Eskişehir’de “birleşik muhalefet” forumu: “Yan yana gelip mücadele etmeliyiz”
"Birleşik Bir Muhalefet Yolunda Yan Yana Geliyoruz” forumunun beşincisi Eskişehir'de düzenlendi. YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, “Biz dünyada ve Türkiye’de oluşan rejimle uğraşıyoruz” derken; gazeteci İsmail Arı, “Teslim olmayalım, boyun eğmeyelim diyorum ve tıpkı burada tartıştığımız gibi yan yana gelip mücadele etmemiz lazım” ifadelerini kullandı.

(ESKİŞEHİR)- "Birleşik Bir Muhalefet Yolunda Yan Yana Geliyoruz” forumunun beşincisi Eskişehir'de düzenlendi. YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, “Biz dünyada ve Türkiye’de oluşan rejimle uğraşıyoruz” derken; gazeteci İsmail Arı, “Teslim olmayalım, boyun eğmeyelim diyorum ve tıpkı burada tartıştığımız gibi yan yana gelip mücadele etmemiz lazım” ifadelerini kullandı.
"Birleşik Bir Muhalefet Yolunda Yan Yana Geliyoruz” forumu, Eskişehir Yunus Emre Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Foruma, emekli Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu, BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı ve YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın konuşmacı olarak katıldı.
Forumu YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Utku Çakırözer, YENİ Parti Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ile siyasi partiler, meslek odaları, sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri takip etti.
ERDOĞDU: “BUL KARAYI, AL PARAYI DEĞİL, BUL SARAYI, AL PARAYI”
Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ve fon krizini eleştirerek şunları söyledi:
“Türkiye’de başkanlık rejimi adı altında devletin kurumlarını tek kişinin siyasi iradesine ve çevresindeki çıkar gruplarının soygun düzenine bağlayan bir iktidar yapısı yerleşmiş bulunuyor. Fon krizindeki siyaset, bürokrasi ve şirket bağlantılarına ilişkin, üstelik de kamuoyundan büyük kısmı saklanan ilişkiler, bu soygun düzeninin son çarpıcı görüntüsünü oluşturdu. Şimdi, bizdeki fon krizi basitçe şirketlerin ‘buyback’ dedikleri kendi hisselerini satın almak yoluyla değerlerini şişirme operasyonundan ibaret değildir. Daha farklı bir olguyla karşı karşıyayız. Organize bir suç örgütlenmesidir. Temel mekanizma ‘bul karayı, al parayı’ değil, ‘bul sarayı, al parayı’ mekanizmasıdır. Arkasında mafyanın gücü, kara para aklama mekanizmaları, kaçakçılık paraları, her türlü finansal suç, devlet içi yapılar, ekonomiden yargıya sızmış suç ağları vardır. Böyle bir organize suç örgütünün milyarlarca dolarlık soygun yapması ancak otoriter bir rejimde mümkündür.”
“MECLİSİN DENETİM GÜCÜ ETKİSİZDİR”
Meclis'in denetim gücünün etkisizleştiğini, yargı bağımsızlığının ortadan kaldırıldığını ve basın özgürlüğünün baskı altında olduğunu savunan Erdoğdu, şöyle konuştu:
“Kamu kurumlarında liyakat değil sadakat egemendir. Kamu kaynakları iktidarın devamını sağlayan sermaye ve çıkar ilişkilerine bağlanmıştır. Temel siyasi ve ekonomik kararlar tek merkezden alınmaktadır. Laiklik tasfiye edilmektedir. Muhalefetin örgütlenme ve halka ulaşma kanalları yok edilmek istenmektedir. Anayasal güvenceler etkisizleşmiştir. Halk egemenliğinin yerini monarşik reflekslerle yönlendirilen bir ümmet anlayışı, laik kamusal düzenin yerini dinsel aidiyetlere dayanan müdahaleler, sosyal yurttaşlığın yerini yardıma bağımlılık almıştır.”
“EKONOMİK EŞİTSİZLİKLE SİYASAL OTORİTERLEŞME BİRBİRİNİ BESLER”
Ekonomik eşitsizlik ile siyasal otoriterleşme arasındaki ilişkiye dikkati çeken Erdoğdu, şu ifadeleri kullandı:
“Bu rejim, devlet gücünün ve toplumsal zenginlik üzerindeki tasarruf yetkisinin aynı elde toplandığı bir tahakküm düzenidir. Bu soygun düzeninin sürdürülmesi, toplumun siyasi kararlar üzerindeki etkisinin sınırlandırılmasıyla kolaylaşır. Sendikal örgütlenme zayıflatıldığında emeğin bölüşüm üzerindeki gücü azalır. Basının denetim işlevi daraltıldığında kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı görünmez olur. Yargı bağımsızlığı aşındığında yurttaşın devlet ve şirketler karşısında hak arama güvencesi zayıflar. Böylece ekonomik eşitsizlikle siyasal otoriterleşme birbirini besler.”
AKSARAY: “SAĞLIK HAK OLMAKTAN ÇIKARILMIŞTIR”
Forumda söz alan Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Başkanı Dr. Nazan Aksaray, sağlığın fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik halini kapsadığını belirterek şunları söyledi:
“Biliyoruz ki sağlık, bir ülkenin nasıl yönetildiğinin, kaynaklarının kimler için kullanıldığının ve insan yaşamına ne kadar değer verildiğinin en önemli göstergelerindendir. Ülkemizde ise sağlık hak olmaktan çıkarılmış, alınır satılır bir metaya dönüştürülmüştür. Halkın sağlığı, sağlık çalışanlarının emeği ve sağlığı gözü doymaz sermayenin kâr hırsına teslim edilmiştir. Sadece sağlık hizmeti alanında değil, insanın bulunduğu her nerede olursa orada sermayenin kâr hırsı uğruna halkın sağlığı yok sayılmakta, hatta böylece ortaya çıkan hastalıklardan da kâr elde edilmektedir.”
Yoksulluğun sağlık üzerindeki etkilerine ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlara değinen Aksaray, “Hepimizin yaşadığı günlük gerçekler, randevu bulamıyoruz, yatak bulamıyoruz, katkı katılım paylarına rağmen ilaç bulamıyoruz, aşı bulamıyoruz. Çocuklarımız 21. yüzyılda kızamık oluyor bu ülkede hâlâ ve bu sayı her yıl giderek artıyor maalesef” dedi.
ARI: “TESLİM OLMAMAMIZ, BOYUN EĞMEMEMİZ LAZIM”
Gazeteci İsmail Arı, yargı uygulamalarını eleştirerek, yargıyı alenen aşağılama suçlamasıyla yargılandığı davanın ilk duruşmasında beraat ettiğini anlattı. Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla çocukların tutuklanmasını da haberleştirdiğini belirten Arı, şöyle konuştu:
“Bu buluşma bu bakımdan çok kıymetli. Bizim buna, bu yapılanlara teslim olmamamız lazım. Boyun eğmememiz lazım. Dediğim gibi bu iktidarın kuşatması dalga dalga devam edecek. Yarın sabah bir bakmışsınız Halk TV yok, kapatılmış; bir bakmışsınız Yurt gazetesi yok, sulh ceza hâkimliği kararıyla kapatılmış; bir bakmışsınız Tele1 yok... O yüzden biz bir olalım, bir arada olalım, teslim olmayalım, boyun eğmeyelim diyorum ve tıpkı burada tartıştığımız gibi yan yana gelip mücadele etmemiz lazım diyorum.”
GÜNAYDIN: “DENİZ GÖKTAŞ, TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNE İLİŞKİN RAHATSIZLIK DUYUYOR”
YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, cezaevinde ziyaret ettiği Deniz Göktaş ile görüşmesini anlattı. Göktaş’ın kendisine arkadaşlarının 250 kitap gönderdiğini söylediğini aktaran Günaydın, “Şimdi Deniz dışarıda oksijen alıyor, ona çok selam. Söylediği bir başka şey var, onu da özellikle ifade etmek isterim. Deniz Göktaş, Türkiye’nin geleceğine ilişkin çok ciddi bir rahatsızlık duyuyor ve bunu da çok açıkça söylüyor” dedi.
Göktaş’ın duruşmadaki savunmasını da değerlendiren Günaydın, şunları kaydetti:
“Duruşmadaki savunması bence son derece kıymetlidir. Şöyle söyledi duruşmada, dedi ki: ‘Beni Recep Tayyip Erdoğan için diktatör dediğim için tutukladınız. Ben bir komedi ifadesi yapmıştım. Belki bir başkası çıkar, Recep Tayyip Erdoğan için demokrat der, benden daha komik olabilir’ dedi. Ve bunu tutukluluğuna devam olup olmayacağının belli olmadığı duruşmada, ifadesinde söyledi. İşte o genci, Çorum’dan Mamak’a, Mamak’tan Silivri’ye uzanan öyküsünde o genci ve o gencin huzurunda, o gencin nezdinde Türkiye’nin milyonlarca devrimci delikanlısını selamlıyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar.”
“BİZ DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE OLUŞAN REJİMLE UĞRAŞIYORUZ”
Mücadelelerinin kişilere değil, siyasi düzene yönelik olduğunu belirten Günaydın, şöyle konuştu:
“Bize diyorlar ki: ‘Durup durup Erdoğan’la uğraşıyorsunuz.’ Erdoğan’la uğraşmıyoruz, Erdoğan kim ki? Biz dünyada ve Türkiye’de oluşan rejimle uğraşıyoruz. Erdoğan geldiği gibi gidecek, başka çaresi yok. Bir şekilde gidecek. Ama dünyada ve Türkiye’de yaratılan rejimle derdimiz var. O rejimi bu topraklardan, bu mücadelenin kadim topraklarından sonsuza kadar ittirmek, attırmak istiyoruz; derdimiz budur.”
“DÜNYADA ÇOK BÜYÜK BİR ALTÜST OLUŞ VAR”
Dünyadaki siyasi ve ekonomik gelişmelerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Günaydın, şu ifadeleri kullandı:
“Sadece Eskişehir’i, sadece Türkiye’yi, sadece bölgeyi konuşarak bir yere varamayız. Dünyada çok büyük bir altüst oluş var ve bu altüst oluş tıpkı 1980’lerdeki neoliberalleşme ve küreselleşme gibi bir yeni dönemin kapılarını açıyor. Ne diyorlar bize bu yeni dönemde? ‘Artık tekno-oligarşi var.’ Eskiden sermaye grupları kendilerini anlatmak için aracılara ihtiyaç duyarlardı; artık sermaye gruplarının ellerinde teknoloji, ellerinde iletişim ve doğrudan yurttaşın beynine girecek araçları var. Ve bunlar öylesine büyük sermaye biriktirebiliyorlar ki tarımla, sanayiyle asla olamayacak bir hızda büyük bir paranın sahibi olabiliyorlar ve bir dünya tasavvurları var, o dünya tasavvurlarını hayata geçirmeye çalışıyorlar. Bakıyorsunuz Trump’ın yanında tekno-oligarşinin en önemli unsurları yerlerini almış durumdalar.”
“HAYIRSEVER MONARŞİ TABLOSUNUN İÇİNE GİRECEK MİYİZ?”
Küreselleşmenin yerini bölgeselleşmeye bıraktığını ve bir hegemonya krizi yaşandığını savunan Günaydın, ABD’nin bölge politikalarına ilişkin şunları söyledi:
“Amerika, Çin’in hem teknoloji hem de sermayedeki rekabetine dayanamıyor ve bu nedenle o bölgeye ve savaşa harcadığı kaynakları, parayı adeta vekil devletlere transfer etmek istiyor. Artık vekil örgütler yok, vekil devletler var. O nedenle diyor ki; bizim buralara bölge valisi olarak atadığı adam diyor ki: ‘Bu topraklarda demokrasi gereksizdir, çoktur; denedik, olmadı. Bu topraklarda hayırsever monarşi lazım’ diyor. Şimdi bizim karşı karşıya bulunduğumuz tablo budur. Bunların bize çizdiği hayırsever monarşi tablosunun içine girecek miyiz, yoksa 1968’de dediğimiz gibi ‘Yanki go home’ mu diyeceğiz? Önemli olan budur, bu tabloyla karşı karşıyayız.”
“BU ADAM BENİ BENDEN DAHA FAZLA SAVUNUYOR DİYE ŞAŞIRIYORDUR”
Süleyman Soylu, Numan Kurtulmuş ve Devlet Bahçeli’nin geçmişte Erdoğan’a yönelik eleştirilerini hatırlatan Günaydın, şöyle devam etti:
“Bir Süleyman Soylu vardı değil mi? Demokrat Parti Genel Başkanı’ydı. Otobüsün üzerinden Erdoğan’a söylemediğini bırakmıyordu. Ne oldu? Erdoğan’ın yanında en nizami saygı duruşunda bulunan bir aktöre dönüştü, doğru mu arkadaşlar? Evet. Arkasından bir Numan Kurtulmuş’u hatırlayalım, değil mi? ‘Harun gibi geldiler, Karun gibi oldular’ diye yeri göğü inletiyordu. Şimdi ekselanslarının Meclis Başkanı, ‘Acaba bana bazı başka görevler düşebilir mi?’ diye bakıyor. Bir Devlet Bahçeli vardı, hatırlıyor musunuz? Her mitingde ip atardı, değil mi arkadaşlar? Şimdi başka hikâyelerin peşinde. Devlet Bahçeli’ye Erdoğan eminim şaşırıyordur; ‘Ya bu adam beni benden daha fazla savunuyor’ diye. Eminim şaşırıyordur.”
“ATATÜRK’ÜN PARTİSİNİ ERDOĞAN’IN YANINDA HİZALAMAYA ÇALIŞIYORLAR”
Doğu Perinçek, Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu’nun siyasi tutumlarına da değinen Günaydın, DSP’nin Cumhur İttifakı’nda yer almasını eleştirdi. Günaydın, “Şimdi, inanın spekülasyon için söylemiyorum, sadece bilince çıkartmak için söylüyorum. Şimdi de Atatürk’ün partisini Erdoğan’ın yanında hizalamaya çalışıyorlar. Mesele buna ‘evet’ mi diyeceğiz, ‘hayır’ mı diyeceğiz? Mesele budur” dedi.
“YERİNE HALKIN İKTİDARINI KURACAĞIZ”
Günaydın, konuşmasında şunları kaydetti:
“Biz bu rejimin karşısındayız. Bu rejimin karşısında olduğumuz için ve bu rejimi dönüştüreceğimiz, değiştireceğimiz, yerine halkın iktidarını kuracağımız belli olduğu için, yürüyüşümüz ve yolumuz ona doğru olduğu için bu partinin başına gelmeyen kalmadı. 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nu gözaltına aldılar ve tutukladılar. Birbirimize teşekkür edebiliriz, acayip işler yaptık. Saraçhane’de bir hafta miting yaptık, Türkiye’de yüzlerden fazla miting yaptık.”