Mektepli Gazete

Eğitimde Yüzleşilmeyenle Yüzleşmek

Eğitimde Yüzleşilmeyenle Yüzleşmek

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Eğitimde Yüzleşilmeyenle Yüzleşmek

Tarihsel bağlamıyla yaşadığımız toplumsal, siyasi ve kültürel değişimler ve yenilik hareketleri köklerinden kopuk olduğu için bir yanıyla eksik. Yapmaya çalıştığımız tanımlamalar yekpare değil; çok cepheli ve karmaşık. Elbette düşüncelerimiz hiçbir zaman yekpare olmayacak, olmamalı da. Ama bilimden ve insanın doğasından uzaklaşarak, sırf düzenin devamı için insan yetiştirmek kabul edilebilir değil.

Sizleri pandeminin hemen öncesine götürmek istiyorum. Eğitim dünyasının “21. yüzyıl” kavramıyla hop oturup, hop kalktığı zamanlara. O vakitler eğitim adına her şey 21. yüzyıl parantezine alınıyordu. Çocuklar, beceriler, okullar, öğretmenler, yöneticiler, akademisyenler, öğretim yöntemleri herkes ve her şey yeniden şekillenmeli görüşü gündemimizi yoğun bir şekilde meşgul ediyordu. 21. yüzyılda “olması gereken” eğitimden bahsetmek pek “havalı” bir şey haline gelmişti. Temcit pilavı gibi sürekli ısıtılıp önümüze getirilen bu konu hakkında içerisinde benim de yer aldığım bir grup eğitimci konuya daha eleştirel yaklaşmak gerektiğini ifade ediyordu.

Eğitimi tartışmaya başlamanın en sağlıklı yolunun doğru soruları sormakla başlayacağını ifade etmek sağlıklı bir dönüşüm için elzemdir. Ne için, neden eğitiyor ve nasıl bir eğitim istiyoruz?

Tamam, kabul bilgisayar ve internetin hayatımıza girmesiyle dünya birçok alanda olduğu gibi eğitim alanında da bir geminin sırtında başka bir yere doğru gidiyor fakat hiç sorduk mu kendimize biz dünyanın gitmek istediği “o” yere gitmek istiyor muyuz? Bu soruları çocuklar, gençler ve diğer paydaşlarla tartışabiliyor muyuz? Bu sorulara cevap niteliğinde yeni sorular eklemek mümkün. Ama gerçek şu ki; egemen medyanın ve geçmişi son on beş yıla dayanan popüler sosyal medya araçlarının yarattığı manipülasyonların gölgesinde insan ve gıda sağlığı, eğitim, demokrasi, hukuk gibi kavramlar üzerine istenilen düzeyde eleştiri getirmemiz uygun görülüyor! Kavramların varoluşuna ve bugün ne anlam ifade ettiğine dair köklü bir eleştiri getirdiğimizde ise “köktencilik” hortluyor ve kimi engeller çıkarıyor. Bir sistemi, kurguyu, kurumu ya da yerleşmiş düşünceyi uzun süre varoluşundan bugüne kadar eleştirmezseniz çürür, çöp olur. Bizler de ne yazık ki bu ekosistemin parçası olarak bugüne kadar eğitimin sisteminin varoluşuna ve özüne dair sağlıklı bir eleştiri yapamadık, yaptırmadılar.

Örnekle açıklamam gerekirse; 21. yy becerilerinden en önemlisi olarak ortaya atılan “Tüm çocuklar kodlama öğrenmeli” söylemini ele alalım. Soruyorum, neden çocuklar kodlama öğrenmeli? Sizlerin düşüncelerini tahmin edemiyorum ama ben soruya soruyla yanıt vermek istiyorum: “Gelecekte milyonlarca kodlama işçisine ihtiyacınız olduğu için mi?” Tarlaya ırgat, fabrikaya işçi, kışlaya asker yetiştirdiğimiz dönemlerdeki gibi, şimdi de kodlama bilen bir insan ordusuna mı ihtiyacımız var?”

Neo-liberalizm, küreselleşme ve postmodernizmin gölgesindeki 21. yy’da eğitim bize geçmişten farklı ne vaat ediyor? 19. yy’da eğitim hakkına ulaşmaktaki zorlukların benzeri bu yüzyılda da yok mu? Bu eşitsizlik ve adaletsiz orada öylece dururken, hatta gün geçtikçe derinleşirken 19. yy’ın parmağı daktilo tuşlayanlarıyla, bilgisayar tuşlayanlar arasındaki temel farklılık nedir? Peki ya basacak tuşu olmayanlar, yıllar içerisinde yaşadığımız değişimle araçlar değişirken mağduriyet yine hala orda aynı surette değil mi?

Bütün bu soruları pandemi koşullarında yeniden ele almalıyız. Dünyada 1.6 milyar öğrenci bir anda okulsuz kaldı ve belirsizlik sürüyor. Sosyo-ekonomik ve ruhsal olarak ciddi bir çöküntü ve belirtileri sonradan daha net olarak ortaya çıkacak uzun süreli bir krizin içerisindeyiz. Bu sürecin bedelini yaş almışlar canlarıyla öderken, çocuklar ve gençler insanlık tarihinin belki de en önemli becerisinden sosyal ve duygusal gelişimlerinden yoksun kalarak ödüyorlar. Tabi bu bedeli ödemekle düzeliyor mu her şey, asla. Çocuklarımızın sosyo-ekonomik düzeyine göre mahrumiyet de mağduriyet de artıyor, nitelikli eğitime erişim hakkındaki adaletsizlik belki de en derin çukurunu kazıyor gözleri ışıl ışıl parlayan çocuklarımızın gönüllerinde. Pandeminin gölgesinde ‘yeni normal’ diye tabir edilerek kanıksamamız istenilen süreç ne kadar normal yönetildi orası da başka bir konu. Bir yandan merkezi olarak alınan gündelik kararlar ile çocukların psikolojisi, motivasyonu hiçe sayılırken diğer yandan ekran karşısında, whatsapp gruplarında süreci dengelemeye çalışan eğitimciler ve neye nasıl yeteceğini, yetişeceğini bilemeyen ebeveynler.

Psikolojik sağlamlık yine öğretim sürecinde halının altına süpürülürken, müfredat dolu dizgin yaşadığı dünyaya yabancı güncellenmemiş teorik bilgiler çerçevesinde sürgit devam ediyor. Uzaktan eğitimin felsefesine taban tabana zıt bir şekilde zorunlu, geleneksel çevrimiçi eğitim-öğretime ısrarla ve çaresizce devam ediyoruz. Çocuklara dünyanın en büyük krizini anlamaları, üzerine düşünmeleri için zerre fırsat vermeden topyekun ekran başındayız. Çocukların neredeyse tamamı bu kadar süre ekran başında kalmaktan dolayı ciddi sağlık sorunları yaşamaya başladılar.

Sahi şimdi de değilse ne zaman eğitim bizi yaşadığımız dünyanın kutuplardan basık ekvatordan şişkin göbeğinden indirip, kıyıya paralel dağları aşıp yaşadığımız dünyanın sesini duyuracak, daha yaşanılır bir dünya için toprağa değecek ayağımız, ciğerlerimiz son kalan temiz havadan biraz da olsa soluyacak. Bunu sağlayabilecek tek şey yaşadığımız zaman ve geçmişle topyekun yüzleşmedir. Pandemi bize bir fırsat verdiyse o da budur. Yüzleşmek demek her daim hakikatin sırrına ermek demek değildir. Lakin zor süreçlerde hele de konu insan ve insanın sağlığıyken eleştirel ve sorgulayıcı bakabilmektir.

21. Yüzyılın yirmi yılını geride bırakırken yapmamız gereken en önemli şey; bütün 21. Yüzyıl teranelerini bir kenara bırakarak geçmiş ve bugünle yüzleşmektir. Yüzleşme günahları ve sevapları idrak edebilmektir. Ve sahici yüzleşme öyle tepeden inme olmaz, aşağıdan yukarı doğru başlar. Tek tek insanlardan yola çıkar. Eğitim ve ulus devletlerinin en büyük enstrümanı okul, çocukları yeteri kadar örseliyordu zaten üstüne bir de pandemi yaşayınca hasar büyüdü, kör kuyu derinleşti.

Umberto Eco’ya soruyorlar: Kimsin sen? O da hemen yanıtlıyor: “Neysem oyum”. O kör kuyudan çocukları çıkarmak, pandeminin açtığı hasarları aza indirmek ne olduğumuzu idrak ederek ve hangi sorulara yanıt aradığımızı bilerek mümkün. Rahat bırakalım da çocuklar da bunu anlasın. Tek isteğim budur.

Osman Çağrı Şahin
Eğitimci/Danışman
Nisan 2021

Mektepli Gazete | Eğitimde Yüzleşilmeyenle Yüzleşmek