Erdal Atıcı yazdı: Hasan Ali Yücel'in bize bıraktığı kalıt…
Büyük Atatürk’ün ölümünden sonra milli eğitim Bakanı Saffet Arıkan istifa etmiş, yeni milli eğitim bakanı Hasan Âli Yücel olmuştu.

Büyük Atatürk’ün ölümünden sonra milli eğitim Bakanı Saffet Arıkan istifa etmiş, yeni milli eğitim bakanı Hasan Âli Yücel olmuştu.
Sarsıntılı bir dönemdi. Türkiye Ata’sının ardından toparlanmaya çalışırken, dünya büyük bir savaşın içine doğru hızla sürükleniyordu.
Mustafa Kemal Atatürk, toplumun eğitim yoluyla değişeceğini ve dönüşeceğini biliyor, en çok da eğitimi değiştirmek istiyordu. Ancak, tüm ısrarlı çalışmalarına rağmen eğitim alanında istediği başarı elde edilememişti. Hala büyük çoğunluğu köylerde ilkel koşullarda yaşayan halkın, uygarlığa ulaşmasının temel yolu olan eğitim hakkı gerçekleşmiyordu.
İşte Hasan Âli Yücel böyle bir dönemde milli eğitim bakanlığına getirilmişti. Kısa sürede bu karanlığı yenmek için harekete geçti. Bu Mustafa Kemal Atatürk’e karşı ödenecek en büyük borçtu. Durma zamanı değildi. Kaybedilecek bir dakika bile yoktu.
Saffet Arıkan’ın Bakanlıktaki kadrolarına güven duyduğunu, onlarla çalışmaya devam edeceğini açıkladı. Kısa sürede Hasan Ali Yücel adı Mecliste, okullarda, üniversitelerde, yayınlarda duyulmaya başladı.
Bitmek tükenmek bilmez bir enerjisi vardı. Gece gündüz çalışıyor, durmadan Anadolu köylerini geziyor, gördüğü derin yoksulluk ve eğitimsizlik karşısında daha fazla çalışmak gerektiğini biliyordu.
Yücel, geri kafalı bir hocayla tartışmış, hukuk fakültesinden ayrılmıştı. Ondan sonra Felsefe okumuş, aydınlanmanın nasıl gerçekleşeceği konusunda tarihsel bilgi birikimine sahip olmuştu. O dogmatizmin karşısına eğitimle, kültürle çıkılacağını çok iyi biliyordu. Bu nedenle Doğu’nun ve Batı’nın 496 klasik yapıtını, bir çeviri heyeti kurarak çevirtmeyi başarmıştır.
Yine ilköğretim sorunun çözülmesi için daha önceden eğitmen kurslarında ve köy öğretmen okullarında denemesi yapılan Köy Enstitüleri Kanununu (İsmail Hakkı Tonguç’la birlikte) çıkardı. Köy enstitüleri tasarımı Türkiye’nin gereksinimlerinden doğmuş, tamamen köy koşullarında kurulmuş yaşam okullarıydı. Burada öğrenciler, iş eğitimini, “İş içinde, iş aracılığıyla, iş için” eğitim ilkesiyle yapmışlar, gerçek üretici eğitimi hayata geçirmişlerdir.
Köy enstitüleri sayesinde on binlerce idealist köy önderi öğretmen karanlıkla savaşacak donanımla köylere dağıldılar.
Yücel bunlarla yetinmedi. Yeni üniversiteler açarak gençlere daha fazla bilimsel eğitim olanağı sağladı. Kız ve erkek teknik okullarıyla gençler meslek sahibi yapıldı. Konservatuarla çağdaş müziğin önü açıldı. Resme, heykele ve diğer sanat alanlarına ağırlık verildi. Ansiklopediler, yayınlar, dergiler bilgi ve bilimsel çalışmaların Anadolu’ya yayılmasını sağladı.
Hasan Âli Yücel yüzyıllardan beri durağanlaşmış, kültürü, eğitimi yeniden ayağa kaldırıyordu. Artık Türkiye’de; “dağ başında kendiliğinden açıp solan çiçeklerin” olması ayıbından kurtulunacak, köy çocuklarından kentli çocuklara varana tüm çocukların eğitimi gerçekleştirilecekti.
İşte Hasan Âli Yücel’i bugüne kadar gelmiş geçmiş milli eğitim bakanları içinde en başarılı bakan yapan da buydu. Yücel, devletin elini en ulaşılmaz denen yerlere kadar ulaştırmış, Atatürk’ün en büyük arzusunun yerine gelmesini sağlama yolunda büyük adımlar atmıştır.
1946’dan sonra CHP içindeki gericiler birleşerek ilerici güçleri tasfiye etme yolunu tutmuşlardır. Hasan Âli Yücel yerine, köy enstitüleri düşmanı Reşat Şemsettin Sirer milli eğitim bakanı yapılmıştır.
Sirer, bakanlığının ilk günlerinden başlayarak “Islah” söylemleriyle köy enstitülerinin çağdaş ilkelerini budamaya başlamış, Tonguç ve 400 köy enstitüsü yöneticisini görevden almış, kısa sürede köy enstitüleri sıradan okullar haline getirmiştir.
Türkiye’de bin bir çeşit iftira, dedikodu ve demagojiyle büyük bir cadı kazanı kaynatılmaya başlanmıştı. Gericiler çağdaş her kurumun ve kişinin karşısına dikiliyorlar, sağa sola barbarca saldırıyorlardı.
Bu saldırılar en çok Yücel’e yapılıyordu. Herkes susmuştu. Yücel tek başına kalmış, yapıtlarını savunuyordu. Demokrat Partinin en azılılarından, İstanbul İl Başkanı Kenan Öner’i haksız ithamlarından dolayı mahkemeye vermişti. Mahkeme uzun sürdü, gerici ve sağcı basın mahkemede konuşan yalancı tanıkların ifadelerine geniş geniş yer veriyor, her türlü hakaret ve iftirayı yayınlıyorlardı. Amaçları Yücel’i itibarsızlaştırıp yaptıklarını yok etmekti.
Hasan Âli Yücel sonuna kadar davasını savundu. Bir ara mahkemede “Köy enstitülerinin bütün günahını omuzlarıma alıyorum, Sevabı başkalarının olsun. O kurumların günahı bile bana yeter!” diyerek, direncini tüm Türkiye’ye duyurdu. Ne yazık ki dönemin aydınları da Yücel’i yalnız bıraktılar…
Hasan Âli Yücel’i mahkeme kapılarında süründürenlerle, köy enstitülerini de kapattıranlar, sömürü düzenini devam etmesini isteyenlerdi… O sömürgenler Yücel’e Tonguç’a engel olmasalardı, Türk insanı kısa sürede ayağa kalkacak, uyanacaktı.
Ama politika tüccarları, çıkarları zedelenenler, ağalar, beyler, şeyhler bırakmadılar… Hasan Âli Yücel belki karanlığı yenemedi ama bize aydınlık bir mücadele bıraktı. Olağanüstü zor koşullarda bile çalışmak kalıtını bıraktı. Başarabileceğimizi biliyoruz… Bu nedenledir ki, mücadeleye devam diyoruz…
Aramızdan ayrılışının 62. Yılında büyük kültür ve dava adamı Hasan Âli Yücel’i saygıyla anıyoruz.
Kalıtı emanetimizdir.
ERDAL ATICI