Mektepli Gazete

EĞİTİMDE FIRSAT EŞİT(SİZ)LİĞİ

EĞİTİMDE FIRSAT EŞİT(SİZ)LİĞİ

Paylaş
Yazı boyutu
100%

EĞİTİMDE FIRSAT EŞİT(SİZ)LİĞİ

HİLÂL GÜLER

“Bu yazı eğitime gerçekçi bir bakış ile kaleme alınacaktır.”

Bu bilgilendirmeyi en başta yapıyorum çünkü anlatacağım, göstereceğim şeyler pek de iç açan, hayalini kurduğumuz şeyler olmayacak...

Hepimizin de uzun bir süredir deneyimlediği küresel Covid -19 salgınıyla birlikte hayatımız hiç ummayacağımız şekilde değişti. Tamamen bizden bağımsız şekilde alınan kararlar ve bunlara müdahale etmeyi bırakın yardımcı olacak bir fikirde bile bulanamayacağımız bir süreci yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz. Bu bağlamda biz üniversitenin özgür ruhlu öğrencilerini, lise öğrencilerini, ilköğretim öğrencilerini ve okul öncesi dönemi de kapsayacak şekilde müthiş bir hızla daha önce adını belki de anmadığımız bir sürece de girmiş olduk: UZAKTAN EĞİTİM.

Evet şu anda hepimiz ayların tecrübesiyle uzaktan eğitim sürecini anlatır, meramımızdan bahsedebilir, kendi tanımlarımızı ortaya koyabiliriz. Benim amacım ise bir tanım belirtmekten ziyade uzaktan eğitim sürecinin ufak bir yansımasını burada gözler önüne sermek…

“Aynı okula, aynı yaşta başlasalar bile fakir çocuklar, orta sınıf çocuklar için pekâlâ mümkün olan eğitim olanaklarının çoğundan mahrumdurlar.”

cümlesi Ivan Illich’ in Okulsuz Toplum kitabından. Bu kitabı ilk okuduğumda günümüze ne kadar uzak bir cümle demiştim. Ancak bugün pandemi süreciyle birlikte uzaktan eğitim bizlere gösterdi ki bu cümle bizim ve birçok ülkenin bir gerçeği olmuş durumda. Bugün evinde bırakın bilgisayarı interneti, televizyonu elektriği olmayan çocuklar var. 2 sene önce okuduğumda toplumun gerçekliğinden uzak dediğim cümle bugün bana bu yazıyı yazdırabiliyor. Eminin görmüşsünüzdür dinlemişsinizdir ancak ben yine de söylemek istiyorum pandemi döneminde yayınlanan MEB raporuna göre 1,7 milyon öğrencinin interneti, 227 bin öğrencinin televizyonu yok ve derslere düzenli olarak katılamayan öğrenci oranı %13! Bu oran da 3 milyona yakın öğrenci demektir. Sadece rakamlara bakmak bile durumun ne kadar ciddi olduğunun bir göstergesidir. Öğrencilerin bu oranını insanlara çok iyi bir durum gibi yansıtmak ise yozlaşmışlıktır, eğitimden ve memleketten bir beklenti içerisinde olmamaktır. MEB in son 5 yıldır temellerini dayandırdığı yapılandırmacılık felsefesine bile aykırıdır bu durum, tabi müfredata yazdığınız şeylerden haberdar iseniz ve gerçekten bu felsefeye dair bir bilgi birikiminiz varsa….

Müfredat, EBA ve EBA TV üçgenine sıkıştırılan eğitim sistemimizde öğrencilerin fırsatlara erişimi arasındaki uçurum her geçen gün büyümeye devam ediyor. Öğrenci sayısının çok altında(445.750 adet) dağıtılan ve gövde gösterisi yapılarak ilan edilen ‘tablet’ ler sistemin hiçbir açığını kapatamadığı gibi yanlış şekillerde kullanılmıştır. Öğrencisini dağda kar altında çadırda bırakan MEB öğretmenine de gözlerini kapatmış, öğrencilerin giremediği dersler için öğretmenden ücret kesintisi talep etmiştir. Bu dönemde evini okula çeviren fedakar öğretmenlerimize yapılan haksızlığı yok saymak ne yazık ki mümkün değildir.

Bu noktada konuyu çok dağıtmadan size birinden daha bahsetmek istiyorum. Grigory Petrov’ u hepimiz duymuşuzdur Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabı ile. Hatta bir çoğumuz bu kitabı okumuşuzdur. Her kitap okuyan insanın hayalleri, bakışı, geçmiş tecrübeleri ve gelecek beklentileri ile yoğrulup yorumlanmaktadır diye düşünüyorum. Ben de bu memlekette bir eğitimci olmaya çalışırken bu kitaptaki fikirleri anlamaya ve kendi memleketim için de yorumlamaya çalıştım. Kitaptaki şu pasajı da burada paylaşmak isterim;

“Ana babaların çocuklarının akıl ve ruh bahçelerini böyle ekip biçmeden bırakmaları vicdanlara sığmaz bir cinayettir. Çünkü çocuklara iyi bir eğitim verme meselesi, sadece ana babaları ilgilendiren bir mesele değildir. Bütün toplumu, milleti ve devleti ilgilendiren bir meseledir.”

Gerçekten de sırf fırsatlara erişemediği ve hiçbir yardımın onlara ulaşmaması nedeniyle binlerce öğrencinin bu kadar uzun zamandır eğitimden uzak kalması sadece ebeveynlerinin sorunu mudur? Sosyal yardım kuruluşlarının, STK’ların, hayırseverlerin yardımıyla çözülebilecek bir sorun mudur bu? Binlerce öğrencinin eğitimden mahrum kalması demek sadece matematik, fen gibi temel derslerden mahrum kalması demek değildir. Okul birlikte paylaşan, öğreten, sosyalleştiren, düşündüren, üreten bir kurumdur. Bu kurumdan zaten uzaktan eğitim ile mahrum kalan bir neslin tamamen eğitimden koparılması, tüm memleketin bir sorunu bir derdi olmalıdır. Bu noktada eğitimin önemine değinirken benim cümlelerimden daha iyi açıklayacağını düşündüğümden Platonun mağara benzetmesinden bahsetmek istiyorum.

Platon Devlet kitabında bir mağaradan bahseder, eğitilmemiş insanları ise hayatları boyunca bu mağarada yaşayan tutsaklar olarak açıklar. Bu tutsaklar mağaradaki yaşamları boyunca duvara bakar konumdadırlar ve mağaranın duvarına yansıyan gölgelerin gerçeğin ta kendisi olduğuna inanmaktadırlar. Bir gün tutsakların biri bir şekilde mağaradan kurtulur ve o dakikada mağarada gölgesini gördüğü her şeyin gerçeği ile karşılaşır. Tabi ki gördüğü her şey karşısında çok şaşırır ve geri dönüp diğer tutsaklara anlatmak ister. İşte o an, o mağaradan ilk kurtuluşla birlikte aslında gölgelerin değil karşılaştığı her şeyin gerçek olduğunu anlatmak için geri dönüşü yani mağaradaki tutsakların özgürleşmesi sürecini Platon eğitimin ta kendisi olarak açıklamaktadır…

Eğitim için hepimiz bir adım atmalıyız. Ben bu ilk adımı belki bu yazımı yazarak atmaya çalışıyorum. Süslü cümlelerle değil olanı yazarak göstererek atmaya çalışıyorum adımımı. Bizlerin bu özgür, düşünen, üreten neslin yapamayacağı hiçbir şey yok biliyorum. Yeter ki fırsat hepimize eşit verilsin, yeter ki ekmek hepimize bölüştürülsün, yeter ki mağaradan o ilk kurtuluş gerçekleşsin.

Küçük Ağaç ... " dedi, "Bunları kimseye anlatmaman gerekir, çünkü beyaz adamın olan bu dünyada onlara anlatmanın bir yararı olmaz ama sen bilmelisin. Bu yüzden sana anlattım”

Küçük Ağacın Eğitimi- Forrest Carter

Mektepli Gazete | EĞİTİMDE FIRSAT EŞİT(SİZ)LİĞİ