Mektepli Gazete

Eğitimde dibin dibi... Siyasi bir bilinçle ve tercihen neslimize zarar verildi

"Bu ülkede eğitim süreçleriyle, çıktılarıyla, siyasi bir bilinçle ve tercihen neslimize zarar verildi. Kaza değil taammüden. Eğitim zayiatı olmak tarihimizde az bulunur şey değil ama bu kadar da olağan değildi yahu. O çocukların, gençlerin ne kadarı dâhiydi, üstün yetenekliydi, gereğince eğitebilseydik kaç bilim insanımız, kaç sanatçımız, sporcumuz, “nitelikli insanımız” olacaktı kim bilir?"

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Cansel Güven

Daha da kötüsü olmaz dibi gördük derken salgın vurdu, eğitimde magmaya yollandık. Eğitime erişimde adaletin varlığından söz ettiğimiz, tatmin bulduğumuz bir dönem hatırlamıyor olsak da, terazinin bu kadar şaştığı, tepe taklak olduğunu da görmemiştik. “Bu daha iyi günlerimiz” diyenlerden değilim ama kırmızı alarm diyorum, imdat diyorum.

Eğitim(sizlik) sistemi yalnızca sınavlarla sınanmasa trolleri ikna edecek bir başarı tablosunu yutturmak olası. Peşpeşe açıklanan lise ve üniversiteye giriş sınav sonuçları sorumluların ve yandaşlarının dahi savunamayacağı bir karne. İstatistiğe boğmadan özetlemek gerekirse bu sınavlardan herhangi birine girip rastgele işaretleme yapsanız ülke ortalamasını tutturursunuz. Yok gibi eğitimin yok sayılan ve yok olasıca sonuçları.

EĞİTİMDEN SOĞUTTUĞUMUZ MİLYONLARCA ÖĞRENCİ BİRİKTİ

Eğitimde mükemmellik ütopya, tıpkı sanat gibi, bilim gibi sonu olmayan, ihtiyaçlar ve koşullar değiştikçe dönüşen süreçlerden bahsediyoruz. Biz iyi örneklerden önce asgariyi konuşacak hale gelmişiz. Eğitimin asgarisi nedir derseniz tıpkı hekimlik mesleğinde dendiği gibi “iyi gelmeyeceksen zarar verme” derim. Zira veriyoruz, on yıllardır ve nesiller boyu verdik.

Olumladığımız “eğitim” yararlı bilgi, beceri, alışkanlıklar biriktirir. Bazı eğitim süreçleri ise insanda var olan olumlu birikimleri, becerileri hatta ve ne yazık ki merakı öldürür. Yıllar içerisinde, en çok da bu salgın sürecinde zarara uğrattığımız, eğitimden ve onun getirilerinden soğuttuğumuz milyonlarca öğrenci birikti. Zarar diyorum, nasıl diyeceksiniz? Öğrenebileceğini, öğrendikleriyle daha kolay ve konforlu bir hayata kavuşacağını düşünen çocukların bir kısmı “ben bu işi kıvıramıyorum, galiba geri zekalıyım” dedi. Kimisi eğitime erişmek para ister, benim ailemin harcı değil dedi. Başarı ölçütü “iyi” lise, “iyi” üniversite kazanmak olunca, mezunların akıbetine baktı gençler akıbetini hesapladı. Liyakatsiz torpilli kadrolara, üçer beşer ballı maaş alanlara baktı çoğunluk; “okusam da ne olacak” dedi.

FEDAKARLIK, SABIR VE TEVEKKÜL DIŞINDA VAADİMİZ NE

Bu ülkede eğitim süreçleriyle, çıktılarıyla, siyasi bir bilinçle ve tercihen neslimize zarar verildi. Kaza değil taammüden. Eğitim zayiatı olmak tarihimizde az bulunur şey değil ama bu kadar da olağan değildi yahu. O çocukların, gençlerin ne kadarı dâhiydi, üstün yetenekliydi, gereğince eğitebilseydik kaç bilim insanımız, kaç sanatçımız, sporcumuz, “nitelikli insanımız” olacaktı kim bilir? Aileden şanslı olanı, mucize kabilinden elinden tutulanı, “eğitimlisi” de her zamankinden daha çok, kitleler halinde terk ediyor ülkeyi, etmenin hayalini kuruyor. “Gitme kal, çünkü…” diyeceğimiz neyimiz kaldı? Şimdi bu noktalı yerleri doldursak bu ülkenin sana ihtiyacı var dışında, milli hassasiyetlerini ajite etmek dışında ne söyleyebilirsiniz onlara? Fedakarlık, sabır ve tevekkül dışında vaadimiz ne, onların istediği ne? En fenası ne istediğini bilecek denli, hayal kurduracak kadar çocuk oldular mı, genç olabildiler mi?

Unutamadığım bir anımdır; liseye yeni başlamış bir öğrencim ne olmak istiyorsun gibi bir soruya “emekli olmak istiyorum” diye yanıt vermişti. Unutulacak şey değil, anca emekli olunca rahat ederim söylemi sadece algı değil, hatta artık olgu bile değil, temenni. Yani belki.

NİTELİKLİ ÖĞRETMENLERE, İNSAFLI İDARECİLERE VE EN ÇOK DA VELİLERE YALVARIYORUM

Bugünlerde covid sonrası eğitimi konuşuyoruz, sırasında ve öncesini analiz etmeden yapıyoruz bunu. Tıpkı hastalık istatistikleri gibi eğitimin gerçek verileri de gözlerden kaçırılıyor. Bizden kaçırıp kendileri incelese bari, görmek istemeyen aynalar kırar hesabı el yordamıyla, temenniyle gelecek öğretim yılını planlıyor birileri. Bakanlıkta bile değil, sarayın arka odalarında. Söylediğimiz işitilse tersini yaparlar bilirim. Temenni gibi diyeyim, (bari değil öncelikle) sanata, spora açın okulları. Uzaktan verdiğinizi iddia ettiğiniz ne varsa, böbürlendiğiniz gibi kabul. Aralarında spor yoktu, sanat yoktu, kontrollü de olsa sosyalleşmek yoktu, oyun yoktu. Yetişkinlere bile ağır gelen salgının kuşatılmışlığını hafifletecek, zihni ve bedeni sağlıklı tutacak, öğrenmenin en keyifli yollarını açan unsurlardan mahrum kaldı çocuklar. Okullar tümden açılsa da kayıp 1,5 yılın telafisi adına beden eğitimi, görsel sanatlar, müzik derslerinden çalınır korkarım. Özellikle ilkokullarda resmi programda durur, top oynayacağınıza kerrat cetveli ezberleyin olur pratiği. Bakanlığa zerre güvenim yok ama nitelikli öğretmenlere, insaflı idarecilere ve en çok da velilere yalvarıyorum. Bu dersler yetmez, diğer tüm derslerin içinde de oyun olsun, sanat olsun, yaratıcılık, sosyallik, öğrencilikte aynılıkların değil eşsiz benzemezliklerin ortaya saçılabileceği eğitim ortamları kuralım. Ruhlar ve bedenler onarılmadan dimağ açılmayacak, akademik başarı gelmeyecek zaten. Örselenmiş öğrencileri, endişeli velileri ve elbet öğretmenleri rehabilite etmeden olmaz!

Eğiterek zarar vermek deyince ilk akla geleni en başa yazmadım ama hepimiz biliyoruz hatta sebep olanlar da biliyor konuyu. Güya dini eğitim verme kisvesinde bazen resmi, bazen gayrı resmi ama illa sistematik zarar. Beyin dumuru ile başlayan, sosyal, psikolojik, davranışsal arazlar bıraktıran cinsten bir eğitim. Her şeyin merak konusu olduğu erken çocukluk döneminde “şüphe etme, dinden çıkarsın” ilkesini belleterek başlatılan eğitim. Sübyan mektepleri boşuna değil, memeden koparıp tekkeye alacaklar neredeyse! Distopya! Din ne diyorsa o= ben ne diyorsam o denkliğine ulaşıyor kolayca, eğitenin niteliğine bile değil insafına terk çocuklar…

Yoksulluktan beslenen çocuk pazarı. Devletin eğitimden çekildiği köylerden başlayarak tarikat yurtlarına, tekkelere, yatılı kurslara kadar binlercesi belki de milyonlarca çocuğumuzu “eğitiyor”. Belki diyorum, MEB dahi kaç kurum ve kaç çocuktan bahsediyoruz bilmiyor yahut bilmezden geliyor. Biz resmi protokolleri biliyoruz ama. Öğretmen atamaya yetmeyen bütçelerin hikmeti kendinden menkul cemaat ve tarikatlarla nasıl projelendirildiğini görüyoruz. Bir zaman önce FETÖ ile yürüyen MEB projeleri bugün METÖ ile yürüyor, yarın ZETÖ ye kadar yolu var.

ORTADA KURTARILACAK BİR GELECEK KALMAYACAK

İktidarlarının devamını cehaletle garanti altına almaya çalışan muktediri “eğitimi yoluna koyamadılar, beceremediler” diye naif şekilde eleştirenler var hala. Komik bile değil. Bunun bir tercih olduğunu anlamak için daha ne olmalı? Mülteci akınını ve onların çocuklarına verilen/verilmeyen eğitimi de öyle okumalı. Biz yeterince, saraydakini tatmin edecek denli, “dini” yatılı kurslara kurban edecek kadar, bakamayacak kadar çok üreyemedik. Çok üreyenler gelsin, çocukları devşirilsin. Aranan kan inançta yakın bulunan Taliban neslinde bulunur belki de? Daha dindar (?!) daha kindar olmaz mı böylesi?

Bir yerde durduramazsak, akıldan bilimden yana, laik ve liyakatli bir kadroyla, demokratik yollarla önce ülkenin sonra da eğitimin dümenine geçmezsek neslin bir sonraki nesli devşirmesi yoluyla ortada kurtarılacak bir gelecek kalmayacak, kendi canımızı kurtarabilirsek ne ala. Dogmalarla, militanca, akıl ve bilimden uzak yetişen, yetişkine evrilen birinin kendinden olmayana tahammülü olmuyor, olmaz. Birlikte yaşar giderizciler kaçar gider önce.

Yandık bittikli bir mesaj vermek istemem ama henüz bitmesek de yanıyoruz dostlar. Bilmek gerek, bilmenin sorumluluğunu almak gerek. Muhalif olduğumuz sürece elimizin erdiğini çekip kurtaracağız ama asıl yarın iktidara gelecek gibi “nasıl düzeltiriz”i çalışacağız. O yarın çok da uzak olmayabilir. Böyle de olmaz dediğimiz ne varsa, buyur sen yap denilecek. Bütçemiz, nitelikli kadromuz, eğitime hevesli bir nesil dahi bulamayabiliriz. Bir yangın yerini soğutur gibi, topraktan uzağa düşmüş bir tohumu eker gibi, kurumuş fidanlara su verir gibi çalışacağız. Başöğretmenin izini kovalayarak seferberlik diyorum, çok çalışmak diyorum, eğitimde reform değil devrim diyorum, gönüllülük diyorum. Beni yazın ilk sıraya!


mektepli-tebesir-bulten_sayi16
Mektepli Gazete | Eğitimde dibin dibi... Siyasi bir bilinçle ve tercihen neslimize zarar verildi