Mektepli Gazete

ERDAL ATICI YAZDI: BU FOTOĞRAF TARİH OLDU...

Öğretmenleri Uzman / Başöğretmen sınavlarıyla oyalaya dursunlar, gelin ben size; üç büyük öğretmenimizle çektirdiğim, tarih olan bu fotoğrafın hikayesini anlatayım.

Paylaş
Yazı boyutu
100%
BU FOTOĞRAF TARİH OLDU...
Öğretmenleri Uzman / Başöğretmen sınavlarıyla oyalaya dursunlar, gelin ben size; üç büyük öğretmenimizle çektirdiğim, tarih olan bu fotoğrafın hikayesini anlatayım.
6 Subat 2010 tarihli bir fotoğraftakileri, çoğunuz tanır ama ben onları bir kez daha adlarıyla saygıyla anayım: En solda Talip Apaydın, yanında elindeki notlarını okuyan Abdullah Özkucur, beri tarafında Mahmut Makal en sonda da benim.
Gazeteci Gürsel Gökçe ve Âşık Veysel'in torunu Nazender Süzer telefon edip Aşık Veysel ile ilgili bir belgesel yaptıklarını ve bu belgeselin köy enstitüleri bölümünü, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfında çekmek istediklerini bildirdiler. Mutlulukla kabul ettik. Talip Apaydın, Özkucur ve Makal öğretmenlerimizi belgesel için Vakfa davet ettik.
Böyle bir söyleşi kaçırılır mıydı hiç? Vakfin başkanı olarak koşa koşa ben de geldim.
Köy enstitülerinin yetiştirdiği üç büyük insan, yazar, öğretmen; ömürlerini eğitime adamışlar, binlerce öğrenci yetiştirmişlerdi...
Özkucur'un evi yoktu, Makal ve Apaydın'ın küçük birer evleri vardı.
Talip Apaydın Polatlı'nın Ömerli köyünden yoksul bir ortakçının oğluydu. Babası Birinci Cihan Harbinde 7 yıl o cepheden bu cepheye koşmuş, onlarca pusudan kurtulmuş, yaşanacak günleri varmış, dönüp gelmiş köyüne; ama elde avuçta yok. Topraklar yine savaşa hiç katılmamış ağaların elinde. Hayatlarını ortaya koyan Mehmetçikler, birilerinin yanında ortakçı...
Baba Apaydın, Birinci Cihan Harbinde hayran olduğu teğmenin adını vermiş oğluna: Talip... Talip, daha çok küçükken yitirmiş annesini üvey anne elinde büyüyor. Az da çekmiyor. O nedenle ömrü boyunca çekingenliği atamıyor üstünden. Yoksulluk paçadan akıyor. Okumanın ve okutmanın imkanı yok. Bir yolunu bulup ilkokul üçe kadar eğitmende okuyor ve oradan yatılı Eskisehir - Hamidiye Köy Öğretmen Okuluna kapağı atiyor: Tarih: 10 Kasım 1938...
Talip icin hayatının en mutlu ve aynı zamanda en üzüntülü günü oluyor o gün... Atatürk ölmüş, tüm ülke ağlıyor. Yaşamını değiştirecek köy enstitüleri süreci böyle başlamış oluyor...
Abdullah Özkucur, o da Birinci Cihan Harbine katılmış dövüşmüş, esir düşmüş, kurtulmuş yine dövüşmüş bir adsız kahramanın oğlu, babası Konya Beyşehir Manastır köyüne döndüğünde sırtında delik deşik bir gömlek ve ayağında bir çizmesi var. Bakıyor köyde kalsa aç kalacaklar. 75 kuruşa o çizmeyi satıp İzmir taraflarına çalışmaya gidiyor. Uzun süre haber alınamıyor kendisunden. Abdullah Özkucur öğretmenimiz köyde ilkokulu bitiriyor ama, onun da koşulları okumaya olanak tanımıyor. Ahmet Kutluca öğretmeni, onu fakir çocukları için Tonguç'un açtığı Eskişehir- Hamidiye Köy Öğretmen Okuluna yöneltiyor. Talip Apaydın'dan bir yıl önce okula geliyor. Daha doğru dürüst yatacak yerleri yok. İş başa düştü deyip kazmanın sapını tutuyorlar. Yıl 1937...
Mahmut Makal, Aksaray'ın Demirci köyünde doğuyor. Doğduğu köy Frigyalılardan beri sanki hiç değişmemiş, yoksulluğun ötesinde ılkel bir yaşam sürüyorlar. Sarı benizli, karınları şiş çocuklar. Bırakın okumayı, okutmayı şehirleri görmeden bu dünyadan göçüp giden kadınları var.
Makal da Tonguç'un fakir köy çocukları için açtığı enstitülerden biri olan İvriz Köy Enstitüsüne gelip kayıt yaptırıyor... Abdullah Özkucur, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünü bitirince İvriz Köy Enstitüsüne öğretmen olarak veriliyor. Burada Mahmut Makal'ın öğretmeni oluyor.
Bu üç genç enstitünün en çok kitap okuyan çocuğu. Her an her dakika okuyorlar, okudukça daha iyi anlıyorlar analarının babalarının yoksulluğunun nedenini, sonrasında üçü de sosyalizme inanıyorlar. Bu nedenle üçü de izleniyor, üçü de kıyıma uğruyor.
Sadece bilmenin yetmeyeceğini, yazmak gerektiğini de düşünüp, daha enstitüdeyken adlarını duyurmaya başlıyorlar.
Talip Apaydın, şiir, roman ve öykü yazıyor,
Mahmut Makal, Köy notlarını toplayarak "Bizim Köy" kitabını çıkarıyor.
Abdullah Özkucur, sarı yapraklı defterlere gün gün notlar alıp enstitülerle ilgili üç bilimsel yapıtı ortaya koyuyor...
Makal'ın "Bizim Köy"ü adeta bir bomba gibi patlıyor ve okumuşların yüzünün köye dönmesini, köyün yoksulluğunun, ilkelliğinin konuşulmasını sağlıyor... Makal, yalnız Türkiye'de değil, 26 dile çevrilip dünyanın birçok ülkesinde okunuyor.
UNESCO dünya gençliğine örnek gösteriyor.
...
Gelelim Aşık Veysel konusuna: Büyük ozan Aşık Veysel Tonguç'un çabalarıyla enstitülere "usta öğretici" kadrosunda işe alınıyor. Çifteler Köy Enstitüsünde hem Talip Apaydın'ın hem de Abdullah Özkucur'un müzik hocası oluyor. Öğrencilerim arasına katılıp onları dinliyor merakla...
Abdullah Özkucur, Çifteler Köy Enstitüsünde bir şiir yarışmasında "Toprak" adlı şiiriyle birinci olmuş. Bir mandolin kazanmış. Çok etkili de okuyor. Aşık bu şiiri içselleştirerek dinliyor ve 12 kıtalık ünlü "Toprak" türküsünü yazıyor...
Aşık Veysel ile Abdullah Özkucur'un yolları birkaç yıl sonra bir kez daha kesişiyor, bu kez Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde....
Bir pikniğe gidiyor Veysel, yüksek kısım öğrencileriyle birlikte. Tonguç var, diğer öğretmenler de var.
Erzakları bir kağnıya yüklüyorlar, arkasına da Aşık Veysel sazıyla oturuyor ama çok talihsiz bir olay yaşanıyor, araba devrilıyor, Aşık da bir şey yok; ama sazı kırılıyor. Veyselin sazı; her şeyi...
İşte o zaman acıyla:

"Ben gidersem sazım sen kal dünyada
Gizli sırlarımı aşikar etme
Lâl olsun dillerin söyleme yalan
Garip bülbül gibi a hü zar etme"

türküsünü yakıyor. Türküyü, Hidayet Gülen kaleme aliyor ve birkaç kez okuyor. Aşık Veysel düzeltmelerini yapıyor ve son şeklini veriyor. Özkucur ve arkadaşları bu olaya birebir tanık oluyorlar.

Yine, Hasanoğlan’da, mezuniyet töreni sırasında okuduğu şiirinde Veysel:

“Geçirdik baharı, geçirdik yazı
Zamanı gelince hatırlan bizi
Arzuluyom Şarkışla’yı Sivas’ı
Siz sağ olun, biz selamet gidelim.”

Deyince, İsmail Hakkı Tonguç; Veysel’in yanına yaklaşıp soruyor “Yeni ürünlerin var mı Âşık?”
Veysel, Tonguç Baba’nın bu sorusuna yanıt vermek yerine, iç cebinden çıkardığı bir mektubu ona uzatıyor. Tonguç mektubu açıp okuyor ve Âşık Veysel'e bir ay izin veriyor...
...

O gün; bu üç köy enstitülü kahraman saatlerce Veysel'i, Veysel'le olan anılarını anlattı. Gürsel ve Nazender de onları kayda alırken bizler ilgiyle dinledik.
O günden geride yalnızca fotoğraflar, kayıtlar ve kitaplar kaldı...

Doksanlı yıllarda başlayan sonbaharın kuzey rüzgarları, önce Talip Apaydın'ı, sonra Mahmut Makal'ı, şimdi de Abdullah Özkucur öğretmenimizi alıp götürdü.
Bu fotoğraf da tarih oldu.

Erdal Atıcı
16 Ağustos 2022
Mektepli Gazete | ERDAL ATICI YAZDI: BU FOTOĞRAF TARİH OLDU...