duygusal üretimde müzik, yazı, resim ve folklor ağırlıklı etkinliklerin güzeli tanımayı hedeflediği bilinmektedir.
İnsan kişiliğini geliştirmesindeki önemi o zamanlarda bile bilinirken günümüz Türkiye’sinde estetik algısının ısrarla öldürülmeye çalışıldığı düşünülünce enstitülerin eğitim anlayışının değeri bir kez daha anlaşılıyor.
“CUMHURİYET OKULLARINDA DEVLET ELİYLE DİN EĞİTİM YAPILAMAZ”
Günümüzde yitirdiğimiz en önemli değerlerden birisi de laikliktir. Oysa köy enstitülerinde laik bir eğitimle ahlaki ilkeleri olan kendi ahlakını oluşturmuş bireyler yetiştirebilme önemli amaçlardan biridir. İsmail Hakkı Tonguç Atatürk’e sunduğu bir raporda “Laik Eğitim programları birey ve toplum için bolluk ve mutluluk yaratıcı olmalı, halkın önemli gereksinmelerini karşılayacak konularla doldurulmalıdır. Değilse, din düzeninden yeni çıkmış olan halkımız, işine yaramayan eğitim karşısında, ‘en iyisi öteki dünyamı garantiye almalıyım’ diyerek din eğitimine dönmek isteyebilir” diyordu. Hasan Ali Yücel “Cumhuriyet okullarında devlet eliyle din eğitim yapılamaz. Telkin ettiğimiz ahlak dini değerlerle yaptırıma sokulamaz. Bizim için ahlaki ilke toplumdur. Her hareket topluma, yani ulusa yararlı ya da zararlı olması bakımından önem taşır" diyerek eğitim felsefesini de özetlemiştir. Köy enstitülerinde dini değerlerin değil ulusal değerlerin öne çıkması da bununla ilişkilidir. İnsanların bir dinsel inanca bağlı kalmadan, iyiden, doğrudan, güzelden yana yaptığı seçimlerin bir bütünselliğe ve hatta bir sistematiğe sahip olabileceği iddiasıdır laiklik; dinsellik ile ahlakın arasındaki tüm bağların kopması, ahlak ile dinin birbirinden ayrılmasıdır.
Bilimsel düşünme bilginin kazanımı ve değişimi sürecinde üretme, test etme ve teorileri yeniden gözden geçirme becerilerini ve çoğunlukla karar verme ve problem çözmenin etkililiğini ifade eder. Köy enstitüsü eğitim modeli; geleneksel bilgi yerine bilimi koyabilen, bilimden uzaklaşmayan, demokratik davranabilen bireyler yetiştiren, yönetime katılma, sorgulama ve sorma bilincine, eleştirel düşünme yeteneğine sahip, dünyadaki gelişmeleri izleyip yorumlayabilen, sorunlar karşısında çözüm yolları arayışında hep aklı ve bilimi kullanan çağdaş insanları yetiştirme projesiydi. Türkiye, “bilimsel düşünen bireyler yaratma” şansını Köy Enstitüleri eğitim modeliyle yakalamıştır. Köy enstitülerindeki cumartesi toplantıları, okul yönetimine katılım, tartışma toplantıları, çalışma grupları gibi örnekler, okullarda da öğrencilerin demokrasiyi sindirmesi için yapılan çalışmalar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Aslında günümüzde hurafelerin çoğalması, imamların derse girmesi, kuran kursları, vs. gibi kötü örnekleri görünce hiçbir şey yapılmamış olsa bile Köy Enstitüleri’nin ne denli bilimsel olduğu anlaşılmaktadır. Sadece iş eğitimi özellikleri, deney ve gözlemin kullanılması bile bilimsel eğitime örnek olabilmektedir.
Türkiye’nin son dönemde büyük sorunlarından biri de kadınlara bakıştır. Artan kadın cinayetleri, tacizler, tecavüzler, çocuk gelinler (pedofili), kadın istihdamının azalması ve kadının toplum içindeki yeri bu bakışın yarattığı sorunların sadece bir kısmıdır. Bunun sadece eğitimsel bir sorun olmadığı, toplumsal yapıyla yakın ilişkisi olduğu bilinmekle birlikte eğitimdeki etkilerin topluma yansıyacağı bilinciyle Tonguç ve Yücel’in eğitim anlayışına, köy enstitülerine bakılabilir. Dönemin koşullarını, toplumsal cinsiyet eşitliği düzeyini düşündüğümüzde her iki eğitimcinin de kız çocukların okuması konusunda düşünceleri çok ileridedir. Hayatın içinde kadın ve erkeğin birlikte olduğunu gözlemlemiş ve çocukların birlikte okumasından daha doğal bir şeyin olmayacağını düşünüp uygulamışlardır. Evet, enstitülere alabildikleri kız öğrenci sayısı erkek öğrenciye nazaran az olmuştur ama dünyaya ve ülkeye yatılı karma eğitimin olabileceğini göstermişlerdir. Her köy enstitüsü müdüründen özellikle kız çocuklarının okula alınması konusunda çalışma yapmaları, gerekirse köylerin gezilerek kız çocukların okula gelmesinin teşvik edilmesi istenmiştir. Kız çocukların okula sınavsız alınması hatta yanında bir kız çocuğu getiren erkek öğrencilerin de okula sınavsız kabul edilmesi gibi uygulamalara rastlanması kız çocuklarının eğitimine önem verildiğini kanıtlamaktadır. Elbette Türkiye’nin o dönemdeki kadına yönelik pozitif ayrımcı politikalarının da bunda etkisi vardır ama enstitüler eşit ve adil bir dünya özlemi duyan ve kendini ikinci sınıf görmeyen kadınlar yetiştirebilmiştir.
YOKSULLUK ANCAK KAMUSAL EĞİTİMLE UZAKLAŞTIRILABİLİRDİ
Yine günümüzde eğitimcilerin sloganları arasında başlarda yer tutan “kamucu eğitim” konusunda da ortaklaşa düşünüp uygulamaya geçmişlerdi Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç. Yoksul köy çocuklarından bir aydın grubu yaratabilmek için elbette kamusal kararlar alınması ve okullar açılması gerekiyordu ancak her ikisinin de yurt dışında gezip gördüğü okulların çoğu “özel okullar”dı. Genellikle zengin ailelerin çocuklarını gönderdikleri ‘yeni okullar’ı incelemişlerdi ama ülkemize yeni okulu uygularken tamamen kamusallığı tercih etmişlerdi. Çünkü bunca yoksulluk ancak kamusal eğitimle uzaklaştırılabilirdi. Oysa günümüz Türkiye’sinde 1980 sonrası uygulanmaya başlayan neoliberal politikalarla ve sonrasında iktidara gelen muhafazakâr siyasetçilerin çabalarıyla anaokulundan üniversiteye kadar tüm eğitim sistemi piyasalaşmış ve bunun sonucunda gericileşmiş, kamucu niteliklerini kaybetmiştir.
Ülkemizde çıkmazda olan, bocalayan eğitimin Tonguç’un ve Yücel’in Köy Enstitülerinde gerçekleştirdiği ulusal kurtuluşçu, bağımsızlıkçı, çağdaş, bilimsel, demokratik, katılımcı, ilerici, laik, parasız, karma eğitimin uygulandığı bir temele bir an önce dayandırılması gerekmektedir. Ancak bu temelde kişilikli, sorgulayıcı, araştırıcı, üretici, eleştirel düşünceye sahip insanlar yetiştirilebilir.